Beyaz Saray Toplantısında ‘Gazze Riviera’sı’ Konuşuldu
Başkan Trump, Beyaz Saray’da İsrailli yetkililer, kendi ulusal güvenlik ekibi ve özel davetlilerle Gazze’nin savaş sonrası geleceğine dair kritik bir toplantıya başkanlık etti. Görüşmede savaşın bitirilmesine dair seçenekler, Gazze’nin kim tarafından yönetileceği ve nasıl yeniden inşa edileceği gibi konuların ele alındığı bildirildi. Toplantı, İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı sürdürdüğü savaşın ikinci yılında, insani krizin eşi görülmemiş boyutlara ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. İsrail yönetimi Gazze’ye büyük bir operasyon hazırlığı yaparken, uluslararası toplum hem insani felaketin boyutlarını hem de savaşın siyasi sonuçlarını sorguluyor.
Washington’daki görüşmenin zamanlaması özellikle dikkat çekici. Zira Eylül ayında toplanacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Fransa ve Kanada’nın da aralarında bulunduğu bazı Batılı ülkelerin Filistin devletini resmen tanımaya hazırlandıkları biliniyor. Bu ihtimal hem İsrail hem de ABD açısından kritik bir diplomatik sınav niteliğinde. İsrail ve Washington yönetimleri, bu tür bir adımın “Hamas’ın sürdürdüğü savaşa rağmen ödüllendirilmesi” anlamına geleceğini savunuyor. Böyle bir gelişmenin savaşın gidişatını siyasi olarak da İsrail aleyhine çevireceği düşünülüyor. Bu nedenle Trump yönetimi, BM zirvesi öncesinde masaya somut bir savaş sonrası plan koyarak hem uluslararası toplumun tepkilerini yatıştırmayı hem de Filistin devletini tanıma girişimlerini engellemeyi hedefliyor.
Toplantıya Trump’ın Ortadoğu özel temsilcisi Steve Witkoff, damadı ve eski başdanışmanı Jared Kushner, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Dışişleri Bakanı ve aynı zamanda ulusal güvenlik danışmanı olan Marco Rubio, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve diğer üst düzey yetkililer katıldı. İsrail tarafında ise Başbakan Netanyahu’ya en yakın isimlerden biri olan Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer toplantıya sonradan dahil edildi. Trump’ın danışman ekibinde Kushner’in varlığı dikkat çekici bulundu. İlk döneminde Abraham Anlaşmaları’nı imzalatarak İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasındaki normalleşmeyi sağlayan Kushner, şimdi de savaş sonrası Gazze için yatırım ve güvenlik mimarisi kurma fikrini öne çıkarıyor.
Kushner ve Blair, Gazze’nin geleceği için daha önce geliştirdikleri fikirleri ilk kez Trump’a sundular. Bu fikirler arasında Gazze’nin savaş sonrası nasıl yönetileceği, güvenlik sorumluluğunun kimler tarafından üstlenileceği ve yeniden inşa sürecine uluslararası yatırımların nasıl çekileceği gibi başlıklar öne çıktı. Özellikle Körfez ülkelerinden finansman sağlanması ve Batılı devletlerin teknik destek vermesi gibi seçenekler değerlendirildi. Ancak henüz taraflar arasında uzlaşı sağlamış ve sahada uygulanabilir detaylı bir modelin ortaya çıkmadığı belirtiliyor. Kaynaklara göre bu planlar, şimdilik fikir aşamasında olup Trump’ın onayına sunulan ilk taslaklar niteliğinde. Bu durum, savaş sonrası Gazze için hâlâ büyük bir belirsizliğin hâkim olduğunu ve sürecin daha uzun bir diplomatik pazarlık gerektireceğini gösteriyor.
Trump’ın bu süreçteki temel hedefi, hem savaşı sona erdirecek bir yol haritası oluşturmak hem de ABD’nin bölgede liderlik rolünü yeniden tesis etmek. Özel temsilcisi Witkoff’un “yıl sonuna kadar savaş bitebilir” açıklaması bu iddiayı güçlendiriyor. Ancak Trump’ın geçmişte Gazze için dillendirdiği “lüks tatil beldesi” hayali ve bazı açıklamalarında Filistinlilerin başka yerlere yerleştirilmesi gibi fikirler, planın insani boyutuna dair kuşkular uyandırıyor.
Trump’ın ekibinde uzun süredir dile getirilen “Gazze’yi bir Riviera’ya dönüştürme” fikri, Beyaz Saray’daki toplantıda yeniden gündeme geldi. Ancak bu vizyon, Filistinli temsilcilerin ve Arap devletlerinin toplantıya davet edilmemesi nedeniyle başından itibaren tartışmalı bir nitelik taşıyor. Jared Kushner’in Filistin devletini reddeden ve İsrail yerleşimlerini destekleyen tutumu, Tony Blair’in ise iki devletli çözüm perspektifiyle toplantıya katılması bu çelişkiyi daha da belirginleştirdi. İnsan hakları örgütleri ve Filistinli sivil toplum kuruluşları, savaştan yıkılmış bir toprak parçasını yerli halkı dışlayarak yatırımcılar için turistik bir “oyun alanına” dönüştürme hayalini sömürgeci mantığın bir uzantısı olarak değerlendiriyor. “Gazze Riviera” projesi, barış veya kalkınma vizyonu sunmaktan çok, zorla yerinden edilme ve ekonomik fırsatçılığı meşrulaştıran tehlikeli bir fantezi niteliğinde.
Hamas geçtiğimiz haftalarda, Katar ve Mısır’ın sunduğu 60 günlük ateşkes planını kabul ettiğini açıklamıştı. Bu plan, Hamas’ın elindeki 10 rehinenin serbest bırakılması karşılığında Filistinli tutukluların tahliyesini ve ardından kalıcı bir ateşkes için müzakerelere başlanmasını öngörüyordu. İsrail bu öneriye henüz net bir yanıt vermiş değil. Arap arabulucular ise ABD ve İsrail’in henüz kendilerine kapsamlı bir savaş sonrası plan sunmadığını belirtiyor. Bu durum, Trump yönetiminin “çok kapsamlı bir plan” hazırladığına dair açıklamalarla çelişiyor.
Toplantının gerçekleştirilmesinde İsrail iç siyasetindeki baskıların da belirleyici olduğu ileri sürülüyor. Kamuoyu yoklamalarına göre İsraillilerin yaklaşık yüzde 80’i rehinelerin serbest bırakılması karşılığında savaşın sona erdirilmesini destekliyor. Sokaklarda yüzbinlerce kişinin katıldığı protestolar Netanyahu hükümetine “anlaşma yap” baskısı yapıyor. Buna rağmen Netanyahu, Eylül ayında 60 bin yedek askeri göreve çağırarak Gazze’ye büyük bir operasyon hazırlığına girişmiş durumda. Bu çelişki, İsrail’deki siyasi liderliğin hem ulusal kamuoyu hem de uluslararası toplum tarafından giderek daha sıkıştırıldığını gösteriyor. Trump’ın Washington’da başlattığı diplomatik çabaların bu baskıları hafifletip hafifletmeyeceği ise belirsiz.
Beyaz Saray’daki toplantı Gazze’nin geleceğine dair net bir yol haritası ortaya koymaktan ziyade, tarafların pozisyonlarını test ettiği ve olası senaryoları tartıştığı bir görüşme oldu. İsrail’in güvenlik kaygıları Hamas’ın tamamen devre dışı bırakılması talebiyle birleşirken; Arap arabulucular ve uluslararası toplum, insani kriz ve siyasi çözüm ihtiyacına dikkat çekiyor. Trump yönetimi ise hem BM Genel Kurulu öncesi diplomatik baskıyı azaltmak hem de ABD’nin Ortadoğu’daki liderliğini yeniden tesis etmek için süreci hızlandırmaya çalışıyor. Ancak Hamas’ın şartları reddetmesi, İsrail’in askeri hazırlıkları ve Filistin devletini tanımaya yönelik uluslararası girişimler göz önünde bulundurulduğunda, kısa vadede kalıcı bir çözüme ulaşmak oldukça güç görünüyor.