ICE’a Tepki Büyüyor
Minnesota’da Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nın (ICE) operasyonlarını protesto eden bir Amerikalı’nın silahla vurularak öldürmesiyle başlayan olaylar giderek büyüyor Göçmen nüfusun yoğun olduğu bir eyalet olarak öne çıkan Minnesota’da, Amerikalılar göçmenleri korumak amacıyla protesto gösterileri düzenlerken, devriye gezen ICE personelinin faaliyetlerini de engellemeye çalışıyor. Trump yönetimi ise bu tepkilere rağmen geri adım atmıyor ve eyalet genelindeki operasyonları sürdürmeye devam ediyor. ICE personelinin özellikle Demokratların güçlü olduğu stratejik eyaletleri hedef alması, operasyonların arka planında siyasi saiklerin bulunduğu yönündeki eleştirileri de güçlendiriyor. Trump’ın uyguladığı göç politikaları kamuoyunda geniş tepki toplarken, bu sürecin 2026 ara seçimlerinde seçmen davranışına nasıl yansıyacağı kritik bir tartışma alanı olarak öne çıkıyor.
Trump, Minnesota’daki protestoları gerekçe göstererek 1807 tarihli İsyan Yasası’nı (Insurrection Act) devreye sokabileceğini açıkladı. Sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşımda Trump, eyalet yönetiminin protestocuları ve “isyancıları” durdurmaması hâlinde bu yasayı uygulamaya koyacağını duyurdu. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt ise kararın tamamen Başkan’ın yetkisinde olduğunu vurgulayarak, “Trump açık ve net bir mesaj verdi. Demokrat liderler ICE görevlilerine yönelik şiddeti teşvik ediyor” ifadelerini kullandı. Normal şartlarda iç güvenliğin polis ve yargı mekanizmaları tarafından sağlandığı ABD’de, İsyan Yasası federal askerî güçlerin ülke içinde konuşlandırılmasına imkân tanıyor. Ancak yasanın kapsamı oldukça muğlak olup, başkanın tek taraflı değerlendirmesine dayanıyor. ABD tarihinde yalnızca 30 kez uygulanan bu yasa, en son 1992 Los Angeles isyanları sırasında devreye sokulmuştu.
Trump’ın bu açıklamaları Minnesota’daki yerel yöneticilerden sert tepki aldı. Minnesota Valisi Tim Walz, Trump’ın gerilimi tırmandırmak yerine “tonunu düşürmesi” gerektiğini belirterek, yaşanan süreci “bir intikam kampanyası” olarak tanımladı. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ise hâlihazırda eyalette yaklaşık 3.000 ICE personelinin konuşlu olduğuna dikkat çekerek, “Minnesota’nın ihtiyacı ICE’ın gitmesi, daha fazla asker değil” ifadelerini kullandı.
Öte yandan ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Minnesota Valisi Tim Walz, Başsavcı Keith Ellison ve Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey başta olmak üzere bazı eyalet yetkilileri hakkında ICE personelinin çalışmalarını engelledikleri iddiasıyla soruşturma başlattı. Soruşturmanın, Minnesota’nın geçtiğimiz hafta federal hükümete açtığı davanın hemen ardından gelmesi dikkat çekti. Eyalet yetkilileri bu adımın siyasi saiklerle atıldığını ve Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına yönelik eleştirileri bastırmayı amaçladığını savundu. Vali Walz, soruşturmayı “siyasi tiyatro” olarak nitelendirirken, Başsavcı Ellison süreci açık bir “intikam kampanyası” olarak tanımladı. Artan toplumsal gerilime karşı önlem almak isteyen Trump yönetimi, bölgeye Başkan Yardımcısı J.D. Vance’i gönderdi. Minneapolis’e yapılan bu ziyaretin amacı, göçmenlik politikalarını kamuoyunda savunmak ve destek toplamak olarak öne çıkarken, Vance yaşanan gerilimden “aşırı sol” grupları sorumlu tuttu.
ABD kamuoyunda, Başkan Trump’ın ikinci döneminde ICE tarafından yürütülen operasyonlara yönelik memnuniyetsizlik ciddi biçimde artmış durumda. İnsan hakları savunucuları, yaşananların ardından Kongre’yi ICE’a verilen sınırsız bütçeyi sınırlandırmaya ve yapısal reformlar gerçekleştirmeye çağırıyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), bu süreci “bir kırılma noktası” olarak nitelendiriyor. Bu operasyonların arka planında, geçtiğimiz aylarda Kongre’den geçen ve “Big Beautiful Bill” adıyla bilinen devasa vergi düzenlemesi bulunuyor. Bu yasa kapsamında ICE için önümüzdeki dört yıl için 75 milyar dolarlık ek bütçe ayrıldı. Bunun 45 milyar doları gözaltı kapasitesini artırmak, 30 milyar doları ise operasyonel faaliyetleri genişletmek için kullanılacak. Bu düzenleme ile birlikte ICE, ABD’nin en büyük bütçeye sahip federal kolluk kuvvetine dönüştü. Kamuoyu araştırmaları, göçmenlik politikalarına yönelik rahatsızlığın toplum genelinde de yaygınlaştığını gösteriyor. Son anketlere göre, katılımcıların %52’si ICE’ın toplumu daha güvensiz hale getirdiğini, %61’i ise uygulamalarını “aşırı sert” bulduğunu belirtti. Trump ise kamuoyundaki bu değişimi “yanlı medya”nın etkisine bağlayarak, ICE’ın gerçekleştirdiği tutuklamaların suç işlemiş yasadışı göçmenlere yönelik olduğunu vurguladı.
Trump yönetiminin göçmenlere yönelik sert politikaları yalnızca Minnesota ile sınırlı kalmadı. Bu hafta yeni bir adım atan yönetim, Maine eyaletini hedef alan geniş çaplı bir sınır dışı operasyonu başlattı. İç Güvenlik Bakanlığı tarafından da doğrulanan bu operasyonda, ICE personelleri göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde baskınlar gerçekleştirmeye başladı. Operasyonun özellikle Maine’de yürütülmesi dikkat çekiyor. Demokrat Vali Janet Mills ile Başkan Trump arasında uzun süredir devam eden siyasi gerilim, bu hamlenin arka planındaki temel dinamiklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Vali Janet Mills ise Trump yönetimini eyaleti operasyon öncesinde bilgilendirmemekle suçladı. Operasyondan bir hafta önce federal yetkililerle iletişime geçmeye çalıştığını, ancak yanıt alamadığını belirten Mills, bu tarz bir operasyonun sivil hakları tehdit ettiğini ve Maine halkı tarafından hoş karşılanmayacağını vurguladı. Trump ve Mills arasındaki siyasi çekişme uzun süredir kamuoyunun gündeminde yer alıyor. Geçen yıl Beyaz Saray’daki bir vali toplantısında Trump, Mills’i açıkça hedef almış ve itaatsizlik hâlinde federal yardımların kesileceği tehdidinde bulunmuştu. Bu yıl Mills, 2026 Senato seçimlerinde Cumhuriyetçi Susan Collins’e karşı aday olacağını duyurdu ve Trump yönetiminin Maine’e yönelik baskısı, sadece göç politikası değil, aynı zamanda Demokrat bir rakibini zayıflatmaya yönelik bir siyasi strateji olarak da yorumlanıyor.
Trump yönetiminin göç politikaları, yalnızca sınır güvenliği ya da yasa dışı göçmenlerle mücadele başlıkları üzerinden değil, doğrudan iç siyasi dengeyi şekillendirme ve muhalif eyalet yönetimlerini hedef alma stratejisi üzerinden de okunabilir. Minnesota ve Maine örnekleri, federal otoritenin yerel yöneticilerle yaşadığı çatışmaların sadece idari değil, ideolojik ve seçim hesaplarına dayandığını da gözler önüne seriyor. ICE’ın genişleyen yetkileri, artan bütçesi ve kamuoyundaki negatif algısı ise bu stratejinin sosyo-politik maliyetini büyütüyor. Tüm bu gelişmelerin 2026 ara seçimlerinde nasıl yankı bulacağı, sadece Trump yönetiminin değil, ABD’deki yürütme-yargı-yasama dengelerinin ve toplumsal kutuplaşmanın geleceği açısından da belirleyici bir dönüm noktası olacak.