Trump’tan İran’daki Protestoculara Destek
İran’da Aralık ayı sonunda başlayan protestolar rejim krizine dönüşürken olayları yakından izleyen Trump yönetimi protestoculara açık destek verdi. Göstericilerin öldürülmeye devam edilmesi hâlinde “çok sert karşılık verileceği” uyarasında bulunan Başkan Trump, İran rejimiyle yürütülmesi planlanan tüm diplomatik temasların iptal edildiğini açıkladı ve Amerikalılara İran’ı terk etmeleri çağrısında bulundu. Trump’ın uyarıları askeri müdahale ihtimalini gündeme taşırken başta Suudi Arabistan olmak üzere körfez ülkeleri Washington’u böyle bir girişimde bulunmama konusunda uyardı.
İran’da yüksek enflasyon, ulusal para biriminin hızla değer kaybetmesi ve temel tüketim maddelerine ulaşmanın zorlaşması gibi ekonomik nedenlerle başlayan gösteriler, kısa sürede siyasi bir boyut kazandı. Artan hayat pahalılığı ve düşen gelirler toplumun geniş kesimlerinde yönetime yönelik tepkiyi büyütürken protestocular, yalnızca ekonomik iyileştirmeler değil, İslam Cumhuriyeti’nin sona erdirilmesi ve köklü bir rejim değişikliği talep etmeye başladı. Güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri ve can kayıplarının artması ise süreci yalnızca bir iç güvenlik meselesi olmaktan çıkararak, uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken bir insan hakları ve yönetim krizine dönüştürdü. İran’daki halk hareketi daha önceki protestolara kıyasla daha geniş kapsamlı ve daha açık biçimde sistem karşıtı bir görünüm sergiliyor.
İran’daki protestolara ilişkin açıklamalarda bulunan Başkan Trump bir yandan İran’daki göstericilere yönelik sembolik destek mesajları verirken, diğer yandan Tahran’a karşı sert ve caydırıcı bir dil kullandı. Trump’ın “yardım yolda” gibi ifadeleri, doğrudan bir askerî ya da siyasi müdahale vaadinden çok, İran yönetimine yönelik psikolojik ve diplomatik bir baskı mesajı olarak yorumlanıyor. Trump’ın tehditle etki yaratma amacında olduğu düşünülse de kullandığı sert dil, Washington’un ne ölçüde ve hangi yönde adım atabileceğine dair belirsizliği artırmış durumda.
ABD’nin diplomatik temasları kesmesi, İran’la ilişkilerde yalnızca geçici bir gerilim artışına değil, bilinçli bir siyasi tercih değişikliğine işaret ediyor. Bu adım, Washington’un Tahran’daki yönetimi muhatap alarak sorun çözme yolunu terk ettiğini ve rejimle yürütülebilecek her türlü müzakereyi askıya aldığını gösteriyor. Diplomatik kanalların kapatılması, kriz yönetiminde arka kapı diplomasisi, arabuluculuk ve gerilimi düşürücü temasların da devre dışı kalması anlamına geliyor. Bu durum, ABD’yi fiilen İran iç siyasetinde taraflardan biri konumuna iterken, Tahran’a da protestoları “dış müdahalenin sonucu” olarak sunma imkânı tanıyor. Dolayısıyla bu politika, kısa vadede baskıyı artırsa da uzun vadede hem çatışma riskini yükseltiyor hem de çözüm için gerekli diplomatik manevra alanını daraltıyor.
Askerî seçeneklerin yeniden gündeme gelmesi, Trump yönetiminin İran’a yönelik baskıyı artırdığını gösteriyor. Trump’ın Tahran’ı “çok sert vurma” tehdidi, Washington’da diplomatik ve ekonomik araçların yanı sıra hava saldırıları ve siber operasyonlar gibi askerî seçeneklerin değerlendirildiğine işaret ediyor. Ancak İran gibi güçlü bir devlet geleneğine ve siyasal olarak mobilize bir topluma sahip bir ülkede, sınırlı bir askerî müdahale bile beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Böyle bir adım, protestoları zayıflatmak yerine dış tehdit algısını güçlendirerek milliyetçi tepkileri artırabilir ve rejimin etrafında geçici bir toparlanmaya yol açabilir. Bu nedenle askerî baskının kısa vadede rejimi zayıflatmak yerine güçlendirme riski taşıdığı değerlendiriliyor.
Askerî müdahale ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi, ABD’nin bölgedeki müttefikleri arasında da ciddi kaygılara yol açtı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez ülkeleri, Washington’u İran’a yönelik doğrudan bir askerî adım atmaktan caydırmaya çalışırken daha temkinli bir yaklaşım benimsiyor. Riyad açısından İran’daki rejimin zayıflaması ilk bakışta stratejik bir kazanım gibi görünse de kontrolsüz bir çöküş senaryosunun ciddi riskler barındırdığı değerlendiriliyor. Böyle bir durumun enerji piyasalarında sert dalgalanmalara yol açabileceği, Körfez’de güvenlik boşlukları yaratabileceği ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebileceği endişesi öne çıkıyor.
İsrail yönetimi ise İran’daki rejim karşıtı protestolara temkinli ve sınırlı bir destek politikasıyla yaklaşıyor. Başbakan Netanyahu, protestocuların “özgürlük mücadelesini” desteklediklerini belirtse de bu tutum retorik düzeyde kalıyor ve doğrudan müdahaleden kaçınılıyor. İsrail yönetimi, görünür bir adımın protestoları “dış komplo” olarak çerçeveleyerek rejimi güçlendirebileceği görüşünde. Bu nedenle Netanyahu, ABD ile koordinasyonu önceleyerek askeri inisiyatifi Trump yönetimine bırakmayı tercih ediyor. Aynı zamanda Rusya Putin üzerinden kurulan dolaylı temaslarla saldırı niyeti olmadığı mesajı iletilerek gerilimin kontrol altında tutulması hedefleniyor.
Küresel güç dengeleri açısından bakıldığında, İran’a yönelik olası bir ABD askerî müdahalesinin etkileri Orta Doğu’nun çok ötesine uzanabilecek nitelik taşıyor. Böyle bir senaryonun, Rusya ve Çin’i daha açık ve net biçimde Tahran’ın yanında konumlanmaya itebileceği değerlendiriliyor. Her iki devlet de ABD’nin tek taraflı askerî adımlarına karşı çıkarken, İran krizini Washington’un küresel etkisini dengeleyecek bir fırsat alanı olarak görüyor. Avrupa Birliği ise askerî müdahaleye mesafeli durarak, insan hakları ihlallerine odaklanan yaptırımlar ve diplomatik baskı araçlarını tercih ediyor. Bu tablo, ABD’nin İran konusunda giderek yalnızlaşma riskini artırırken, Orta Doğu’da mevcut dengeleri zorlayabilecek yeni, kırılgan ve geçici ittifakların ortaya çıkmasına da zemin hazırlıyor.
İran’daki protestolar, yalnızca iç dinamiklerle sınırlı olmayan, bölgesel ve küresel dengeleri etkileyen bir krize dönüşmüş durumda. Trump yönetiminin sert söylemi ve baskı politikası kısa vadede rejim üzerinde psikolojik bir etki yaratmayı hedeflese de askerî müdahale ihtimali hem protestoların seyrini tersine çevirebilecek hem de bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilecek riskler barındırıyor. Körfez ülkelerinin, İsrail’in ve küresel aktörlerin temkinli tutumu, krizin kontrol altında tutulmaya çalışıldığını gösterirken mevcut tabloda İran dosyası, çatışmadan kaçınma ile baskıyı sürdürme arasında hassas bir denge üzerinde ilerliyor.