Demokrat Senatöre İsyana Teşvik Suçlaması
Venezuela açıklarında ABD Donanması tarafından uyuşturucuyla mücadele kapsamında düzenlenen operasyonlar ve Trump yönetiminin tartışmalı askeri kararlarıyla birlikte, başkanın yetkileri üzerine tartışmalar yeniden gündeme geldi. Özellikle Venezuala’da bazı teknelere yönelik doğrudan müdahaleler, yürütme erkinin askeri komuta zincirine ne ölçüde müdahil olabileceği ve bu yetkinin meşruiyeti konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu. Başkan Trump’ın güvenlik güçlerini siyasi bir araç olarak kullanmakla suçlanması, eleştirilerin odağına yerleşti. Tartışmalar, Demokrat Senatör Mark Kelly’nin beş mevkidaşıyla birlikte yayımladığı videoda, askerlerin “hukuka aykırı emirleri reddetme yükümlülüğü”nü vurgulamasıyla daha da büyüdü. Bu çıkışın ardından Pentagon, Senatör Kelly hakkında resmi bir soruşturma başlatıldığını kamuoyuna açıkladı. Başkanlık makamının askeri otoriteyi ne ölçüde yönlendirebileceği meselesi, bu gelişmeler ışığında Amerikan kamuoyunda yeniden sorgulanmaya başlandı.
ABD Senatörü Mark Kelly hakkında başlatılan soruşturma, yalnızca bireysel bir siyasetçiyi hedef almakla kalmayıp, Trump yönetiminin ordu, hukuk ve muhalefet arasındaki güç dengesini nasıl yeniden tanımlamaya çalıştığını da gözler önüne seriyor. Kelly’nin de aralarında bulunduğu toplam altı Demokrat senatörün yayımladığı videoda, askerlerin “hukuka aykırı emirleri reddetme yükümlülüğü”ne dikkat çekilmesi, Pentagon tarafından “sadakat ve disiplin” çizgisinin aşılması olarak değerlendirildi ve bu gerekçeyle Kelly hakkında resmi soruşturma başlatıldı. Videoda yer alan “yasa dışı emirleri reddedebilirsiniz” şeklindeki ifadeler, özellikle muhafazakâr çevrelerde askeri emir komuta kademesini zayıflatma girişimi olarak yorumlandı. Pentagon, “ciddi suistimal iddiaları” gerekçesiyle resmi bir inceleme başlatıldığını açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth söz konusu açıklamaları “isyana teşvik”olarak nitelendirdi.
Amerikan kamuoyunda eski bir donanma subayı ve astronot olarak büyük saygı gören Kelly, 2011 yılında kaptan rütbesiyle emekli olduktan sonra siyasete atıldı ve 2020 yılında Senato’ya seçildi. Ulusal güvenlik ve savunma konularında aktif bir politik figür olarak öne çıkan Kelly’nin emekliliğine rağmen, 20 yılı aşkın hizmet süresi nedeniyle ABD askeri yasaları kapsamında hâlâ bazı yükümlülüklere tabi tutuluyor. Bu bağlamda son açıklamalarının ardından Kelly’nin maaşının kesilmesi veya rütbesinin düşürülmesi gibi idari yaptırımların gündeme geldi. Kelly ise bu sürecin demokratik normlarla bağdaşmadığını savunmakta ve siyasetin ordu üzerinde baskı kurmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Senatör Kelly ve diğer beş senatörün hukuki dayanağı, ABD Askerî Ceza Kanunu (UCMJ) çerçevesinde şekilleniyor. Bu yasa, askerlerin açıkça yasa dışı olan emirleri yerine getirme yükümlülüğü olmadığını belirtiyor. Bu ilkenin çarpıcı bir örneği, Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşen My Lai Katliamı’nda “sadece emirleri uyguluyordum” savunmasının mahkeme tarafından reddedilmesine dayanıyor.
Senatöre, Cumhuriyetçilerden tepkiler gelirken Trump da sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarda söz konusu açıklamaları “vatan hainliği” olarak nitelendirdi. Trump’ın böyle bir suçın idamla cezalandırılmasını ima etmesi ise tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı. Savunma Bakanı Hegseth ise yalnızca Kelly’yi “isyana teşvikle” suçlamakla kalmadı, aynı zamanda askeri üniformasını düzgün taşımamakla da eleştirdi. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Kelly’nin madalyalarını yanlış sırada taktığını ve tekrar göreve çağrılması durumunda öncelikli olarak “üniforma denetimi” yapılacağını belirti. Hegseth’in bu açıklamaları, görevdeki askerî personele yönelik dış görünüşe dayalı disiplin standartlarını yeniden tanımlama girişimiyle de bağlantılı olarak yorumlanabilir. Daha önce de “şişman generaller” söylemi üzerinden yürüttüğü beden standardı oluşturma çabası kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştu.
Hakkında başlatılan soruşturmaya rağmen kamuoyuna açık eleştirilerini sürdüren Kelly, Savunma Bakanı Hegseth’i “tamamen niteliksiz” olarak tanımlarken ve Trump yönetiminin söz konusu videoya verdiği sert tepkiyi “demokrasilerin nasıl öldüğüne” dair çarpıcı bir örnek olarak sundu. Kelly, “İfade özgürlüğü herkes için geçerlidir; sadakat başkana değil, anayasaya gösterilmelidir” diyerek yürütmenin bu tepkisinin demokratik değerlerle bağdaşmadığını ileri sürdü.
Askerî emirlerle ilgili tartışmalar uzun süredir gündemde olsa da, son dönemde yeniden alevlenmesinin temel nedeni, Kasım 2025’te ABD’nin Venezuela açıklarında düzenlediği bir operasyon oldu. “Uyuşturucu taşıdığı” iddia edilen bir teknenin vurulması sonucu üç kişi hayatını kaybetti. Bu olay, Eylül ayından bu yana Karayipler ve Doğu Pasifik’te düzenlenen 21. saldırıydı ve toplamda yaklaşık 80 kişi bu saldırılarda öldürüldü. Pentagon bu operasyonları “narkoterörizmle mücadele” kapsamında gerçekleştirdiğini belirtse de, uluslararası hukukçular söz konusu saldırıları yargısız infaz olarak nitelendiriyor. Bugüne kadar öldürülen kişilerin uyuşturucu kaçakçısı ya da terörist olduklarına dair kamuoyuna sunulmuş somut bir kanıt bulunmuyor.
Trump yönetiminin Pentagon ve genel olarak askerî politikalara yaklaşımını anlamak açısından, muhafazakâr düşünce kuruluşu Heritage Foundation tarafından hazırlanan Project 2025 önemli bir perspektif sunuyor. Bu proje, başkanlık makamına olağanüstü geniş yetkiler tanırken, orduyu da siyasi müdahalelere açık hale getirmeyi hedefliyor. Pentagon’un “sorunlu” bir kurum olarak tanımlandığı raporda, Biden yönetiminin orduyu zayıflattığı öne sürülüyor. Projenin en dikkat çekici önerilerinden biri, başkanın general ve amiral terfilerini gözden geçirme yetkisini genişletmesi ve bu kişileri siyasi saiklerle görevden alabilmesini mümkün kılması oalrak dikkat çekiyor. Project 2025’in genel yaklaşımı, sivil-asker ilişkilerinde yürütme lehine güç dengesini bozarken, aynı zamanda Kongre’nin anayasal yetkilerini sınırlamayı amaçlamaktadır.
Son aylarda, Trump’ın özellikle Demokratların yoğunlukta olduğu eyaletlerde artan suç oranlarını gerekçe göstererek, bu bölgelerde Ulusal Muhafızları devreye sokma stratejisi de kamuoyunda geniş yankı bulmuştu. Trump, başkent Washington da dahil olmak üzere birçok eyalete asker gönderme kararları almış, ancak bu uygulamalar çeşitli bölge mahkemeleri tarafından yetki aşımı olarak değerlendirilmiş ve federal ordunun eyalet yönetimlerine müdahalesi yargı yoluyla sınırlandırılmaya çalışılmıştı. Bu gelişmeler, Trump’ın yalnızca askeri kurumları dönüştürme niyetinde olmadığını, aynı zamanda orduyu iç politikada bir siyasi enstrüman olarak kullanma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Ulusal güvenlik söylemi üzerinden meşrulaştırılan bu müdahaleler, ABD’nin yerleşik sivil-asker dengeleri açısından dikkat çekici bir örnek teşkil ediyor.
Kamuoyu araştırmaları da Amerikan halkının bu konudaki hassasiyetini yansıtıyor. 2025 yılı itibarıyla halkın %62’si orduya “çok fazla” ya da “oldukça fazla” güvendiğini belirtse de, Trump’ın söylemleri, ordunun siyasi bir araç olarak algılanması riskini artırıyor. Anketler, halkın önemli bir kesiminin bu müdahaleci tutuma tepki gösterdiğini ortaya koyarken çoğunluk, ordunun siyasetten bağımsız kalması gerektiğini savunuyor.
Senatör Mark Kelly’ye yönelik soruşturma ve Trump yönetiminin askeri iç siyasette giderek daha fazla araçsallaştırması, Amerikan demokrasisinin temel taşı olan sivil-asker ilişkilerine yönelik endişeleri artırıyor. Hukukun üstünlüğü, anayasal sadakat ve ifade özgürlüğü gibi ilkeler etrafında şekillenen bu tartışma, sadece bireysel bir siyasi figürle değil, aynı zamanda başkanlık yetkilerinin sınırları, askeri disiplinin bağımsızlığı ve demokratik denetimin geleceğiyle doğrudan bağlantılı olarak yorumlanabilir. Bir senatörün yaptığı açıklamalar nedeniyle isyana teşvik gibi ağır bir suçla suçlanması ise Amerikan siyasetinde her geçen gün artan kutuplaşmanın bir diğer yansıması olarak görülebilir.