Ukrayna Barış Planı Revize Ediliyor
Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmak için hazırlanan ve geçen hafta basına sızdırılan Trump’ın 28 maddelik barış planı ile ilgili tartışmalar devam ederken ABD ve Ukrayna heyetleri Cenevre’de bir araya gelerek planı her iki tarafın da kabul edebileceği hale getirmeye çalıştı. Görüşmelere ABD tarafında Dışişleri Bakanı Rubio, özel elçi Witkoff, Jared Kushner ve Savunma Bakanı Driscoll katılırken Ukrayna heyetine Zelenskiy’nin başdanışmanı Andriy Yermak başkanlık etti. Taraflar planı madde madde gözden geçirerek bazı tartışmalı hükümler üzerinde revizyon talep etmesiyle taslak 28 maddeden 19’a indirildi. Ukrayna, NATO üyeliği hedefi ve toprak bütünlüğü konusunda geri adım atmayacağını vurgularken; ABD, “ilerleme sağlandığını” açıklayıp görüşmelerin devam edeceğini duyurdu. Her iki ülke, nihai kararın devlet başkanlarının onayına bağlı olduğunu belirtti.
Geçen hafta, Trump yönetiminin hazırladığı 28 maddelik Ukrayna-Rusya barış planı Amerikan basını tarafından sızdırılmış, içerdiği hükümler nedeniyle hem Kiev’de hem Avrupa başkentlerinde sert tepki toplamıştı. Plan, Ukrayna’nın NATO üyeliğini ertelemesini, Donbas’ta fiili statüko ve toprak tavizlerini kabul etmesini, ordusunu ciddi ölçüde küçültmesini öngörüyordu. Ayrıca, Rusya’nın işgal ettiği bölgeleri elinde tutmasına ve yaptırımların gevşetilmesine kapı aralıyordu. Kiev bu taslağı “teslimiyet belgesi” olarak nitelendirirken, Avrupalı müttefikler de sınırların zorla değiştirilemeyeceği vurgusunda bulunmuştu. Sızan telefon kayıtları ve Witkoff’un Rus yetkililerle teması iddiaları ise planın “Moskova’ya yakın” hazırlandığı tartışmalarını derinleştirmişti.
Cenevre’de yapılan görüşmelerde Trump yönetiminin hazırladığı 28 maddelik taslağın 19 maddeye indirildiği ve bazı hükümlerin yumuşatıldığı kaydedildi. En önemli değişikliklerden biri, Ukrayna ordusuna getirilen sınırın 600 binden 800 bine yükseltilmesi, Avrupa ülkelerinin de bastırdığı bir revizyon olarak öne çıktı. NATO konusunda ise ilk taslaktaki “üyelik tamamen kapatılsın” yaklaşımı geri çekilerek, Ukrayna’nın gelecekteki üyelik ihtimalini hukuken imkânsız kılmayan daha muğlak bir ifade tercih edildi. Ayrıca güvenlik garantilerinin kapsamı genişletilmeden tanımı biraz daha netleştirilerek Rusya’nın gelecekte saldırması hâlinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin “koordineli yanıt vereceği” yeniden vurgulandı. Ancak bu garantilerin bağlayıcılığı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Kiev yönetimi ABD ile yapılan ortak açıklamada “ilerleme” ifadesini kullansa da kendi kırmızı çizgilerinden geri adım atmadı. Ukrayna, toprak devri, Donbas’ın kalan bölümünün kaybedilmesi ve işgal altındaki bölgelerin Rusya’ya hukuken tanınması gibi kritik maddeleri reddederken bu başlıklar liderler seviyesinde çözülecek “en hassas konular” olarak bırakıldı. Asker sayısının yükseltilmesi, esir değişimi, Rusya tarafından kaçırılan çocukların iadesi gibi konularda ilerleme sağlanırken NATO üyeliği konusunda ise plandaki yasaklayıcı ifadelerinin çıkarılması Ukrayna açısından bir kazanım olarak görülüyor.
Ukrayna açısından Cenevre sürecinin en zorlu yönü, Trump yönetimiyle ilişkileri bozmadan kendi “kırmızı çizgilerinden” ödün vermemeye çalışmak oldu. Washington ile yayımlanan ortak açıklama, yenilenen çerçevenin Ukrayna’nın “temel stratejik gereksinimlerini belli oranda karşıladığını” iddia ederek olumlu bir tablo çizmeye çalışsa da Kiev’in kendi açıklaması çok daha ihtiyatlıydı. Ukrayna tarafı, yalnızca “güvenlik, istikrar ve yeniden inşayı garanti edecek bir barış için birlikte çalışmayı sürdürme” taahhüdünü vurguladı ve planın tartışmalı maddeleri konusunda net bir kabul ifadesinden kaçındı. Bu temkinli tutum, Kiev’in hem iç kamuoyu baskısı hem de sahadaki askeri gerçeklik nedeniyle her adımı dikkatle tarttığını, revizyonlara rağmen planın hâlâ Ukrayna’nın egemenlik endişelerini gideremediğini gösteriyor.
Planın merkezinde yer alan toprak statüsü, NATO üyeliği ve yaptırımların geleceği konularını kırmızı çizgi olarak gören Kiev yönetimi, Donbas’ta hâlen elinde tuttuğu yerleri terk etmenin yalnızca askeri bir kayıp değil, aynı zamanda Rusya’ya gelecekteki saldırılar için stratejik bir sıçrama alanı sağlamak anlamına geleceğini savunuyor. NATO konusunda da benzer bir hassasiyet söz konusu. Ukrayna, üyelik hedefinin tamamen kapatılmasını “egemenlikten vazgeçme” olarak görüyor ve Avrupa’nın sunduğu karşı taslaktaki gibi, “üyeliğin müttefiklerin ortak mutabakatına bağlı olduğu, ancak şu aşamada böyle bir uzlaşı bulunmadığı” yönündeki daha esnek, kapıyı kapatmayan ifadeleri tercih ediyor. Kiev ayrıca yaptırımların Ukrayna’nın rızası olmadan gevşetilmesine veya kaldırılmasına karşı çıkıyor ve Batı’nın baskı araçlarının Rusya’ya karşı pazarlık unsuru olarak korunmasını istiyor.
Cenevre görüşmelerini genel olarak olumlu ve ilerleme kaydedilen bir süreç olarak değerlendiren Trump yönetimi, tartışmalı maddelere rağmen sürecin doğru yönde ilerlediği mesajını vermeye çalıştı. Yapılan resmî açıklamada müzakerelerin “yapıcı” geçtiği belirtilirken ortaya çıkan güncellenmiş çerçevenin hem Ukrayna’nın egemenliğine saygı duyması hem de “sürdürülebilir ve adil bir barış” hedefini koruması gerektiği vurgulandı. Dışişleri Bakanı Rubio, görüşmelerde yalnızca “birkaç hassas noktanın” açıkta kaldığını ve bunların da aşılabilir olduğunu söyleyerek iyimser bir mesaj verdi.
Avrupalı müttefikler, görüşmeleri temkinli bir iyimserlikle karşıladı ancak sürecin tamamen dışlarında yürütülmesinden rahatsızlık duyduklarını açıkça hissettirdiler. Yapılan açıklamalarda sınırların zorla değiştirilemeyeceği, Ukrayna ordusuna dışarıdan kalıcı sınırlama getirilemeyeceği ve Avrupa’nın yaptırımlar ile güvenlik mimarisine ilişkin kararlarını üçüncü ülkelerin belirleyemeyeceği gibi temel ilkelerin korunması gerektiği vurgulandı. Avrupa’nın hazırladığı karşı taslak da ateşkesin mevcut cephe hatlarında sağlanmasını, ordu üst sınırının 800 bin olmasını ve NATO kapısının tamamen kapanmamasını savunuyordu. Cenevre sürecindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşılayan AB ülkeleri, planın Moskova lehine fazla esnememesi ve Avrupa güvenlik çıkarlarının göz ardı edilmemesi konusunda baskıyı sürdürüyor.
Cenevre görüşmeleri, başlangıçtaki sert ve tartışmalı taslağın yumuşatılması açısından önemli bir adım olsa da hem Kiev’in hem de Avrupa’nın güvenlik kaygılarını tam olarak gideren bir çerçeve sunmaktan uzak görünüyor. Toprak statüsü, NATO ilişkisi ve yaptırımların geleceği gibi konulardaki temel anlaşmazlıklar çözümsüzlüğünü korurken, nihai mutabakatın ancak devlet başkanları düzeyinde sağlanabileceği anlaşılıyor.