Başkentte Ulusal Muhafızlara Saldırı
Başkent Washington D.C.’de, Trump yönetiminin talimatıyla metro istasyonları ve sokaklarda devriye gezen Ulusal Muhafızlara yönelik silahlı bir saldırı gerçekleşti. Beyaz Saray’a oldukça yakın bir bölgede meydana gelen olayda bir asker hayatını kaybetti, bir diğerinin ise durumunun kritik olduğu bildirildi. Trump’ın Ağustos ayından itibaren yürürlüğe koyduğu ve suçla mücadele gerekçesiyle Ulusal Muhafızların sokaklarda devriye gezmesini öngören uygulama, kamuoyunda uzun süredir eleştiriliyordu. Söz konusu uygulama, askeri gücün iç siyaset için araçsallaştırılması olarak değerlendiriliyordu. Saldırıyı gerçekleştiren failin, 2021 yılında Biden yönetiminin Afganistan’dan tahliye politikası kapsamında ülkeye getirilen kişilerden biri olduğunun açıklanması, olayın siyasal etkisini derinleştirdi. Bu gelişme sonrasında başkentte güvenlik önlemlerinin daha da sertleşmesi beklenirken, özellikle Afgan kökenli göçmenler ve sığınmacılar için sınır dışı süreçlerinin hızlanabileceği yönünde bir gündem oluşmuş durumda.
Başkan Donald Trump’ın “suçla mücadele” gerekçesiyle Washington D.C.’de federal yetkiyi devralarak 2.000’den fazla Ulusal Muhafız askerini sevk etmesi, hem kamuoyunda hem de yargı organlarında ciddi tartışmalara neden olmuştu. Ağustos ayında başlayan bu askeri konuşlanma, metro istasyonları ve turistik bölgelerde düzenli devriyeleri de kapsıyordu. Görevli askerler yalnızca başkentin yerel güvenlik birimlerinden değil, farklı eyaletlerin ulusal muhafızlarından da görevlendirmeler yapılmıştı. Ancak söz konusu askeri varlığın hukuki meşruiyeti yargı denetimine takıldı. Geçtiğimiz hafta Washington D.C.’deki bir federal hakim, bu konuşlanmanın yasa dışı olabileceği gerekçesiyle Trump yönetiminin uygulamasını geçici olarak durdurdu. Kararda federal hükümete üç haftalık bir süre tanındı ve bu sürede ya askerlerin kentten çekilmesi ya da kararın temyize götürülmesi bekleniyor.
Trump’ın Ulusal Muhafızları iç güvenlik aracı olarak kullanması, başkanlık yetkilerinin sınırlarını aşmak ve yürütme erkinin aşırı genişletilmesi bağlamında da yoğun eleştirilere konu oldu. Özellikle federal statüye sahip Washington D.C.’nin doğrudan askeri otorite altına alınması, yerel yönetimin yetkilerinin merkezi hükümet tarafından gasp edilmesi olarak yorumlandı. Bu konuşlandırmaların kamu düzenini sağlama amacıyla değil, siyasi bir gösteri ve güç temsili amacıyla yapıldığı yönündeki değerlendirmeler, Demokrat çevreler başta olmak üzere birçok kesim tarafından dile getirildi.
Söz konusu tartışmalar devam ederken, Beyaz Saray’a oldukça yakın bir bölgede devriye gezen Ulusal Muhafızlara yönelik silahlı bir saldırı gerçekleşti. Saldırı sonucunda bir asker yaşamını yitirirken, bir diğerinin sağlık durumu ciddiyetini koruyor. Olayın ardından Trump yönetimi güvenlik önlemlerini hızla artırarak başkente ek olarak 500 Ulusal Muhafız daha sevk edilmesi talimatını verdi. Bu gelişme, hem başkentteki askeri varlığın yoğunluğunu artırdı hem de göçmen karşıtı söylemle birlikte güvenlik-politik tartışmaların daha da sertleşmesine yol açtı.
Saldırıyı gerçekleştiren kişinin kimlik bilgilerinin açıklanması, kamuoyundaki tartışmaları yeni bir boyuta taşıdı. Afgan kökenli saldırganın, 2021 yılında Biden yönetimi döneminde ABD’ye giriş yaptığı belirtildi. Bu durum, aynı yıl Taliban’ın Afganistan’da iktidara gelmesiyle başlatılan tahliye programını yeniden gündeme taşıdı. Program, sahada ABD ordusuna yardımcı olan Afganların geçici olarak ülkeye kabul edilmesini amaçlıyordu. Yaklaşık 77.000 Afgan vatandaşı bu kapsamda ABD’ye giriş yaptı ve iki yıllık geçici izin (parole) statüsü verildi. Ancak bu statü, kalıcı oturum hakkı tanımadığı için birçok kişi daha sonra iltica başvurusu gibi farklı yollara başvurmak zorunda kaldı. Saldırganın bu tahliye programı aracılığıyla ülkeye giriş yapması, daha önce Cumhuriyetçiler tarafından dile getirilen güvenlik endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Cumhuriyetçi siyasetçiler, tahliye sürecinin kaotik yürütüldüğünü ve gelen kişilere yönelik yeterli güvenlik taraması yapılmadığını savundu. Bazı medya kuruluşlarında saldırganın daha önce Afganistan’da CIA ile çalıştığı ve bu nedenle tahliye programına dahil edildiği iddia edildi.
Daha önce yapılan resmi denetim raporları da tahliye programının işleyişinde veri tutarsızlıkları ve kontrol eksiklikleri olduğunu ortaya koymuştu. Biden yönetimi ise bu kişilerin ABD birliklerine yardım etmiş ve Taliban’ın hedefi haline gelmiş siviller olduğunu vurgulamıştı. Ancak yaşanan bu son olay, kamuoyunda tahliye programının güvenlik risklerine karşı yeterince hazırlıklı olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Özellikle muhafazakâr çevrelerde, programın uzun vadeli entegrasyon politikalarının zayıf kaldığı ve ulusal güvenlik açısından ciddi açıklar barındırdığı yönünde eleştiriler öne çıkıyor.
Başkentte gerçekleşen silahlı saldırının ardından yetkililer, olayın “hedefli bir saldırı” olduğunu açıkladı. Saldırıda, West Virginia Ulusal Muhafız üyeleri doğrudan hedef alındı ve saldırgan da yaralandı. FBI Direktörü Kash Patel, saldırganın federal bir memura saldırmakla suçlanarak yargılanacağını bildirdi. Yerel güvenlik birimleri, saldırının münferit bir eylem olarak değerlendirildiğini ve failin tek başına hareket ettiğini ifade etti.
Eski Başkan Donald Trump, Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinden yayınladığı bir video açıklamada saldırıyı “canice bir pusu, nefret ve terör eylemi” olarak tanımladı. Biden yönetiminin göç politikalarına sert eleştiriler yönelten Trump, “Afganistan’dan gelen tüm göçmenlerin durumunu yeniden değerlendirmeliyiz” diyerek sınır dışı dahil olmak üzere daha katı bir göçmenlik stratejisinin sinyalini verdi. Ayrıca, saldırganın “Biden tarafından uçağa bindirilip ülkeye getirildiğini” iddia eden Trump, Biden yönetiminin Afgan göçmenleri yeterli inceleme yapmadan kabul ettiğini öne sürdü. Eleştirilerin odağında kalan eski Başkan Joe Biden, sosyal medya üzerinden “Şiddetin her türlüsü kabul edilemez. Yaralanan askerler ve aileleri için dua ediyoruz” açıklamasıyla birlik çağrısında bulundu. Eski Başkan Barack Obama da, “Şiddetin Amerika’da yeri yok” diyerek saldırıyı kınadı.
Saldırının ardından Trump yönetimi, ABD Göçmenlik Bürosu aracılığıyla Afganlara yönelik tüm göçmenlik başvurularını süresiz olarak askıya aldığını duyurdu. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, saldırganın “yeterince denetlenmeden” ülkeye kabul edildiğini belirterek göçmen tarama süreçlerini sert bir dille eleştirdi. Saldırganın geldiği dönem olan 2021’de, Biden yönetiminin uygulamaya koyduğu tahliye programı çerçevesinde Afganların kapsamlı güvenlik taramalarından geçirildiği resmî açıklamalarda vurgulanmıştı. Bu süreçte FBI, İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) ve Savunma Bakanlığı (DOD) gibi birçok federal kurum birlikte çalışmış, ABD’ye getirilen Afganların çoğu Amerikan ordusuna çevirmenlik, sürücülük ya da teknik destek gibi görevlerde yardımcı olmuş kişilerdi. Taliban tehdidi altındaki bu gruplar için ABD’nin güvenli liman sağlaması etik bir yükümlülük olarak görülüyordu.Sonuç olarak, son yaşanan saldırı hem Biden yönetiminin göç politikalarının güvenlik açısından yeterliliği hem de Trump’ın Ulusal Muhafızları iç güvenlikte kullanma stratejilerinin kamuoyundaki etkisi bakımından ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Bu gelişmeler göçmen politikaları, iç güvenlik ve sivil-asker ilişkileri alanlarında Amerika’nın derin bir siyasi kutuplaşma içinde olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu olayın etkisiyle, Trump yönetiminin önümüzdeki günlerde başta Afgan göçmenler olmak üzere birçok göçmen grubuna yönelik daha sert uygulamalara ve sınır dışı politikalarına yönelebileceği öngörülüyor. Ayrıca kamuoyunda geniş yankı uyandıran Ulusal Muhafızların farklı eyaletlere konuşlandırılması meselesine dair eleştiriler de bu süreçte arka planda kalabilir.