Suçla Mücadelede Söylemi: Güvenlik Kaygısı mı, Seçim Hazırlığı mı?
Başkan Trump’ın son günlerde başkent Washington D.C.’de suç oranlarını azaltma amacıyla Ulusal Muhafızları görevlendirmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Trump, bu uygulamanın yalnızca başkentle sınırlı kalmayacağını belirterek, özellikle Demokratların kontrolünde olan eyaletlerde suç oranlarının yüksek olduğu bölgelere de Ulusal Muhafız göndereceğini açıkladı. Bu açıklama, mevcut uygulamanın geçici bir önlem olmaktan çok daha kapsamlı ve kalıcı bir stratejiye işaret ettiğini gösteriyor. Bu hafta ayrıca Cumhuriyetçilerin kapsamlı bir suç yasası üzerinde çalıştığını ifade eden Trump, özellikle başkentin güvenliğini sağlama hedefi doğrultusunda cinayet işleyen zanlıların idam cezasına çarptırılması gerektiğini savundu. Görünürde bir güvenlik politikası olarak sunulan bu hamle, Trump’ın yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde suç oranlarını siyasal bir söyleme dönüştürme çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Trump’ın özellikle Demokratların yönettiği eyaletlere odaklanması ve suç üzerinden bir gündem inşa etmesi, Cumhuriyetçilerin mevcut Kongre aritmetiğini koruma stratejisinin bir uzantısı olarak okunabilir.
Washington D.C.’de son iki haftada gerçekleşen yaklaşık 1.000 gözaltı, Trump’ın başlattığı federal polis gücü yoğunlaştırmasının somut etkilerini gözler önüne seriyor. Ancak The New York Times’ın incelediği mahkeme kayıtları, bu operasyonların büyük ölçüde düşük seviyeli suçlara odaklandığını ortaya koyuyor. Kamuya açık alanda uyuşturucu madde kullanmak ve basit trafik ihlalleri gibi nedenlerle çok sayıda kişinin gözaltına alındığı tespit edildi. Trump yönetimi, bu operasyonların sonucunda şiddet suçlarında %45, mülkiyet suçlarında ise %12 oranında düşüş yaşandığını öne sürüyor. Öte yandan yerel yetkililer, suç oranlarının zaten düşüş eğiliminde olduğunu kabul etmekle birlikte, federal destekle bu düşüşün hız kazandığını vurguluyor.
Suçla mücadele kapsamında odağını başkent Washington D.C.’ye yoğunlaştıran Trump, suç oranlarının diğer eyaletlere kıyasla daha yüksek olduğunu öne sürdüğü Demokratların yönettiği eyaletleri de hedef aldı. Baltimore’daki artan suç oranlarını gerekçe göstererek kente asker göndermekle tehdit eden Trump, Demokrat Maryland Valisi Wes Moore’un tepkisine sosyal medya üzerinden sert bir dille karşılık verdi. Trump, daha önce Los Angeles’ta olduğu gibi Baltimore’a da müdahale edebileceğini ve başkentte konuşlandırdığı birliklerle benzer bir “temizlik” operasyonu gerçekleştirebileceğini açıkladı. Bu çıkış, Trump’ın suçla mücadele söylemini giderek daha görünür biçimde bir iç güvenlik stratejisine dönüştürme çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Baltimore Valisi Wes Moore, 2025 yılı itibarıyla Baltimore’da cinayet oranları son 50 yılın en düşük seviyesine gerilediğine işaret ederek Trump’ın suçla ilgili açıklamalarını “cehalet ürünü” olarak niteledi.
Trump’ın Chicago’ya da asker gönderme planı, Illinois Valisi JB Pritzker tarafından “yetki suistimali” olarak değerlendirildi. Demokrat Partili vali, eyalette böyle bir müdahaleyi gerektirecek olağanüstü bir durum bulunmadığını belirterek Trump’ın “yapay bir kriz yaratmaya çalıştığını” söyledi. Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson da kendilerine herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmadığını vurgulayarak, söz konusu planı “uygunsuz, koordinasyonsuz ve tehlikeli” olarak tanımladı.
Trump’ın Chicago ve New York gibi diğer büyük şehirler için de benzer tehditlerde bulunması, ulusal muhafızların yerel kolluk kuvvetlerinin yerini alabileceği bir iç güvenlik rejiminin habercisi olarak değerlendirilebilir. Demokrat Partili liderler, bu tür uygulamaları “yetki gaspı” olarak nitelendiriyor. Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Trump’ın yasal dayanağı olmadan güvenlik birimlerini konuşlandırmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Bu bağlamda Trump’ın suçla mücadele söylemi, yalnızca federal otoriteyi yerel yönetimlerin üzerine konumlandırma girişimi olarak değil, aynı zamanda Demokrat Partili liderlere doğrudan bir meydan okuma olarak değerlendirilebilir.
Yerel yönetimler ve kamuoyu ise şehir merkezlerindeki askeri varlığın meşruiyetine olumlu bakmıyor. Washington Post’un yayınladığı bir ankete göre, başkent sakinlerinin %80’i federal birliklerin konuşlandırılmasına ve polis teşkilatının kontrolünün devralınmasına karşı çıkıyor. Ülke genelindeki anketler de Trump’ın suçla mücadele politikaları konusunda halkın derin bir bölünme yaşadığını gösteriyor. Federal hükümetin şehir polis teşkilatları üzerindeki yetkisini artırma girişimi kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, bu adımların yasal ve demokratik meşruiyeti yoğun biçimde tartışılıyor. Yapılan araştırmalar, halkın çoğunluğunun Washington DC’ye Ulusal Muhafız gönderilmesine karşı olduğunu da ortaya koyuyor. Bu müdahaleler Demokratlar arasında neredeyse hiç destek bulmazken, Cumhuriyetçi seçmenlerin %86’sı Trump’ın kararını olumlu buluyor.
Trump’ın suçla mücadele politikası yalnızca askerî devriyelerle sınırlı değil. Başkan, Washington DC’de işlenen cinayetler için idam cezası talep edeceğini açıklayarak, başkanlık yetkisi ve federal ceza hukuku uygulamaları üzerine sert bir tartışmanın fitilini ateşledi. Beyaz Saray’daki kabine toplantısında idam cezasını “önleyici” bir araç olarak tanımlayan Trump, suça karşı sertlik mesajı vermeye çalıştı. Ancak Washington DC’deki cinayet davalarının büyük bölümü yerel yasalar çerçevesinde görülüyor ve mevcut şehir yasaları idam cezasına izin vermiyor. Üstelik başkent sakinlerinin büyük çoğunluğu da idam cezasına karşı. Dolayısıyla Trump’ın bu vaadi, ciddi yasal sınırlamalarla karşı karşıya ve uygulamaya geçirilmesi son derece tartışmalı.
Trump, Cumhuriyetçi Kongre liderleriyle birlikte “kapsamlı bir suç yasası” hazırlığı içinde olduklarını açıkladı. Sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ve Senato Çoğunluk Lideri John Thune’un bu sürece dahil olduğunu belirtti. Ancak yasa tasarısının içeriğine dair herhangi bir somut detay paylaşmadı. Trump’ın “ülkemizin buna şimdi ihtiyacı var” ifadeleriyle duyurduğu bu girişim, suç meselesini Amerikan siyasetinin merkezine taşıma stratejisinin bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.
Trump’ın “suçla mücadele” adı altında yürüttüğü politikalar, yalnızca bir iç güvenlik stratejisi değil, aynı zamanda yaklaşan seçimlere yönelik kutuplaştırıcı bir araç işlevi görüyor. Ulusal Muhafızların şehir merkezlerine konuşlandırılması, idam cezası çağrıları ve federal düzeyde kapsamlı bir suç yasası hazırlığı, başkanlık yetkilerinin sınırlarını zorlayan ve yerel yönetimlerin meşruiyetine müdahale eden bir yaklaşımı yansıtıyor. Bu durum, Amerikan kamuoyunda sadece güvenlik ekseninde değil, demokrasi ve yönetim yapısı açısından da ciddi tartışmalara yol açıyor. Trump’ın bu gündemi öne çıkarmasındaki en önemli etkenin yaklaşan ara seçimler olduğu belirtiliyor. Cumhuriyetçilerin Kongre aritmetiğini ellerinde tutarak seçim bölgelerinde avantaj sağlamaya çalışmaları ve Trump’ın Demokrat Partili eyaletleri hedef alması birlikte değerlendirildiğinde, suçla mücadele söyleminin aslında kapsamlı bir seçim stratejisinin parçası olduğu söylenebilir.