Petrol Fiyatları Ekonomiyi Zorluyor
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından küresel enerji piyasalarında yaşanan dalgalanma yalnızca yakıt fiyatlarını değil, gıda fiyatlarını da etkileyebilecek bir süreci tetikledi. Savaşın başlamasıyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselerek varil başına 100 dolar seviyesinin üzerine çıktı. Petrol fiyatlarındaki bu artışın birçok farklı sektörde maliyetleri yükseltmesi ve fiyat baskısını artırması bekleniyor. Başkan Trump’ın kamuoyu desteği halihazırda düşük seviyelerde seyrederken, yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde savaşın ABD ekonomisi üzerindeki olası etkileri Cumhuriyetçiler için yeni bir siyasi risk yaratabilir. Her ne kadar enflasyon Şubat ayında görece sabit kalmış olsa da savaş sonrasında enerji fiyatlarındaki yükselişin ekonomiye yansıması ve kamuoyunda oluşabilecek tepki, Trump yönetiminin İran konusunda alacağı kararlar üzerinde ek bir baskı oluşturabilir.
Küresel enerji piyasaları açısından en kritik noktalardan biri olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar, petrol fiyatlarının yükselmesinde belirleyici rol oynadı. İran ile Umman arasında yer alan ve en dar noktasında yalnızca 39 kilometre genişliğe sahip olan bu geçit, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin gerçekleştiği stratejik bir güzergâh olarak öne çıkıyor. Günlük 20 milyondan fazla varil petrolün taşındığı bu hattaki aksama, küresel enerji arzını doğrudan etkiliyor. Savaşın başlamasının ardından bölgede artan güvenlik riskleri nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde yavaşladı. Ticari gemilere yönelik saldırı riski ve navigasyon sistemlerine müdahaleler nedeniyle birçok tanker operatörü geçiş yapmak yerine boğazın girişinde beklemeyi tercih ediyor. Bu durum petrol akışının ciddi biçimde azalmasına ve küresel arz zincirlerinde kesintilere yol açıyor. Alternatif güzergâhlar bulunsa da mevcut boru hatlarının kapasitesi, Hürmüz üzerinden taşınan petrol miktarını telafi edebilecek düzeyde değil. Bu nedenle küresel enerji piyasaları ciddi bir arz açığı riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş, ABD’de benzin fiyatlarının hızla artmasına yol açtı. Petrol fiyatlarındaki artışın ardından ülkede ortalama benzin fiyatı yaklaşık yüzde 20 yükseldi. Bu hafta itibarıyla ABD genelinde benzinin ortalama fiyatı galon başına 3,58 dolara ulaştı. Benzin fiyatlarındaki bu yükseliş, milyonlarca Amerikalı için günlük yaşam maliyetlerini doğrudan etkileyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Petrol fiyatları ile benzin fiyatları genellikle aynı anda hareket etmese de aralarında güçlü bir ilişki bulunuyor. Akaryakıt fiyatları, ham petrol fiyatlarındaki artış veya düşüşleri çoğu zaman birkaç gün gecikmeyle takip ediyor. Bu nedenle petrol fiyatları son günlerde bir miktar gerilemiş olsa bile, benzin fiyatlarının kısa vadede yüksek seviyelerde kalmaya devam etmesi ve bunun da enflasyon üzerinde ek baskı yaratması bekleniyor.
Mevcut eğilim devam ederse ABD’de benzin fiyatlarının kısa süre içinde galon başına 3,50 ile 4 dolar seviyelerine çıkması, dizel fiyatlarının ise 5 dolara yaklaşması olası görülüyor. Bu tablo, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından yaşanan enerji fiyat şokunu hatırlatan bir görünüm ortaya koyuyor. Nitekim o dönemde ABD’de benzin fiyatları ortalama 5 dolar seviyesini aşarak tarihsel olarak en yüksek düzeylerine ulaşmıştı.Artan enerji fiyatlarının etkisini hafifletmek amacıyla ABD’nin dahil olduğu Uluslararası Enerji Ajansı’na üye 30’dan fazla ülkenin piyasaya toplam 400 milyon varil petrol sürme kararı almasına rağmen petrol fiyatlarını sabitlemeye yetmedi.
Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca yakıt maliyetlerini değil, aynı zamanda gıda üretimini de doğrudan etkileyebilecek bir süreci beraberinde getiriyor. Petrol ve doğal gaz, tarımda kullanılan gübrelerin üretiminde temel ham maddeler arasında yer alıyor ve küresel gübre ticaretinin yaklaşık üçte biri de Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle enerji arzındaki aksaklıklar, tarımsal üretim maliyetlerini artırarak gıda fiyatlarında zincirleme bir yükselişe yol açabilir. Enerji maliyetlerindeki artış ayrıca gıda tedarik zincirinin her aşamasını etkiliyor. Tarımsal üretimde kullanılan makinelerden ürünlerin depolanması ve taşınmasına kadar pek çok süreç enerjiye bağlı olduğu için, özellikle taşımacılık maliyetlerindeki yükseliş tarladan market raflarına uzanan gıda zincirinde fiyatların artmasına neden oluyor.
Savaşın uzun vadeli siyasi ve ekonomik etkileri tartışılmaya devam ederken, askeri operasyonun kendisi de ABD için ciddi bir maliyet oluşturdu. ABD yönetimi, İran’a karşı yürütülen askeri operasyonların maliyetine ilişkin ilk tahminleri Kongre ile paylaştı. Medyaya konuşan kaynaklara göre Trump yönetimi yetkilileri, savaşın ilk altı gününün ABD’ye en az 11,3 milyar dolara mal olduğunu kapalı bir Senato oturumunda milletvekillerine aktardı. Beyaz Saray’ın önümüzdeki dönemde savaşın finansmanı için Kongre’den 50 milyar dolarlık ek bütçe talep etmesi bekleniyor. Bu gelişmeler Kongre’de de yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Demokratlar, Trump yönetiminin savaş planları hakkında kamuoyuna daha fazla bilgi verilmesini ve yetkililerin Kongre’de yeminli ifade vermesini talep ediyor.
Savaş devam ederken açıklanan son enflasyon verileri ise geçtiğimiz ay fiyat artışlarının görece sınırlı kaldığını gösterdi. Şubat ayında yıllık enflasyon yüzde 2,4 seviyesinde kalarak Ocak ayındaki düzeyini korudu. Ancak bu veriler ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından önceki dönemi kapsıyor. Savaşın ardından petrol fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişin önümüzdeki aylarda enflasyon üzerinde yeni bir baskı yaratabileceği değerlendiriliyor. Bu durum ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikası kararlarını da zorlaştırabilir. Fed, Eylül ve Aralık ayları arasında faiz indirimlerine gitmiş olsa da Ocak ayından bu yana faizleri yüzde 3,5–3,75 aralığında sabit tutuyor. Enerji fiyatlarında kalıcı bir yükseliş yaşanması halinde planlanan faiz indirimlerinin ertelenmesi olası görülüyor.
Öte yandan iş gücü piyasasında ortaya çıkan zayıflama sinyalleri de ekonomik görünümü daha karmaşık hale getiriyor. Şubat ayında ABD’de 92 bin kişilik istihdam kaybı yaşanırken işsizlik oranı yüzde 4,4’e yükseldi. Yükselen enerji fiyatları ile zayıflayan iş piyasasının aynı anda görülmesi durumunda ekonominin stagflasyon benzeri bir riskle karşı karşıya kalabileceğine dair endişeler dile getiriliyor. Petrol ve benzin fiyatlarının ekonomik etkisi sınırlı kalsa bile siyasi etkisi oldukça güçlü olabilir. Özellikle yaklaşan ara seçimler öncesinde hayat pahalılığı seçmenlerin en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ederken mevcut tablo özellikle düşük ve sabit gelirli haneler üzerinde ciddi bir mali baskı yaratıyor. Birçok Amerikalı, artan kira ve gıda fiyatlarının ardından akaryakıt maliyetlerinin de yükselmesinin hane bütçelerini daha da zorlayacağından endişe ediyor.
Çatışmanın kısa sürede sona ermesi petrol fiyatlarında hızlı bir düşüşe yol açabilirken, savaşın uzaması durumunda piyasalarda daha yüksek fiyat beklentilerinin kalıcı hale gelmesi muhtemel görünüyor. Bu nedenle enerji piyasaları, savaşın seyrine bağlı olarak hem ekonomik hem de siyasi sonuçlar doğurabilecek yeni bir belirsizlik dönemine girmiş durumda. Enerji piyasalarının yeniden dengelenmesi büyük ölçüde Hürmüz Boğazı’ndaki ticaretin yeniden başlamasına bağlı olsa da mevcut çatışma ortamında bunun kısa vadede gerçekleşmesi zor görünüyor. Çatışma sona erse bile rafinerilerin yeniden tam kapasite çalışmasının aylar sürebilir. Bu süreçte Kongre dengelerini belirleyecek olan 2026 ara seçimleri de dikkate alındığında, savaşın ekonomik etkileri Cumhuriyetçiler ve Trump yönetimi için önemli bir siyasi maliyet doğurabilir.