Rusya’ya “Ekonomik Savaş” Tehdidi
Başkan Trump, Rusya Devlet Başkanı Putin barış masasına oturmaya yanaşmazsa, Rusya ekonomisine darbe vuracak hamlelerde bulunacağına dair açık bir mesaj verdi. Bu gelişmeyle birlikte Trump, Ukrayna savaşında uzun süredir tekrarladığı “barış aracılığı” söylemini yeni bir aşamaya taşımış oldu. Alaska’da Putin ile yaptığı zirveden bu yana süregelen diplomatik çabalar, tarafları aynı masaya oturtmaya yetmedi. Kremlin, Ukrayna lideri Zelenski’yi “gayrimeşru” ilan ederek Trump’ın önerdiği doğrudan görüşmeleri reddetti. Ancak Trump, bundan geri adım atmak yerine, Rusya’yı ve ticaret ortaklarını baskı altına alacak yeni bir stratejiye yönelerek “ekonomik savaş” tehdidinde bulundu.
Trump, Rusya’ya yönelik tehdidinde “Bu bir dünya savaşı olmayacak ama bir ekonomik savaş olacak. Ve bu Rusya için çok kötü olacak” ifadelerini kullanarak, Washington’ın yeni dönemdeki stratejisinin özünü ortaya koydu. Trump’ın bu yaklaşımı, klasik yaptırımların ötesine geçerek Rusya’nın savaş ekonomisini ayakta tutan enerji gelirlerini hedef almayı amaçlıyor. Bu da yalnızca Kremlin’i değil, Rusya’nın petrol ve doğalgaz ticaretinden kazanç sağlamasına aracılık eden ülkeleri de baskı altına almak anlamına geliyor. Nitekim ilk adım Hindistan’a yönelik %50 gümrük tarifesiyle atıldı. Hindistan’ın Rus petrolüne artan bağımlılığı, Trump’ın bu ülkeyi seçmesinde belirleyici oldu. Böylece ABD, Rusya’nın dolaylı gelir kanallarını keserek Kremlin’i barışa zorlamayı planlıyor.
Trump yönetimi, geçtiğimiz hafta Hindistan’dan ithal edilen ürünlere uygulanan gümrük vergilerini %50’ye çıkardığını duyurdu. Bu karar, Hindistan’ın Rus petrolü ithalatına karşı atılmış bir adım olarak yorumlandı. Zira savaş öncesinde günde 100 bin varilin altında seyreden Hindistan’ın Rusya’dan petrol alımı, bugün 1,8 milyon varile ulaşmış durumda. Bu da Hindistan’ı Rusya’nın en büyük enerji müşterisi haline getirdi. Trump, bu tabloyu Moskova’nın savaşını finanse eden başlıca kaynaklardan biri olarak görüyor ve New Delhi’yi sert tarifelerle baskılamayı tercih ediyor.
Trump’ın çıkışı, onun dış ticaret araçlarını yalnızca ekonomik çıkar sağlamak için değil, doğrudan bir jeopolitik baskı unsuru olarak da kullanmaya kararlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu politika, ticareti diplomasiyle iç içe geçirerek müzakere masasında el yükseltme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Trump, aynı yöntemi Hindistan’la sınırlı tutmayabileceğinin de sinyallerini verdi. Rusya’nın en büyük enerji müşterilerinden biri olan Çin’e karşı benzer adımların gündeme gelmesi, küresel ekonomi açısından ciddi bir dalga etkisi yaratabilir. Henüz Pekin’e yönelik ek yaptırım uygulanmadı; fakat Trump’ın sert söylemleri, Moskova’yı destekleyen diğer büyük alıcıların da aynı baskıya maruz kalabileceğini düşündürüyor. Bu tür gelişmeler Washington’ın Rusya’nın savaş finansmanını zayıflatmak için enerji ticaretine dayalı uluslararası ağları doğrudan hedef alma niyetini gözler önüne seriyor.
Trump, yalnızca tehditlerle sınırlı kalmıyor; diplomatik kanalları da etkin bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Bu çerçevede özel temsilcisi Steve Witkoff’u New York’ta Ukrayna heyetiyle görüşmeye göndererek, Washington’un Kiev ile dayanışma içinde olduğunu göstermeye çalıştı. Görüşmelerin amacı, hem Ukrayna tarafını müzakere sürecine hazırlamak hem de Putin’i köşeye sıkıştıracak bir “birlik görüntüsü” oluşturmaktı. Bunun yanı sıra Trump yönetimi, Avrupa öncülüğünde kurulacak bir güvenlik şemsiyesi projesinde de daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlandığını duyurdu. ABD’nin bu şemsiye kapsamında istihbarat paylaşımı, hava savunma kapasitesi ve komuta-kontrol desteği sunması, Kiev açısından önemli bir kazanım olabilir. Bu tür destekler, Ukrayna ordusunun sahadaki zafiyetlerini kapatacak ve Batı ittifakının siyasi kararlılığını somut hale getirecek adımlar olarak görülüyor.
Trump’ın Ukrayna savaşını sonlandırmak için elinde kullanabileceği en etkili kozun, Rusya’nın petrol gelirlerini kesmek olacağı düşünülüyor. Moskova’nın ekonomisi dört yılı bulan savaş harcamaları ve mevcut yaptırımlar nedeniyle zaten kırılgan bir noktaya gelmiş durumda; yüksek enflasyon ve faiz oranları bütçeyi zorlarken, hükümet sürekli Ulusal Refah Fonu’ndaki rezervlerini eritiyor. Bu fonun birkaç yıl içinde tükenme riski bulunuyor ve Kremlin’in mali dengesini ayakta tutan neredeyse tek kalem enerji ihracatı. Petrol satışlarından elde edilen gelir kesildiğinde, Putin’in savaş ekonomisini sürdürmesi imkânsız hale gelecek. İran’a uygulanan enerji yaptırımlarına benzer kapsamlı bir adım, Rusya’nın manevra alanını daraltarak onu masaya oturmaya zorlayabilir. Bu nedenle Trump, gerçekten kalıcı bir barış sağlamak istiyorsa, Hindistan ve Çin gibi alıcıların da dahil olduğu ikincil yaptırımlarla Rusya’nın petrol ticaretini hedef almak zorunda.
Trump, Putin’le kişisel ilişkisinin bu krizi çözmekte belirleyici olacağına inanıyordu. Ancak Kremlin’in Trump’ın ekonomik tehditlerini küçümseyerek zamana oynaması Trump’ı rahatsız etmeye başladı. Moskova, yıllardır yaptırımlar altında yaşamaya alıştığını ve yeni yaptırımların caydırıcı olmayacağını öne sürüyor. Yine de Hindistan gibi kritik bir ülkenin kaybı, Rusya’nın savaş ekonomisi için ciddi bir darbe anlamına gelebilir. Özellikle Ukrayna’nın son dönemdeki insansız hava aracı saldırılarıyla Rusya’nın rafineri kapasitesinin %17’sini devre dışı bıraktığı göz önüne alındığında, enerji gelirindeki her kaybın Rusya ekonomisini zorlayacağı öngörülüyor.
Avrupalı devletler Trump’ın Rusya’ya karşı “ekonomik savaş” başlatma tehdidini memnuniyetle karşıladı. Kremlin’in enerji gelirlerini hedef alan bu stratejinin Moskova’yı barış masasına zorlayabileceğini düşünüyorlar. Ancak Trump’ın Hindistan’a uyguladığı sert tarifelerin ve Çin’e yönelik olası yaptırımların küresel ticarette ciddi dalgalanmalar yaratabileceği, Avrupa ekonomisini de olumsuz etkileyebileceği endişesi hâkim. Avrupalı liderler, Trump’ın Putin’e gereğinden fazla güvendiğini ve Moskova’nın gerçek niyetini yanlış değerlendirdiğini düşünüyor. Bu nedenle Washington’un ekonomik baskı politikasını desteklerken, aynı zamanda sürecin Avrupa ekonomisine maliyetini ve barış ihtimaline katkısını dikkatle tartıyorlar.
Trump’ın “ekonomik savaş” tehdidi, Ukrayna krizinde askeri cephede değil ekonomik ve diplomatik alanda yeni bir baskı mekanizmasının devreye girdiğini gösteriyor. Washington’ın Hindistan üzerinden başlattığı bu hamle, Moskova’nın enerji gelirlerini hedef alarak Kremlin’i masaya zorlamayı amaçlıyor. Ancak Rusya’nın direnci, Hindistan ve muhtemelen Çin gibi büyük alıcıların tavrı ile Avrupa’nın ihtiyatlı yaklaşımı, bu stratejinin başarısını belirsiz kılıyor. Rusya’nın savaş finansmanı sekteye uğramadığı sürece diplomatik zeminde ilerleme sağlamak zor görünüyor.