Gazze’de İkinci Aşama Sancısı
İsrail’in ihlallerine ve sahada tırmanan gerilime rağmen Gazze’de ateşkes devam ederken planının ikinci fazına geçmede zorluklar yaşanıyor. Kalıcı barış anlamına gelen ikinci fazın hayata geçmesi için gerekli olan silahsızlandırma, uluslararası yönetim ve yeniden yapılanma gibi konular taraflar açısından hem ciddi siyasi sorunlar hem de büyük güvenlik riskleri barındırıyor. Trump yönetimi ikinci faza geçişi hızlandırmak için bir yandan ateşkesi “idare etmeye”, diğer yandan da ikinci fazın omurgasını kuracak kurumsal ve güvenlik mimarisini inşa etmeyi hedeflerken Türkiye, Mısır ve Katar, ABD ile eşgüdüm halinde diplomatik çabaları yoğunlaştırarak ateşkesin kırılganlığını yönetmeye çalışıyor.
Ateşkesin ilan edilmesinden bu yana taraflar, anlaşmanın ilk aşamasında öngörülen bazı kritik adımları kısmen hayata geçirmeyi başardı: Gazze’de büyük çaplı çatışmalar ve yoğun bombardıman genel olarak azalırken belirli geçiş noktaları üzerinden yardım girişleri yeniden başladı ve sahadaki insani erişim sınırlı da olsa genişledi. Rehine ve mahkûm takası ile hayatını kaybetmiş olan rehinelerin naaşlarının iadesi de tamamlanmak üzere.
İlk aşamada elde edilen kazanımlara rağmen sahada güvenlik sorunları tamamen giderilebilmiş değil. Hem Gazze’de hem Batı Şeria’da hava saldırıları ve karşılıklı “ihlâl” suçlamalarının devam etmesi sürecin kırılganlığını ve ikinci faza geçişin tıkanmak üzere olduğunu gösteriyor. İnsani yardım boyutunda da tablo tamamen normalleşmiş değil. Yardımın yönetimi ve dağıtımı hem güvenlik hem de organizasyon tartışmaları nedeniyle kesintilere açık kalırken, ABD ve İsrail destekli olduğu belirtilen tartışmalı bir yardım dağıtım mekanizmasının son dönemde faaliyetlerini durdurması da sürecin zorluklarını yansıtıyor.
sahadaki ihlaller ve karşılıklı suçlamalar ateşkesi sürekli test etse de Türkiye, Mısır ve Katar’ın ABD ile eşgüdüm halinde yürüttüğü arabuluculuk hattı, anlaşmanın tamamen dağılmasını engelleyerek “kırılgan dengeyi” bugüne kadar korumayı başardı. Bu ülkeler, ateşkes her sarsıldığında tarafları yeniden aynı çerçeveye çekmek için yoğun bir diplomasi yürütürken, yapılan temaslarla ikinci fazın hayata geçirilmesini ve ihlallerin kontrol altına alınmasını sağlamaya çalışıyor.
Son olarak MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Kahire’de Mısırlı istihbarat yetkilileri ve Katar Dışişleri Bakanı ile görüşmesi, ABD arabuluculuğundaki ateşkesin ikinci fazına geçiş için bölgesel diplomasinin yeniden hızlandığını gösterdi. Görüşmelerde Sivil-Askerî Koordinasyon Merkezi üzerinden işbirliğinin güçlendirilmesi, ateşkesin sürekliliğini zorlaştıran engellerin kaldırılması ve İsrail’in anlaşma ihlallerine karşı önleyici adımlar gibi başlıklar öne çıktı. Görüşme sonunda somut sonuçların ve ayrıntılı bir takvimin açıklanmaması ise tarafların güvenlik düzenlemeleri ve denetim mekanizması gibi en tartışmalı konularda ortak bir zeminde buluşamadığı şeklinde yorumlandı.
Anlaşmanın ikinci aşaması elde edilen kazanımları kalıcı bir siyasi ve güvenlik düzenine dönüştürmeyi hedefliyor; ancak tam da bu noktada ciddi zorluklar ortaya çıkıyor. ABD’nin planladığı çok uluslu güvenlik gücünün nasıl oluşturulacağı, hangi ülkelerin katkı sağlayacağı ve sahaya ne zaman ineceği hâlâ net değil. ABD’nin bu güce liderlik etmek istemediği, diğer ülkelerin ise riskli bir güvenlik misyonuna kolayca yanaşmadığı belirtiliyor. Güvenlik gücünün oluşturulamaması durumunda kalıcı istikrarın sağlanamayacağı öngörülürken Hamas’ın otoritesini kaybetmesi halinde ise yerel silahlı grupların yeniden örgütlenebileceğine dikkat çekiliyor.
Hamas silahsızlanma talebini kabule yanaşmıyor. Hamas, “direniş hakkına” aykırı gördüğünü vurgulayarak silah bırakmayacağını duyururken, sahaya inecek uluslararası bir gücün “tarafsız arabulucu” olmaktan çıkıp çatışmanın bir tarafına dönüşme riski taşıdığını ileri sürüyor. Hamas, geçen hafta BM Güvenlik Konseyi’nin Trump’ın Gazze planını destekleyen kararını reddederek, metnin Filistinlilerin “hak ve taleplerini” karşılamadığını ve Gazze’ye “uluslararası vesayet” dayattığını savundu; örgüte göre kararın öngördüğü uluslararası istikrar gücü ve buna bağlı yönetim düzenekleri, Gazze’de yabancı bir güvenlik mimarisi kurarak Filistinli grupları dışlamayı hedefliyor.
Uluslararası yönetim veya geçici idare formülleri de siyasi temsil ve egemenlik tartışması yaratıyor. Filistin tarafında, dışarıdan tasarlanan bir yönetimin “vesayet” olarak algılanması; İsrail tarafında ise böyle bir yapının güvenlik taahhütlerini yerine getirip getiremeyeceğine dair şüpheler, planın meşruiyetini ve uygulanabilirliğini aynı anda tartışmalı hâle getiriyor. Yeniden yapılanma meselesi ise güvenlik ve siyasetle kilitlenmiş durumda: Büyük ölçekli imar için finansman, malzeme girişi, altyapı onarımı ve kurum inşası gerekirken, sahadaki güvenlik boşluğu ve yönetim belirsizliği hem yatırım iştahını azaltıyor hem de yardımın dağıtımını sürekli bir pazarlık konusuna dönüştürüyor.
Trump yönetimi, yeniden yapılanma konusuyla ilgili olarak Gazze’nin İsrail kontrolündeki doğu yarısında “Alternatif Güvenli Topluluklar” adıyla konut bileşikleri inşa etmeyi planlıyor; bu proje, iki yıllık savaşın yıkımından etkilenen on binlerce Filistinliye acil barınma, güvenlik ve diğer hizmetlere erişim imkânı sunuyor. Ancak bu adım, Gazze’nin fiilen İsrail ve Hamas kontrolündeki iki ayrı bölgeye bölünmesini kalıcılaştırma riski taşıyor. İnşaatlar sadece İsrail’in hakimiyetindeki kısımda yoğunlaşırken, Hamas’ın elindeki batı yarısında yeniden yapılandırma hâlâ yasak ve nüfusun çoğu orada sıkışmış durumda. ABD yetkilileri bunu “İnsanlara en hızlı şekilde güvenli evler sağlayacak pratik bir çözüm” olarak savunurken Filistinliler ve uluslararası gözlemciler tarafından etnik ayrıştırma veya zorunlu göç taktiği olarak eleştiriliyor. Bu girişim İsrail’in stratejik olarak böl-parçala yönetme politikasının bir uzantısı gibi görülüyor ve genel olarak Gazze’nin birleşik geleceğini tehdit ederek barış sürecini karmaşıklaştırıyor.
Gazze’de ateşkes, tarafların “savaşı donduran” ilk aşamayı kısmen işletmesine rağmen, ikinci fazın gerektirdiği güvenlik ve siyasi düzenleme paketinin ağırlığı altında giderek daha fazla zorlanıyor. Silahsızlandırma ve uluslararası güvenlik gücü gibi başlıklar, sadece teknik uygulama sorunları değil; doğrudan meşruiyet, temsil ve egemenlik tartışmalarını tetikleyen kırmızı çizgileri zorluyor. ABD’nin kurmak istediği mimari sahada karşılık bulmadıkça, arabulucuların yürüttüğü diplomasi ateşkesi ayakta tutan bir kriz yönetimine sıkışma riski taşıyor. “Alternatif Güvenli Topluluklar” gibi imar projeleri insani ihtiyaçlara hızlı yanıt iddiası taşısa da Gazze’nin fiili bölünmesini kalıcılaştırarak barışın toplumsal ve siyasi zeminini aşındırma riski taşıyor.