“Barış Kurulu” Birleşmiş Milletler’e Alternatif mi?
Başkan Donald Trump, “Barış Kurulu” (Board of Peace) adını verilen girişimi kamuoyuna duyurarak uluslararası diplomaside yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. İlk aşamada Gazze’de yürürlükte olan ateşkesi daha kalıcı ve denetlenebilir bir çerçeveye oturtmayı amaçlayan bu yapı, Trump’ın açıklamalarına bakıldığında zaman içinde yalnızca bölgesel bir düzenleme mekanizmasıyla sınırlı kalmayacak daha geniş bir işlev alanı öngörüyor. Trump’ın kurulun yetkilerine ilişkin olarak “neredeyse istediğimiz herşeyi yapabiliriz” ifadesini kullanması, Barış Kurulu’nun klasik arabuluculuk ve koordinasyon görevlerinin ötesine geçebileceği yönünde yorumlara yol açtı. Bu durum, girişimin uluslararası barış ve güvenlik mimarisinde nasıl bir konum edineceği, mevcut kurumlarla nasıl bir ilişki kuracağı ve karar alma süreçlerinde ne ölçüde etkili olacağı gibi soruları da beraberinde getirdi.
Trump, perşembe günü Davos’ta düzenlenen törenle Barış Kurulu’nun tüzüğünü resmen onaylayarak yapıyı uluslararası bir örgüt statüsüne kavuşturdu. Kurulun başkanlığını da üstlenen Trump, Gazze’nin güvenli ve istikrarlı bir geleceğe kavuşmasına katkı sunmayı taahhüt eden kurucu üye ülkelerin temsilcileriyle birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Trump, bu adımın Gazze’yi uzun süredir çatışma ve yıkımla anılan bir bölge olmaktan çıkararak yeni bir döneme taşıma vizyonunun önemli bir aşaması olduğunu vurguladı. Resmî açıklamalara göre Barış Kurulu, küresel kaynakları harekete geçirmeyi, hesap verebilirliği sağlamayı ve silahsızlanma, yönetişim reformu ile kapsamlı yeniden inşa sürecinin bir sonraki kritik aşamalarını yönlendirmeyi hedefliyor.
İlk kez geçen Eylül ayında Trump’ın Gazze barış planının bir parçası olarak gündeme gelen Barış Kurulu, başlangıçta ateşkesin ardından ağır yıkıma uğrayan Gazze’nin savaş sonrası yönetimini, yeniden inşasını ve istikrarını denetlemek amacıyla tasarlanmıştı. Ancak süreç ilerledikçe davet edilen ülkelere dağıtılan taslak tüzük, Barış Kurulu’na çok daha geniş bir misyon yükledi. Söz konusu taslakta kurul, yalnızca Gazze ile sınırlı olmayan, küresel ölçekte çatışmalara arabuluculuk yapabilecek “esnek ve etkili bir uluslararası barış inşa organı” olarak tanımlanıyor. Bu dönüşüm, Barış Kurulu’nun dar kapsamlı bir bölgesel düzenleme aracından, uluslararası barış ve güvenlik mimarisinde daha iddialı bir aktör olmayı hedefleyen bir yapıya evrildiğini gösteriyor.
Beyaz Saray tarafından önerilen tüzükte kurulun bazı işlevleriyle Birleşmiş Milletler’in rolünü ikame edecek biçimde tasarlanmış görünmesi, Barış Kurulu’na yönelik eleştirileri artırıyor. ABD’nin geleneksel müttefiklerinden bazıları kurula katılmayı kabul etmezken, BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyeleri olan Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere de şu aşamada girişime destek vermedi. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel diplomasi ve çatışma çözümünün ana platformu olarak görülen Güvenlik Konseyi’nin bu tutumu, kurulun meşruiyetine dair soru işaretlerini güçlendirdi.
Barış Kurulu’nun resmî önceliği Gazze’deki ateşkesi korumak ve savaş sonrası döneme düzenli bir geçiş sağlamak olarak tanımlansa da Trump’ın açıklamaları ile davet edilen ülkelere iletilen taslak metinler, bu yapının zaman içinde çok daha geniş bir rol üstlenmesinin hedeflendiğini ortaya koyuyor. Mevcut şartname Barış Kurulu’nu küresel ölçekte çatışma ve barış süreçlerine müdahil olabilecek bir platform olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, BM’nin uzun vadeli barış operasyonlarında benimsediği, görev tanımı ve yetki sınırları netleştirilmiş modelden farklı bir çerçeve sunduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Gözlemcilere göre Trump, Barış Kurulu aracılığıyla çatışma çözümünde daha hızlı karar alabilen, siyasi iradeye daha doğrudan dayanan ve mevcut kurumsal kısıtları azaltmayı amaçlayan bir yöntem öneriyor; bu da girişimi, yerleşik mekanizmalardan ayrışan daha iddialı ancak sınırları henüz tam olarak belirginleşmemiş bir diplomatik araç olarak öne çıkarıyor.
Trump’ın Barış Kurulu’nun BM ile “işbirliği” içinde çalışacağını vurgulamasına rağmen, bazı devletler bu güvenceyi yeterli bulmuyor. Gözlemcilere göre kurul, yalnızca çatışma sonrası koordinasyonu sağlayan teknik bir mekanizma olmaktan ziyade, BM’nin küresel barış ve güvenlik alanındaki rolünü gölgede bırakabilecek yeni bir jeopolitik aktör olma potansiyeline sahip. Özellikle kurulun yapısı ve finansman modeli, BM’nin çok taraflılık ilkesine dayanan meşruiyetini zayıflatabilecek bir paralel sistem riski taşıyor. Uluslararası ilişkiler uzmanları, bu durumun Barış Kurulu’nu evrensel uzlaşıdan çok belirli aktörlerin çıkarlarını yansıtan bir platforma dönüştürebileceğini savunuyor. Bu kaygılar doğrultusunda Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, kurulun genişletilmiş misyonunun BM Şartı ile uyumlu olmadığını belirterek girişime mesafeli durduklarını açıkladı.
Barış Kurulu, Trump’ın dış politika anlayışının kurumsal bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Trump, uzun süredir geleneksel diplomasi süreçlerini yavaş, bürokratik ve somut sonuç üretmekte zorlanan yapılar olarak eleştiriyor ve bunun yerine liderler arası doğrudan temaslara, güçlü siyasi iradeye ve esnek kurumsal mekanizmalara dayalı bir yaklaşımı savunuyordu. Özellikle finansman modeli bu noktada dikkat çekici bir örnek sunuyor: Kurula tam ve sürekli üyelik için ülkelerden birer milyar dolarlık katkı talep edilmesi, klasik uluslararası örgütlerde görülen aidat ve bütçe sistemlerinden belirgin şekilde ayrışıyor. Gözlemcilere göre bu yapı, karar alma süreçlerinde daha az aktörle daha hızlı hareket etmeyi hedeflerken, aynı zamanda kurulu mali ve siyasi açıdan sınırlı sayıda ülkenin etkisine daha açık hâle getirebilir.
Barış Kurulu, Gazze merkezli bir ateşkes mekanizması olarak ortaya çıkmış olsa da kapsamı ve iddiası itibarıyla mevcut uluslararası barış ve güvenlik mimarisine dair daha geniş bir tartışmayı tetiklemiş durumda. Girişimin, Birleşmiş Milletler ile nasıl bir ilişki kuracağı, zamanla onu tamamlayan bir araç mı yoksa ona paralel bir yapı mı hâline geleceği henüz netleşmiş değil. Barış Kurulu’nun uluslararası meşruiyeti ve etkisi, katılımcı ülkelerin tutumu, hukuki çerçevesinin açıklığı ve sahadaki somut sonuçlarıyla belirlenecek. Bu nedenle önümüzdeki dönem, girişimin niyetleri ile uygulamaları arasındaki uyumu test eden kritik bir süreç olacak.