• Publications
    • Books
    • Opinions
    • Analyses
    • Reports
  • Events
  • About
    • SETA DC
    • People
  • US-Türkiye Relations
  • Washington Gündemi
  • Contact
  • info@setadc.org
    202-223-9885
    1025 Connecticut Ave NW
    Suite 410
    Washington, DC 20036
  • Publications
    • Books
    • Opinions
    • Analyses
    • Reports
  • Events
  • About
    • SETA DC
    • People
  • US-Türkiye Relations
  • Washington Gündemi
  • Contact

Trump 2.0’ın İlk Yılı 

SETA DC Posted On January 23, 2026
0


ABD Başkanı Donald Trump, 2024 seçimlerini kazanarak ikinci kez göreve gelmesinin ardından, 20 Ocak itibarıyla başkanlık süresinin ilk yılını tamamlamış oldu. Bu ilk yıl, Trump’ın hem uluslararası alanda hem de iç politikada son derece yoğun ve tartışmalı bir gündemle ilerlediği bir dönem olarak öne çıktı. Göç politikaları ve sınır dışı uygulamalarından, ekonomi alanında uygulanan yeni gümrük vergilerine, Fed’e yönelik faiz indirimi baskılarından, federal çalışanların işten çıkarılmasıyla başlayan devleti küçültme stratejisine ve enerji politikalarındaki yön değişikliklerine kadar pek çok başlıkta somut ve geniş yankı uyandıran adımlar atıldı. Trump’ın ikinci döneminin ilk yılı, genel olarak siyasi kutuplaşmanın daha da derinleştiği bir süreç olarak değerlendiriliyor. İlk başkanlık dönemine kıyasla çok daha hazırlıklı bir strateji ve kadroyla göreve başlayan Trump, bu durumun da etkisiyle daha hızlı, daha kapsamlı ve daha radikal politikalar uygulama imkânı buldu. Ancak bu agresif politika temposu, kamuoyundaki destek düzeyinin zamanla aşınmasına da yol açtı. Yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde Trump’ın politikalarının Cumhuriyetçi Parti açısından giderek artan bir siyasi yük haline gelmesi, bu ilk yılın en dikkat çekici sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor.

Trump’ın 2025’te Beyaz Saray’a dönüşü, başkanlık yetkilerinin en yoğun ve agresif biçimde kullanıldığı dönemlerden biri haline geldi. Göreve başladığı ilk gün 26 başkanlık kararnamesi imzalayarak rekor kıran Trump, yıl boyunca toplamda 228 kararnameye imza attı. Bu sayı, bir önceki başkanlık döneminde (2017–2021) dört yıl boyunca imzaladığı 220 kararnamenin bile üzerine çıktı. Bu hız ve yoğunluk, yürütme yetkisinin anayasal sınırlarını zorladığı gerekçesiyle sık sık yargı organlarının müdahalesine neden oldu. Trump’ın birçok kararnamesi bölge mahkemeleri tarafından durdurulurken, başkanlık makamı yargı mekanizmasına da dolaylı müdahalelerde bulunarak federal düzeydeki yürütme emirlerinin eyalet ve bölge mahkemelerince engellenmesini sınırlamaya yönelik adımlar attı. Bu durum, yürütme ve yargı arasındaki yetki sınırlarına dair tartışmaları derinleştirdi.

Trump’ın ikinci döneminde ivme kazanan en sert politika alanlarından biri göçmenlik oldu. İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, yalnızca 2025 yılı içinde en az 605 bin kişi sınır dışı edilirken ayrıca 1.9 milyon kişi “gönüllü” olarak ülkeyi terk etti. Aynı yıl içinde 1.6 milyon kişi yasal göçmen statüsünü kaybetti. Bu politikaların bir uzantısı olarak Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi (ICE), 66 binden fazla kişiyi gözaltına aldı. Ayrıca 75 ülkenin vatandaşlarına göçmenlik vizesi yasağı getirildi. Göç politikaları Trump’ın ilk döneminde de önemli bir gündem maddesiydi, ancak bu kez daha radikal uygulamalar dikkat çekti. Özellikle göçmen nüfusun yoğun olduğu eyaletlerde yapılan baskınlar, geniş kapsamlı gözaltılar ve sınır dışı süreçlerinin hızlandırılması bu değişimin somut göstergeleri arasında yer aldı. Trump, göçmenlik karşıtı söylemini meşrulaştırmak için sıkça “suç oranı” gibi verileri öne çıkarırken, göçmenlere yönelik aşağılayıcı ifadeleri kamuoyunda ciddi tepki çekti. Bu ifadeler, yıl boyunca birçok Amerikalının sert eleştirilerine de hedef oldu.

Trump’ın seçim sürecinde en büyük vaatleri arasında yer alan ekonomi başlığı, ikinci başkanlık döneminin ilk yılında beklenen ivmeyi yakalamaktan uzak kalsa da, sınırlı iyileşme sinyallerinin görüldüğü bir alan olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde Trump’ın ekonomi politikalarında en çok öne çıkan araçlardan biri gümrük tarifeleri oldu. 2025 boyunca ABD’nin tüm ticaret ortaklarına ortalama yüzde 10 oranında ek vergi uygulanırken, Hindistan gibi bazı ülkelerde bu oran yüzde 50’ye kadar çıktı. Hazine verilerine göre söz konusu tarifeler 287 milyar dolarlık ek gelir sağladı. Ancak yapılan araştırmalar, bu politikanın her Amerikan hanesine yıllık ortalama 1.500 dolarlık ek maliyet yüklediğini ortaya koydu. Gümrük vergilerine ek olarak enflasyonun hedeflenen seviyelere çekilememesi ve artan fiyatların yol açtığı geçim krizi, Trump ve Cumhuriyetçiler açısından ekonomi alanındaki en kırılgan başlıklardan biri haline geldi.

Trump’ın ikinci başkanlık yılında ekonomi yüzeyde güçlü bir görünüm sergilese de, bu büyümenin arka planında ciddi yapısal eşitsizlikler bulunuyor. 2025’in üçüncü çeyreğinde GSYH yüzde 4,3 oranında büyürken, işsizlik oranı yüzde 4,4 seviyesinde kaldı. Bu büyümenin temel itici gücü ise büyük ölçüde yapay zekâ sektörü ve teknoloji alanındaki gelişmeler oldu. Özellikle büyük teknoloji şirketlerinin karşılıklı yatırımlarla sektörü genişletmesi, kısa vadede ekonomik büyümeyi desteklerken uzun vadede riskler barındıran bir tablo da ortaya koydu. Trump’ın ilk yılı, yapay zekâ sektörü açısından yeni fırsatların önünün açıldığı bir dönem olarak öne çıktı. Trump tarafından imzalanan yapay zekâ odaklı başkanlık kararnameleriyle teknoloji yatırımları artırılırken, Çin ile rekabet stratejisi kapsamında teknoloji firmalarına verilen devlet desteği de önemli ölçüde genişletildi. Ancak tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, ekonomik büyümenin toplum geneline eşit şekilde yansımadığı ve mevcut gelir eşitsizliğinin yıl içinde daha da derinleştiği görülüyor.

Trump yönetiminin en dikkat çekici adımlarından biri, kamu bürokrasisinde gerçekleştirdiği radikal işten çıkarmalar oldu. Elon Musk’ın liderliğinde kurulan “Hükümet Verimliliği Bakanlığı” (DOGE), yalnızca 10 ay içinde 317 bin federal çalışanın işine son verdi. Bu kapsamda, DEI (Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık) ofisleri kapatıldı, Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi ciddi oranda küçültüldü ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) kapatılarak Dışişleri Bakanlığı’na devredildi. Bürokraside “verimlilik” söylemiyle başlatılan bu dönüşüm, özellikle tecrübeli personelin ani işten çıkarılması nedeniyle pek çok kamu hizmetinde aksaklıklar ve mağduriyetler yarattı. Ayrıca bu kararların başkanlık kararnameleriyle alınması, demokratik denetim mekanizmalarını devre dışı bırakması bakımından muhalefet ve hukuk çevrelerinin sert eleştirilerine hedef oldu.

Trump’ın ikinci döneminde iklim ve enerji politikalarında sert bir rota değişikliği yaşandı. Göreve başladığı ilk günlerde, fosil yakıt üretimini teşvik eden bir dizi kararnameye imza atan Trump, yaklaşık 1 milyar dönüm kamu arazisini petrol ve doğalgaz sondajına açtı. Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen yönetim, Biden döneminde yürürlüğe giren çevre politikalarının çoğunu iptal etti. Güneş, rüzgâr ve elektrikli araçlar gibi temiz enerji teknolojilerine sağlanan teşvikler kaldırılırken, nükleer enerji ve kömür gibi geleneksel kaynaklara verilen destek artırıldı. Çevre Koruma Ajansı (EPA) büyük ölçüde işlevsizleştirildi. Hava, su ve sera gazı emisyonlarına ilişkin onlarca düzenleme ya rafa kaldırıldı ya da tamamen yürürlükten çıkarıldı. En çarpıcı adımlardan biri, 2009 yılında sera gazlarının halk sağlığına tehdit oluşturduğunu belirten bilimsel bulgunun geçersiz ilan edilmesiydi. Bu hamle, emisyonları sınırlamaya yönelik yasal zemini ortadan kaldırarak ciddi tartışmalara yol açtı.

Trump yönetiminin iklim politikaları, yenilenebilir enerji sektörünü de doğrudan etkiledi. Dev ölçekli açık deniz rüzgâr projeleri durduruldu, güneş enerjisi yatırımları bürokratik engellerle yavaşlatıldı. 2025 yılı itibarıyla temiz enerjiye yönelik 32 milyar dolarlık yatırım iptal edildi. Bu politikalar yalnızca enerji dönüşümünü yavaşlatmakla kalmadı, aynı zamanda iklim kaynaklı afetlere karşı hazırlık düzeyini de düşürdü. Federal Acil Durum Yönetim Ajansı’nın (FEMA) personel sayısında %25 oranında azalma yaşanırken, bütçeler kesildi ve eyaletlerin iklim dayanıklılığını artırmaya yönelik programlar askıya alındı. 

Tüm bu gelişmeler ışığında Trump’ın kamuoyundaki algısında da değişim yaşandı. New York Times tarafından yapılan son anket, Trump’ın ikinci başkanlık yılının kamuoyunda beklenen etkiyi yaratamadığını ortaya koyuyor. Ankete katılan seçmenlerin yalnızca %32’si ülkenin bir yıl öncesine kıyasla daha iyi bir durumda olduğunu düşünürken, %49’luk bir çoğunluk ülkenin kötüye gittiği kanaatinde. Bu olumsuz algı özellikle bağımsız seçmenler arasında dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda. Sonuçlar, Trump’ın başta ekonomi olmak üzere birçok temel konuda ciddi bir memnuniyetsizlikle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Seçmenlerin %51’i Trump’ın politikalarının hayatlarını daha pahalı hale getirdiğini belirtirken, sadece %24’ü bu politikaların hayat pahalılığını azaltmayı başardığını düşünüyor. Genel olarak Trump’ın güvenilirlik oranı %40 seviyesinde kalırken, %56’lık bir kesim Başkan’ın performansını onaylamadığını ifade ediyor. Ayrıca ankette, Trump’ın “tarihin en kötü başkanlarından biri olma yolunda olduğunu” düşünenlerin oranı %42’ye ulaşmış durumda.

Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılında iç politikada attığı sert ve hızlı adımlar, 2026 yılına gelindiğinde hem ekonomik hem de toplumsal dengeleri belirgin biçimde etkilemiş durumda. Göç politikalarından kamu istihdamına, fiyat artışlarından enerji tercihlerine kadar geniş bir alana yayılan bu uygulamalar, kısa vadede yürütme gücünü tahkim etse de orta vadede artan memnuniyetsizlik, derinleşen eşitsizlikler ve kurumsal kapasite kaybı gibi maliyetler üretmiş görünüyor. Kamuoyu yoklamalarının işaret ettiği güven kaybı ve özellikle bağımsız seçmenlerde belirginleşen hoşnutsuzluk, Trump yönetiminin siyasi manevra alanını daraltan önemli bir unsur haline gelmiş durumda. Bu tablo, Trump’ın agresif ve merkeziyetçi yönetim tarzının 2026 ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti açısından bir avantaja mı yoksa ciddi bir siyasi yüke mi dönüşeceğini belirleyecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.




You may also like
“Barış Kurulu” Birleşmiş Milletler’e Alternatif mi?
January 23, 2026
Trump’tan Davos’ta Kritik Açıklamalar
January 23, 2026
Hayat Pahalılığı Cumhuriyetçileri Zorluyor
January 17, 2026
  • Recent

    • America’s Search for a Grand Strategy
      January 2, 2026
    • Türkiye Messages From the Trump-Netanyahu Press Conference
      December 30, 2025
    • A Window of Opportunity in Türkiye-U.S. Relations
      December 19, 2025
    • The End of the American Century? Interdependence, Soft...
      June 9, 2025
    • Trump-Netanyahu Relationship Takes a Turn for the Worse
      May 30, 2025
    • Why Is Trump Bypassing Israel?
      May 30, 2025
    • Israel’s plan to involve the United States in the occupation...
      May 30, 2025
    • Private Roundtable With Turkish Deputy FM Nuh Yılmaz
      May 20, 2025
    • “Beyond Alliance: Rethinking US-Türkiye Relations...
      May 20, 2025
    • Trump's first 100 days...
      May 5, 2025

  • Washington Gündemi

    • Trump 2.0’ın İlk Yılı 
      January 23, 2026
    • “Barış Kurulu” Birleşmiş Milletler’e Alternatif...
      January 23, 2026
    • Trump’tan Davos’ta Kritik Açıklamalar
      January 23, 2026
    • Hayat Pahalılığı Cumhuriyetçileri Zorluyor
      January 17, 2026
    • Fed Başkanına Soruşturma Açıldı
      January 17, 2026
    • Grönland Gerilimi Tırmanıyor
      January 16, 2026
    • Trump’tan İran’daki Protestoculara Destek
      January 16, 2026
    • Minneapolis’te ICE Cinayeti
      January 9, 2026
    • Kongre’de Savaş Yetkisi Tartışılıyor
      January 9, 2026
    • Trump Grönland’ı İstiyor
      January 9, 2026



Stay Updated


© Copyright 2018-2022 SETA Foundation at Washington DC
Press enter/return to begin your search