Ukrayna’da Üçlü Diplomasi: Çözüm mü, Jeopolitik Taktik mi?
ABD, Ukrayna ve Rusya temsilcileri arasında yürütülen üçlü barış müzakereleri, Rus ordusunun Ukrayna’nın enerji altyapısını hedef alan yoğun saldırılarına rağmen devam ediyor. ABD arabuluculuğunda sürdürülen müzakerelerin ikinci turu bu hafta Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de 4-5 Şubat tarihlerinde gerçekleştirildi. Görüşmeler, dört yılı aşkın süredir devam eden savaşta tarafların en üst düzey temsilcilerinin bir araya geldiği nadir diplomatik temaslardan biri olarak kayda geçmiş durumda. Taraflar müzakereleri “yapıcı ve verimli” olarak nitelendirse de doğu Ukrayna’daki bölgelerin kaderi ve Ukrayna’nın güvenlik garantileri gibi temel meselelerde hâlâ derin ayrılıklar sürüyor.
ABD açısından üçlü görüşmeler, Trump yönetiminin dış politika önceliklerinden biri olan savaşı hızla sona erdirme vaadinin somut bir yansıması olarak görülüyor. Trump’ın özel temsilcileri Witkoff ve Kushner’in öncülüğünde yürütülen bu süreç, ABD’nin doğrudan arabulucu rolü üstlenmesiyle dört yılı aşkın süredir kısmen kopuk olan üst düzey ABD-Rusya askerî iletişim kanalının güçlenmesini sağladı. Süreç, “Önce Amerika” yaklaşımı çerçevesinde Rusya ile ilişkileri sınırlı biçimde normalleştirme, enerji piyasalarını istikrara kavuşturma ve Avrupa’daki askerî yükü azaltma hedeflerini yansıtırken, aynı zamanda Ukrayna’yı taviz vermeye zorlayan bir strateji olarak da okunuyor. Eleştirilere rağmen bu girişim, ABD açısından savaşın uzamasının küresel maliyetlerini düşürmeye yönelik diplomatik hamle niteliği taşıyor.
Rusya açısından ise üçlü görüşmeler, askeri baskıyı tamamen sonlandırmayan fakat siyasi manevra alanı açan bir araç işlevi görüyor. Moskova, sahada elde ettiği kazanımları diplomatik zeminde kalıcı hâle getirmeyi hedeflerken, aynı zamanda Batı içindeki görüş ayrılıklarını derinleştirmeyi amaçlıyor. Görüşmelere katılım, Rusya için bir taviz göstergesi olmaktan çok, uluslararası izolasyonu kırmaya yönelik pragmatik bir adım olarak okunabilir. Bu yaklaşım, Kremlin’in savaşı mutlak bir zafer ya da yenilgi yerine, uzun vadeli bir güç dengesi mücadelesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Ukrayna yönetimi, üçlü görüşmelere temkinli bir destek verirken, sürecin kendi aleyhine bir dayatmaya dönüşmemesi için dikkatli hareket ediyor. Kiev açısından temel kaygı, askeri destek sürerken diplomatik masada erken taviz vermeye zorlanmak. Ukrayna, toprak bütünlüğü ve güvenlik garantileri konularında net bir çerçeve oluşmadan kalıcı bir uzlaşıya sıcak bakmıyor. Ancak savaşın ekonomik ve toplumsal maliyetleri arttıkça, diplomatik seçeneklerin tamamen reddedilmesi de giderek zorlaşıyor.
Sürecin arka planında liderlerin söylemleri dikkat çekici bir ikili yapı sergiliyor. Başkan Trump, kamuoyuna yönelik açıklamalarında güç, caydırıcılık ve “hızlı sonuç alma” vurgusunu öne çıkarırken, kapalı kapılar ardında daha esnek ve sonuç odaklı diplomatik kanalların açık tutulduğu görülüyor. Bu yaklaşım, iç siyasete yönelik sert söylem ile dış politikada manevra alanı yaratma çabasının birlikte yürütüldüğüne işaret ediyor. Benzer şekilde Başkan Putin, sahadaki askerî kararlılığı ve hedeflerden geri adım atılmadığı mesajını sürdürürken, diplomatik temasları tamamen reddetmeyerek Moskova’ya zaman ve siyasi hareket alanı kazandırmayı amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Zelenskiy ise müttefik desteğini canlı tutmaya öncelik veren, ancak savaşın yarattığı yıpranmayı da gözeterek barış ihtimalini bütünüyle dışlamayan temkinli bir denge dili kullanıyor.
Mevcut tablo, üçlü görüşmelerin kısa vadede kapsamlı ve bağlayıcı bir barış anlaşması üretmesinin zor olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Taraflar arasındaki toprak düzenlemeleri, egemenlik iddiaları ve Ukrayna’ya yönelik güvenlik garantilerinin kapsamı gibi temel anlaşmazlıklar henüz müzakereyle çözülebilecek gibi görünmüyor. Buna karşın, görüşmeler tamamen sonuçsuz kalmış da değil. Diplomatik temasların sürmesi, çatışmanın kontrolsüz biçimde tırmanmasını önlüyor ve taraflar arasında asgari iletişimin devam etmesini sağlıyor. Ayrıca aylar sonra ilk kez taraflar arasında esir takası gerçekleştirilmiş oldu. Ancak gelinen noktada taraflar kalıcı bir barıştan çok çatışmayı dondurmaya veya düşük yoğunluklu bir gerilim hâlinde sürdürmeye razı gibi görünüyor.
Görüşmeler, Putin’in gerçekten barışa hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getirirken, mevcut göstergeler Moskova’nın henüz stratejik hedeflerinden vazgeçtiğine işaret etmiyor. Diplomatik temaslara kapı aralanması, Rusya açısından savaşı sona erdirme iradesinden çok, zaman kazanma ve müzakere zeminini kendi lehine şekillendirme çabası olarak değerlendiriliyor. Sahadaki saldırıların sürmesi ve toprak ile güvenlik konularında geri adım atılmaması, Kremlin’in barışı ancak kendi koşullarıyla kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede Abu Dabi süreci, Putin’in barış isteğinden ziyade, savaşın maliyetlerini yönetme ve diplomatik manevra alanını genişletme stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.
Putin yönetimi Ukrayna’da oldukça başarılı oldukları yönünde bir algı oluşturmaya çalışsa da bu hafta yayımlanan kapsamlı bir analiz, Rusya’nın Ukrayna savaşında çok ağır bedeller ödemesine rağmen çok az ve sınırlı kazanımlar elde edebildiğini ortaya koyuyor. Raporda Rus ordusunun, 2022’den bu yana 325,000 ölü olmak üzere yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiğine dikkat çekiliyor. Buna karşın Rusya’nın sahadaki ilerlemesinin son derece yavaş olduğu, bazı cephelerde kazanımların haftalar boyunca yalnızca birkaç yüz metreyle sınırlı kaldığı vurgulanıyor. Analiz, bu durumun Rusya’nın sayısal üstünlüğünü stratejik avantaja dönüştürmekte zorlandığını gösterdiğini belirtiyor. Toprak kontrolünde kayda değer bir değişim sağlanamaması, artan askerî kayıplar ve savaşın Rus ekonomisi üzerindeki uzun vadeli baskılarıyla birleştiğinde, Moskova’nın savaşı net bir stratejik başarı olarak sunmasının giderek güçleştiği değerlendirmesi öne çıkıyor.
Abu Dabi’de yürütülen ABD-Rusya-Ukrayna üçlü görüşmelerinde savaşı sona erdirmekten çok sürecin nasıl yönetileceği sorusu ön plana çıkıyor. Taraflar temel pozisyonlarından geri adım atmaktan kaçınırken diplomasi, çatışmanın kontrolsüz biçimde tırmanmasını engelleyen bir denge mekanizması işlevi görüyor. ABD, küresel maliyetleri sınırlamaya çalışırken Rusya zamanı kendi lehine işletmeyi, Ukrayna ise kırmızı çizgilerini korumayı hedefliyor. Bu tablo, yakın vadede kapsamlı bir barıştan ziyade, uzun süreli ve kırılgan bir denge arayışının süreceğini gösteriyor.