ABD-İran Müzakereleri Maskat’ta Başladı
ABD-İran nükleer müzakereleri uzun bir aranın ardından Umman’ın başkenti Maskat’ta yeniden başladı. Müzakereler geçen sene haziran ayında gerçekleştirilen ABD-İsrail askeri operasyonlarının ardından sekteye uğramıştı. Umman’ın arabuluculuğunda yürütülen ve hem dolaylı hem de kısmen yüz yüze formatta ilerleyen temaslar nükleer müzakerelerin canlandırılması ve gerilimi yatıştırması açısından oldukça önemli bir gelişme olarak görülüyor. Tarafların “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdiği temaslar, karşılıklı ciddiyeti test etme, pozisyonları netleştirme ve diplomasiyi askeri seçeneklere tercih etme iradesini yansıtması açısından da değerli bulunuyor. Sürecin başlamış olması diplomatik açıdan önemli bir eşik olarak görülse de taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar nedeniyle kısa vadede ciddi bir ilerleme kaydedilmesi beklenmiyor.
Müzakerelerin merkezinde yine kapsam tartışması bulunuyor. İran tarafı görüşmelerin yalnızca nükleer program ve yaptırımların kaldırılması başlığıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, ABD daha geniş bir güvenlik çerçevesi talep ediyor. Washington, balistik füze kapasitesi, bölgesel vekil aktörlere verilen destek ve uzun vadeli denetim mekanizmaları gibi başlıkların da anlaşmaya dahil edilmesini “kalıcı çözüm” için zorunlu görüyor. Tahran ise bu genişletilmiş gündemin müzakereleri çıkmaza sürükleyeceğini savunarak nükleer dosya dışındaki konuların ayrı platformlarda ele alınabileceğini belirtiyor.
Trump yönetimi, İran’ın nükleer kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması ya da en azından uzun vadeli ve sıkı denetim altında tutulması gerektiğini savunuyor. Washington’un “sıfır kapasite” vurgusu, iç politikada güçlü bir mesaj niteliği taşırken, diplomatik açıdan uygun bir talep olarak görülmüyor. İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu ve tamamen ortadan kaldırılmasının egemenlik haklarına aykırı olduğunu ileri sürüyor. Bu noktada teknik bir uzlaşı ile siyasi bir çerçeve arasındaki mesafe dikkat çekiyor. Taraflar arasında tam bir güven inşa edilmeden kapsamlı bir anlaşmaya varılması zor görünüyor.
Görüşmelerde Trump yönetimi, İran’ın nükleer programını sınırlayacak ve daha geniş güvenlik çerçevesi içinde bir uzlaşı sağlayacak yeni bir anlaşma hedefliyor. Bunu hem ekonomik yaptırımlar hem de diplomasiyle birleştirerek tansiyonu düşürmeyi amaçlıyor. Trump, diplomasiye öncelik verdiğini söylemesine rağmen müzakere masasının başarısız olması halinde “sonuçların çok sert” olacağını açıkça belirterek askeri seçenekleri de dışarıda bırakmıyor.
Maskat görüşmeleri sürerken, sahadaki askerî hareketlilik tamamen ortadan kalkmış değil. ABD’nin bölgedeki deniz ve hava unsurlarını güçlü tutmaya devam etmesi, diplomasi ile caydırıcılık stratejisinin birlikte yürütüldüğünü gösteriyor. İran da benzer biçimde sert söylemini koruyarak olası bir saldırıya karşılık vereceğini vurguluyor. Bu tablo, müzakerelerin yalnızca teknik bir pazarlık değil, aynı zamanda güç gösterisinin gölgesinde yürütülen bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Diplomasi, şu aşamada krizi çözmekten çok kontrol altında tutma işlevi görüyor.
Washington’un temel beklentisi, İran’ın yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ciddi biçimde sınırlandırması ve özellikle yüzde 60’a kadar çıkarılan zenginleştirilmiş uranyum stokunu azaltması ya da tamamen elden çıkarması yönünde. ABD ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) daha kapsamlı ve kesintisiz denetim yapabilmesini, İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda şeffaflık sağlamasını ve nükleer silah üretimine giden yolu kalıcı biçimde kapatacak teknik ve hukuki güvenceler vermesini talep ediyor. Washington’a göre kalıcı bir istikrar için yalnızca nükleer faaliyetlerin değil, İran’ın bölgesel askeri kapasitesinin de sınırlandırılması gerekiyor.
İran açısından ise ABD ile yapılan görüşmeler, ağırlıklı olarak nükleer programın ve yaptırımların kaldırılması etrafında şekilleniyor. Tahran, görüşmelerin sadece nükleer mesele ile sınırlı kalmasını ve uranyum zenginleştirme gibi temel ulusal çıkarları dışarıda bırakmadan çözüm arıyor, zira yönetim “nükleer silah hedefi taşımadığını” vurguluyor ve ekonomik yaptırımların hafifletilmesini istiyor. Ancak İran’da uzmanlar ve bazı yetkililer, Washington ile derin bir güven eksikliği olduğu ve müzakerelerin devam etse bile iki ülke arasındaki temel ayrılıkların henüz aşılmadığı görüşünde; bu nedenle hem içeride hem de dış basında diplomatik sürecin kırılgan olduğuna ve İran’ın sadece nükleer dosya etrafında sınırlı bir ilerleme kabul ettiğine işaret ediliyor.
Uzmanlar ilk temasların sembolik açıdan önemli olsa da somut ilerleme üretmediğini ve taraflar arasındaki yapısal güvensizliğin hâlâ çok güçlü olduğunu belirtiyor. ABD daha geniş kapsamlı bir anlaşma isterken, İran’ın müzakereleri dar ve teknik bir nükleer çerçevede tutmak istemesi ciddi bir uyuşmazlık yaratıyor. Uzmanlar iç siyasi baskıların da süreci zorlaştırdığını düşünüyorlar. Washington’da İran’a karşı sert bir çizgi savunan çevreler bulunurken, Tahran’da da füze programı ve bölgesel nüfuzun “ulusal güvenlik meselesi” olarak görüldüğü ifade ediliyor. Bu nedenle diplomatik sürecin kırılgan olduğu, tarafların pozisyonlarında esneklik göstermemesi halinde müzakerelerin uzayabileceği ve ancak aşamalı, sınırlı güven artırıcı adımlarla ilerleme sağlanabileceği ileri sürülüyor.
Görüşmelerin kısa vadede kapsamlı bir anlaşmayla sonuçlanması beklenmiyor. Daha olası senaryo, nükleer faaliyetlerin belirli bir süre sınırlandırılması karşılığında yaptırımların kısmi hafifletilmesini içeren geçici bir düzenleme. Ancak tarafların kırmızı çizgilerinde esneklik göstermemesi durumunda, müzakerelerin yeniden askıya alınması ve gerilimin güvenlik eksenli bir çizgiye kayması ihtimali de masada kalmaya devam ediyor. Bu nedenle Maskat sürecinin ya daha geniş bir diplomatik çerçevenin başlangıcı olacağı ya da krizin bir sonraki aşamasına geçişi geciktiren kısa bir ara dönem olarak kayda geçeceği tahmin ediliyor.
Maskat süreci, tarafların diplomasi kapısını tamamen kapatmak istemediğini gösteren önemli fakat kırılgan bir eşik niteliği taşıyor. ABD ile İran arasındaki müzakereler kapsamlı bir uzlaşıdan ziyade karşılıklı niyet testine ve risk yönetimine dayanıyor. Güven eksikliği, kapsam tartışması ve iç siyasi baskılar devam ettiği sürece hızlı ve geniş kapsamlı bir anlaşma ihtimali zayıf görünüyor. Ancak temasların sürdürülmesi dahi, askeri tırmanmayı frenleyen ve taraflara manevra alanı sağlayan bir denge unsuru işlevi görüyor.



















