• Publications
    • Books
    • Opinions
    • Analyses
    • Reports
  • Events
  • About
    • SETA DC
    • People
  • US-Türkiye Relations
  • Washington Gündemi
  • Contact
  • info@setadc.org
    202-223-9885
    1025 Connecticut Ave NW
    Suite 410
    Washington, DC 20036
  • Publications
    • Books
    • Opinions
    • Analyses
    • Reports
  • Events
  • About
    • SETA DC
    • People
  • US-Türkiye Relations
  • Washington Gündemi
  • Contact

Palantir’den Tepki Çeken “Manifesto”  

SETA DC Posted On April 24, 2026
0


ABD merkezli savunma teknolojisi şirketi Palantir Technologies, CEO Alex Karp ve kurumsal ilişkiler sorumlusu Nicholas Zamiska tarafından kaleme alınan The Technological Republic adlı kitaptan derlenen 22 maddelik bir metni bu hafta kamuoyuyla paylaştı. Kamuoyunda “manifesto” olarak nitelendirilen bu metin, teknoloji şirketlerinin rolüne dair alışılmış sınırların çok ötesine geçen bir söylem benimsedi ve tartışma yarattı. Ancak manifestoyu salt bir deneme olarak okumak yanıltıcı olur, bu metin aynı zamanda savunma, istihbarat ve güvenlik alanlarındaki kamu sözleşmelerine büyük ölçüde bağımlı bir şirketin siyasi ve ideolojik konumlanmasını da yansıtıyor.

Metnin ana tezi, yumuşak güç enstrümanlarının 21. yüzyılın rekabetçi ortamında artık yeterli olmadığı yönünde şekilleniyor. Alex Karp’a göre caydırıcılık bundan böyle yazılım, yapay zekâ ve askeri teknoloji üzerinden inşa edilecek. Bu çerçevede yapay zekâ destekli silahların geliştirilmesi, bir etik tartışma konusu olmaktan çıkarılarak stratejik bir zorunluluk olarak yeniden tanımlanıyor. “Soru bu silahların yapılıp yapılmayacağı değil, kim tarafından ve hangi amaçla yapılacağıdır” ifadesi, bu yaklaşımın en açık yansıması olarak öne çıkıyor. Söz konusu argüman, Palantir Technologies’in savunma, istihbarat, göçmenlik denetimi ve polislik alanlarında hükümetlere operasyonel yazılım satma pratikleriyle doğrudan örtüşüyor.

Metinde öne çıkan ikinci vurgu ise ulusal hizmet ve askeri katılım meselesi etrafında şekilleniyor. Karp, profesyonel gönüllü ordu modelinin savaşın toplumsal maliyetini dar bir kesime yüklediğini savunarak daha geniş tabanlı bir hizmet anlayışını öne çıkarıyor. Bu öneri ilk bakışta daha eşitlikçi bir yaklaşım gibi sunulsa da, toplumun daha kapsamlı biçimde militarize edilmesini meşrulaştıran bir çerçeveye de işaret ediyor. Böylece askeri yükümlülüğün yaygınlaştırılması yalnızca bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda toplumsal organizasyonun yeniden şekillendirilmesi anlamına geliyor.

Manifesto, Silikon Vadisi’ne yönelik eleştirilerden de kaçınmayan bir dil benimsiyor. “Uygulamalar tiranlığına karşı isyan etmeliyiz” ifadesiyle özetlenen bu eleştiri, teknoloji sektörünün son yıllarda tüketici odaklı, kısa vadeli ve tarihsel etkisi sınırlı ürünlere yöneldiği iddiasına dayanıyor. Karp, teknoloji şirketlerinin bu çerçevenin ötesine geçerek devlet kapasitesini güçlendiren ve askeri üretime katkı sağlayan aktörler haline gelmesi gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, teknoloji sektörünü yalnızca ekonomik bir alan olmaktan çıkarıp doğrudan jeopolitik rekabetin bir parçası haline getiren bir perspektif sunuyor.

Metindeki en tartışmalı eksenlerden biri kültürel çoğulculuğa yönelik yaklaşımda ortaya çıkıyor. Manifesto, tüm kültürlerin eşit olduğu yönündeki görüşü açıkça reddederek bazı kültürlerin ilerici değerler ürettiğini, bazılarının ise “gerici” ya da “zararlı” kaldığını ileri sürüyor. Bu yaklaşım, Batı merkezli bir medeniyet hiyerarşisini ima ederken metnin“teknofaşizm” olarak nitelendirilmesine de zemin hazırlıyor. Buna ek olarak manifesto, din ve kamusal düzen meselesine de değinerek elit çevrelerde dini inanca yönelik tahammülsüzlüğü eleştiriyor. Bu çerçevede Palantir Technologies’in söylemi yalnızca güvenlikçi ve milliyetçi bir hatla sınırlı kalmıyor, aynı zamanda belirgin bir kültürel muhafazakâr zemine de oturuyor.

Palantir Technologies’in bu metni yayımlama zamanlaması da manidar. 2003 yılında Peter Thiel ve Alex Karp tarafından kurulan şirket, başlangıcından itibaren CIA’nin yatırım kolu olan In-Q-Tel’in desteğiyle istihbarat çevrelerine yakın bir profil çizdi. Bugün ise dünya genelinde hükümetler, askeri kurumlar ve büyük şirketlerle çalışan Palantir, İsrail’in Gazze operasyonlarında hedef belirleme süreçlerine katkı sağladığı iddiasıyla uluslararası insan hakları örgütlerinin gündemine gelmiş, ABD içinde de göçmen takibi ve polislik faaliyetleri nedeniyle sivil özgürlükler tartışmalarının merkezine yerleşmişti. Bu bağlamda manifesto, soyut bir entelektüel metin olmanın ötesine geçerek şirketin mevcut iş modelini siyasi ve ahlaki bir çerçevede meşrulaştıran işlevsel bir belge olarak da görülebilir. 

Palantir Technologies manifestosunun yayımlandığı bağlamı anlamak için ABD ordusunun son yıllarda benimsediği “AI-first” yaklaşımını da dikkate almak gerekir. Savunma Bakanlığı, ticari yapay zekâ teknolojilerini hızla askeri sisteme entegre etmeye çalışırken bu dönüşümün etkinliği, güvenliği ve hukuki sınırları tartışılmaya devam ediliyor.Bu sürecin merkezinde Maven Smart System yer alıyor. Uydu görüntüleri, insansız hava araçları verileri, ticari veri setleri ve sosyal medya içeriklerini bir araya getiren bu sistem, yüzlerce potansiyel hedef üretme, bunları önceliklendirme ve hukuki uygunluk değerlendirmesi yapma işlevlerini yerine getiriyor. Maven yalnızca veri analiziyle sınırlı kalmayıp savaş senaryoları üretmek ve istihbarat çıktıları oluşturmak için de kullanılıyor. Palantir ise bu sistemin ana yüklenicisi olarak İran, Irak, Suriye ve Ukrayna başta olmak üzere birden fazla operasyon sahasında aktif rol oynuyor.

ABD’nin bu alana yaptığı yatırımların boyutu da dönüşümün ciddiyetini ortaya koyuyor. 2016’dan bu yana Pentagon’un yapay zekâ programlarına en az 75 milyar dolar ayırdığı belirtiliyor. 2026 yılı için yalnızca otonom sistemlere yönelik bütçe talebinin 13,4 milyar dolar olması, önceliğin nereye kaydığını açıkça gösteriyor. Savunma harcamalarından en büyük payı alan şirketler arasında Palantir ve Anduril Industries öne çıkarken OpenAI, Google, xAI ve Anthropic gibi sivil yapay zekâ firmalarının da Pentagon ile çeşitli anlaşmalar imzaladığı biliniyor. 

​​Bu tablonun tüm aktörlerin aynı tutumu benimsediği anlamına gelmediğini vurgulamak gerekir. Geçtiğimiz aylarda Savunma Bakanlığı ile Anthropic arasında yaşanan anlaşmazlık, bu gerilimin en çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor. Anthropic, Claude AI modelinin tamamen otonom silah sistemlerinde kullanılmaması ve Amerikan vatandaşlarının gözetlenmesinde devreye sokulmaması için Pentagon’dan güvence talep etmişti. Savunma Bakanlığı bu koşulları reddedince şirketi “tedarik zinciri riski” olarak tanımlamış ve savunma projelerinden dışlamıştı. Anthropic ise bu kararın hukuka aykırı olduğunu savunarak itiraz etmişti.

Pentagon’un kritik sistemlerinin giderek artan ölçüde özel sektör tarafından geliştirilen ve kontrol edilen teknolojilere dayanması, uzun vadede stratejik bir kırılganlık yaratma potansiyeli de taşımaktadır. Devletin operasyonel kapasitesinin önemli bir bölümünü ticari şirketlere devretmesi, hesap verebilirlik ve demokratik denetim açısından henüz tam anlamıyla yanıtlanmamış önemli soruları gündeme getirmektedir.

Palantir Technologies’in 22 maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, karşımıza yalnızca bir şirket CEO’sunun kişisel görüşleri çıkmamaktadır. Ortaya konan çerçeve çok daha bütünlüklü bir nitelik taşımaktadır. Bu çerçeve, ABD’nin geleceğini sert güç, yapay zekâ, milli seferberlik, kültürel üstünlük ve dinî-medeniyetçi bir kamusal düzen üzerinden yeniden kurmaya çalışan kapsamlı bir ideolojik vizyon ortaya koymaktadır. Savunma, istihbarat, polislik ve göçmenlik teknolojileri üreten bir şirketin bu denli açık bir dünya görüşü ilan etmesi, teknoloji ile iktidar arasındaki bağın artık çok daha görünür hale geldiğine işaret etmektedir.




You may also like
Seçim Bölgeleri Üzerinden İktidar Yarışı
April 24, 2026
İsrail-Lübnan Ateşkesi Üç Hafta Uzatıldı
April 24, 2026
Trump İran’la Ateşkesi Uzattı
April 24, 2026
  • Recent

    • “Strategic Implications of the Iran War” panel...
      March 30, 2026
    • ‘Any Given Sunday’: The clash of nationalism and multiculturalism...
      February 11, 2026
    • America’s Search for a Grand Strategy
      January 2, 2026
    • Türkiye Messages From the Trump-Netanyahu Press Conference
      December 30, 2025
    • A Window of Opportunity in Türkiye-U.S. Relations
      December 19, 2025
    • The End of the American Century? Interdependence, Soft...
      June 9, 2025
    • Trump-Netanyahu Relationship Takes a Turn for the Worse
      May 30, 2025
    • Why Is Trump Bypassing Israel?
      May 30, 2025
    • Israel’s plan to involve the United States in the occupation...
      May 30, 2025
    • Private Roundtable With Turkish Deputy FM Nuh Yılmaz
      May 20, 2025

  • Washington Gündemi

    • Palantir’den Tepki Çeken “Manifesto”  
      April 24, 2026
    • Seçim Bölgeleri Üzerinden İktidar Yarışı
      April 24, 2026
    • İsrail-Lübnan Ateşkesi Üç Hafta Uzatıldı
      April 24, 2026
    • Trump İran’la Ateşkesi Uzattı
      April 24, 2026
    • ABD Ucuz Drone Üretimi İçin Alternatif Arıyor
      April 17, 2026
    • Papa- Trump Kavgası 
      April 17, 2026
    • ABD, Rusya’ya Tanınan Petrol Muafiyetini Kaldırdı
      April 17, 2026
    • ABD-İran Müzakereleri Devam Ediyor
      April 17, 2026
    • İran Savaşı’nın Ara Seçimlere Etkisi 
      April 10, 2026
    • Adalet Bakanı Bondi Görevden Alındı
      April 10, 2026



Stay Updated


© Copyright 2018-2022 SETA Foundation at Washington DC
Press enter/return to begin your search