Fed Başkanı Kevin Warsh Oldu
Kevin Warsh, Senato onayının ardından ABD Merkez Bankası’nın yeni başkanı oldu. Trump’ın aday gösterdiği Warsh’ın koltuğa oturmasıyla Amerikan ekonomi yönetiminde yeni bir dönem başlamış oldu.. Ancak bu atama basit bir liderlik değişikliği değil. Warsh’ın Trump’a yakın bir profil çizmesi Fed’in bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İran savaşıyla birlikte enerji fiyatlarındaki artış ve enflasyonun yeniden yükselişe geçtiği bir dönemde göreve başlayan Warsh’ın önümüzdeki süreçte atacağı adımlar Trump yönetiminin ekonomi politikaları için kritik bir öneme sahip olabilir.
Warsh’ın atama sürecinin sıkıntılı geçmesi bekleniyordu ancak beklentilerin aksine hızlı bir onay süreci işledi. Senato önce 51’e karşı 45 oyla Warsh’ı Fed Yönetim Kurulu üyeliğine getirdi. Ertesi gün yapılan başkanlık oylamasında ise 54’e karşı 45 oyla onay çıktı. Oylamada en dikkat çeken noktalardan biri Demokrat Senatör John Fetterman’ın Cumhuriyetçilerle birlikte Warsh lehine oy kullanması oldu. Atama, Fed Başkanı Powell’ın görev süresinin bitmesine yalnızca iki gün kala gerçekleşmiş oldu. Trump’ın ilk döneminde atadığı Powell ile son yıllarda oldukça gerilimli bir ilişki yaşanmıştı. Trump, 2024 başkanlık seçimleri sürecinde Powell’ı Biden yönetimine yakın olmakla suçlamış, başkan seçildikten sonra da hızlı faiz indirimi için sürekli baskı yapmıştı. Powell ve diğer kurul üyelerinin direnci nedeniyle Trump faiz indirimi noktasında istediğini elde edemedi.
Trump’ın Fed üzerindeki müdahale girişimleri sadece Powell ile sınırlı kalmamıştı. Biden döneminde atanan Fed Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook’u görevden almaya çalışan Trump, Cook hakkında ev kredisi dolandırıcılığı iddiaları üzerinden bir soruşturma baskısı oluşturmuştu. Aynı dönemde Adalet Bakanlığı’nın Powell hakkında Fed binası renovasyon projesi nedeniyle soruşturma başlatması da büyük tartışma yaratmıştı. Federal bir yargıç bu soruşturmanın aslında Powell’ı faiz indirmeye zorlamak ya da istifaya yönlendirmek amacı taşıdığına hükmetmişti. Süreç ancak Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis’in soruşturma bitmeden Trump’ın Fed adayını desteklemeyeceğini açıklaması sonrası yumuşadı ve Adalet Bakanlığı soruşturmayı düşürdü.
Trump yönetimi Fed kuruluna geçtiğimiz yıl atadığı Stephen Miran üzerinden de baskısını sürdürmüştü. Miran, yönetim kuruluna hızlı bir faiz indirimi için açık şekilde lobi yapmıştı. Bu tablo son dönemde Fed’in bağımsızlığı konusundaki endişeleri ciddi şekilde artırdı. Powell’ın görev süresi sona ermesine rağmen Fed Yönetim Kurulu üyesi olarak kalmaya devam etme kararı da bu endişelerin bir yansıması olarak okunuyor. Powell bu kararını Fed’in siyasi baskılardan bağımsız şekilde para politikası yürütebilme kapasitesini tehdit eden hukuki saldırılar karşısında kurumsal istikrarı koruma isteğiyle açıkladı. 1948’den beri ilk kez eski bir Fed başkanının kurum içinde aktif görevini sürdürmesi anlamına gelen bu adım, merkez bankası içindeki güç mücadelesinin tamamen sona ermediğini gösteriyor.
Warhs’ın onay sürecinde en sert çıkış Elizabeth Warren’dan geldi. Demokrat senatör Warsh’ı doğrudan Trump’ın kuklası olmakla suçladı. Warren özellikle Warsh’ın ekonomik görüşlerindeki değişime dikkat çekti. Biden döneminde faiz artırımlarını savunan Warsh’ın Trump’ın yeniden göreve gelmesinden sonra aniden faiz indirimlerini desteklemeye başlamasını siyasi pozisyon değişikliği olarak değerlendirdi. Warsh ise kendisini savunurken Fed içinde rejim değişimi gerektiğini ve mevcut yapının sürdürülemez olduğunu öne sürdü.
Warsh’ın ekonomi yaklaşımı Fed içinde radikal bir yeniden yapılanma sinyali veriyor. Bilançonun küçültülmesini öncelikleri arasına alan Warsh, daha küçük bir bilançonun politika faizini daha düşük seviyelerde tutmaya alan açabileceğini savunuyor. Bu yaklaşım Trump yönetiminin büyüme odaklı ve düşük faiz isteyen ekonomi politikasıyla büyük ölçüde örtüşüyor. Fed’in bilançosu bugün yaklaşık 6.7 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Özellikle 2008 finansal krizi ve pandemi döneminde uygulanan parasal genişleme politikaları sonucu merkez bankası büyük miktarda devlet tahvili ve mortgage varlığı satın almıştı. Warsh geçmişte bu politikaları desteklemiş olsa da daha sonra Fed’in piyasalara aşırı müdahale ettiğini söyleyerek eleştirel bir pozisyona geçmişti.
Warsh’ın tarihsel referansı da dikkat çekiyor. Powell’ın görev süresi boyunca Paul Volcker dönemine atıfta bulunarak agresif faiz artışlarını meşrulaştırması gibi Warsh da Alan Greenspan dönemini model alıyor. 1990’lardaki kişisel bilgisayar devriminde Greenspan, üretkenlik artışının ekonomiyi enflasyon yaratmadan büyütebileceğini savunmuş ve faizleri agresif şekilde yükseltmemişti. Warsh bugün benzer bir dönüşümün yapay zekâ sayesinde yaşandığını düşünüyor. Warsh’ın argümanına göre yapay zekâ kaynaklı üretkenlik artışı, ekonominin daha düşük faiz ortamında bile yüksek büyüme sağlayabilmesine imkân tanıyabilir. Eğer bu beklenti gerçekleşirse Warsh döneminde faiz indirimleri daha kolay meşrulaştırılabilir.
Warsh’ın göreve gelişi ABD ekonomisinin kırılgan döneme girdiği bir ana denk geldi. Nisan ayı enflasyon verilerine göre tüketici fiyat endeksi yıllık bazda yüzde 3.8’e yükseldi ve bu oran Mayıs 2023’ten bu yana görülen en yüksek seviye oldu. Şubat ayında savaş başlamadan önce enflasyonun yüzde 2.4 seviyesine kadar gerilemiş olduğu düşünülürse son iki ayda enerji fiyatları kaynaklı yeni bir enflasyon dalgasının oluştuğu açıkça görülüyor. Nisan ayında tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 0.6 artarken Mart ayında bu oran yüzde 0.9’du.
Yükselişin temel nedenini enerji maliyetleri oluşturuyor. Benzin, dizel ve elektrik fiyatlarında sert artışlar yaşandı. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji akışının aksaması piyasaları doğrudan vurdu. Benzin fiyatları galon başına 4.50 doların üzerine çıkarken dizel fiyatları neredeyse iki katına ulaştı. Bu durum yalnızca akaryakıt maliyetlerini değil taşımacılık üzerinden gıda fiyatlarını da yukarı çekti ve özellikle sebze ve meyve fiyatlarının bir yılda yaklaşık yüzde 40 yükseldi. Gıda ve enerji hariç çekirdek enflasyonun da yüzde 2.8’e yükselmesi fiyat baskılarının ekonominin geneline yayılmaya başladığına işaret ediyor.
Mevcut şartlar Warsh için oldukça zorlayıcı çünkü Trump yönetiminin istediği gibi hızlı bir faiz indirimine gitmek bu enflasyon ortamında neredeyse imkânsız görünüyor. Piyasa beklentilerine göre Haziran toplantısında faizlerin sabit kalma ihtimali yüzde 97 seviyesinde. Bazı analistler artık faiz indirimlerinin 2027’ye sarkabileceğini düşünüyor. Üstelik ücretler enflasyonun gerisinde kaldığı için reel satın alma gücü eriyor. Ortalama saatlik kazançlar yıllık yüzde 3.6 artarken fiyatlar yüzde 3.8 yükseldiğinden reel ücretler yeniden negatif bölgeye geçti. Kamuoyu araştırmalarına göre de Amerikalıların yüzde 77’si Trump politikalarının yaşam maliyetlerini artırdığını düşünüyor.
Tüm bu tablo Warsh’ın önündeki yolun zor olduğunu gösteriyor. Bir yanda Trump’ın düşük faiz beklentisi, diğer yanda enflasyonu kontrol altına alma zorunluluğu yer alıyor. Fed içinde son yıllarda görülmemiş düzeyde bir bölünmenin olması da karar alma süreçlerini zorluyor. Powell’ın son toplantısında dört ayrı muhalif oy çıkmıştı. Warsh’ın Fed’in yapısına yönelik söylemleri de bu çatışmaların önümüzdeki süreçte daha da görünür olabileceğini gösteriyor. Sonuç olarak Warsh dönemi yalnızca yeni bir başkanlık değil, aynı zamanda Fed’in bağımsızlığı, iç dengeleri ve ekonomik vizyonu açısından yeni bir güç mücadelesinin başlangıcı olarak değerlendirilebilir.



















