Ara Seçimlere Doğru Yarış Kızışıyor
2026 ara seçimleri öncesinde Amerikan siyaseti aynı anda üç farklı cephede hareketleniyor. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar bir yandan seçim bölgesi haritalarını yeniden çizerek Kongre aritmetiğinde avantaj sağlamaya çalışırken, ön seçim sonuçları Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi taban üzerindeki etkisinin hâlâ ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Buna ek olarak, eyalet düzeyindeki yarışlar da giderek ulusal siyasetin sembolik mücadele alanlarına dönüşüyor. California valilik yarışı ise bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu üç başlık, aslında aynı siyasi denklemin parçalarını oluşturuyor ve 2026 sonrası Amerikan siyasetindeki güç dengesini farklı cephelerden şekillendiriyor.
Yeniden haritalandırma meselesi bu üç mücadelenin belki de en yapısal olanı. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde sahip olduğu sınırda olan çoğunluk, birkaç koltukluk değişimi bile ulusal düzlemde belirleyici hale getiriyor. Bu yüzden her iki parti de “yığma” ve “parçalama” olarak bilinen iki klasik yöntemi giderek daha agresif bir biçimde uyguluyor. Yığma yöntemi belirli bir partinin seçmenlerini tek bir bölgeye sıkıştırarak diğer bölgelerdeki etkilerini kırmayı amaçlarken, parçalama ise aynı seçmen kitlesini birden fazla bölgeye dağıtarak belirleyici olmasını engelliyor. Missouri’nin Kansas City örneği parçalama stratejisinin en açık vakalarından birini oluşturuyor. Cumhuriyetçi yönetim Demokratların güçlü olduğu seçim bölgesini üçe bölerek şehir seçmenini Cumhuriyetçi ağırlıklı kırsal bölgelere dağıttı ve böylece üç bölgenin tamamını Cumhuriyetçi eğilimli hale getirdi. Texas’ta da benzer bir mantık işledi. Trump’ın çağrısı sonrasında Vali Greg Abbott yeni seçim haritasını yasalaştırdı ve Anayasa Mahkemesi’nin onayıyla Cumhuriyetçilere yaklaşık beş ek sandalye kazanma imkanı doğdu.
Demokratlar bu hamlelere kayıtsız kalmıyor. California’da Vali Gavin Newsom hem eyalet meclisini hem de seçmenleri yeni bir harita için ikna etti ve Anayasa Mahkemesi’nin de onayıyla California’da beş yeni Demokrat sandalye hedefi gerçekçi hale geldi. Virginia’da ise geçtiğimiz haftalarda kabul edilen anayasa değişikliği referandumu eyaletteki haritaların ara dönemde yeniden çizilmesinin önünü açtı. Bu plan eğer hukuki engellere takılmadan uygulanabilirse Demokratlara iki ila dört arasında sandalye kazandırabilir. Florida, Tennessee ve Ohio gibi Cumhuriyetçi eyaletlerdeki paralel hamleler ile California ve Virginia’daki Demokratların stratejileri göz önüne alındığında ortada açık bir “harita savaşı” olduğu görülüyor. Yeni seçim bölgelerinin büyük bölümünün siyah ve Latino seçmenlerin temsilini zayıflattığı iddiasıyla dava konusu olması, tartışmaların önümüzdeki dönemde de gündemden düşmeyeceğini gösteriyor.
Trump’ın Indiana ön seçimlerindeki başarısı ise farklı bir mücadelenin göstergesi niteliğinde. Trump’ın genel onay oranı yüzde 39’a kadar gerilemiş olmasına rağmen Cumhuriyetçi seçmen içerisindeki desteği yüzde 85 seviyesinde sabit kalıyor. Bu uçurum, Trump’ın özellikle düşük katılımlı ön seçimlerde hâlâ son derece etkili bir mobilizasyon gücüne sahip olduğunu kanıtlıyor. Indiana’da Trump’ın seçim bölgelerinin yeniden belirlenme çağrısına direnen yedi Cumhuriyetçi eyalet milletvekilinden en az beşinin Trump destekli rakipler karşısında yenilgiye uğraması, partinin iç dinamiklerinde net bir mesaj taşıyor. Kampanyalara aktarılan yaklaşık dokuz milyon dolarlık reklam harcaması ve Oval Ofis’te çekilen fotoğraflar gibi sembolik araçlar, yerel ölçekte sınırlı tanınırlığa sahip eyalet siyasetçilerine karşı ciddi bir güç dengesizliği yaratıyor. Yine de tablonun tek boyutlu olmadığını belirtmek gerekiyor. Trump’a yakın isimlerden Steve Bannon’un harcanan paranın daha verimli kullanılabileceğini söylemesi, MAGA hareketinin içinde kaynak tahsisi ve stratejik öncelikler konusunda görüş ayrılıkları olduğunu gösteriyor.
California valilik yarışı ise bu denklemin bir başka cephesini oluşturuyor. Gavin Newsom’un görev süresinin dolmasıyla birlikte Demokrat Parti’nin kalesi olarak görülen eyalette yeni bir liderlik dönemi başlıyor. Newsom’un özellikle son dönemde Trump karşısında öne çıkan profili, California valiliğine sembolik bir ağırlık katmış durumda. Bu yüzden 2 Haziran ön seçimleri yalnızca eyalet düzeyinde değil Demokrat Parti’nin ulusal kimliği açısından da kritik. Şu anki tablo dört aday arasında tek haneli farklarla seyreden açık uçlu bir mücadeleye işaret ediyor. Cumhuriyetçi Steve Hilton Trump’ın Nisan ayında verdiği destekle hemen hemen tüm anketlerde ilk ikide yer alarak ince bir farkla genel liderliği koruyor. Yarışın asıl belirleyici hareketi Demokrat Xavier Becerra’nın yükselişi oldu. Eric Swalwell’in cinsel taciz iddiaları sonrası kampanyasını askıya almasıyla boşalan merkez sol alana yerleşen Becerra, yüzde 5 bandından bazı anketlerde yüzde 24’e kadar çıkarak yarışın momentumunu eline aldı. Bu yükseliş, aylardır konuşulan “iki Cumhuriyetçinin finale kalması” senaryosunu büyük ölçüde zayıflattı.
Bu haftaki son televizyon münazarasında öne çıkan başlıklar California yarışının ideolojik temellerini de netleştirdi. Kasım ayında referanduma gitmesi beklenen milyarder vergisi önerisi sahnedeki adayların büyük bölümü tarafından reddedildi. Cumhuriyetçi adaylar bu verginin yatırım ve inovasyonu eyalet dışına kaçıracağını savunurken, Demokrat adaylar mevcut tasarının tek seferlik olduğu için eğitim gibi alanlara sürdürülebilir kaynak yaratmayacağını ileri sürdü. İlginç bir şekilde öneriyi destekleyen tek isim, kendisi de milyarder olan Demokrat aday Tom Steyer oldu. Konut krizi ve evsizlik meselesi de tartışmanın merkezindeydi. Geçen yılki büyük yangınların ardından sigorta krizinin derinleşmesi ve konut maliyetlerinin artması, bu meseleyi eyalet siyasetinin en kritik konusu haline getirmiş durumda.
Üç başlık birlikte değerlendirildiğinde 2026 ara seçimleri öncesi Amerikan siyasetinin temel dinamiği netleşiyor. Cumhuriyetçiler hem yapısal düzeyde harita değişiklikleriyle hem de Trump merkezli mobilizasyon gücüyle avantaj yaratmaya çalışıyor. Demokratlar ise California ve Virginia gibi kritik bölgelerde hem haritayla hem de aday profiliyle bu hamlelere karşılık vermek zorunda kalıyor. Bu denklemde sandık dışındaki cepheler en az sandık kadar belirleyici görünüyor. Mahkeme süreçleri haritaların kaderini, ön seçim sonuçları parti içi gücün dağılımını, eyalet düzeyindeki yarışlar ise iki büyük partinin ulusal söylemini şekillendiriyor.



















