ABD ve İran Arasında Ateşkes Arayışı
ABD ile İran arasında yaklaşık iki aydır devam eden çatışmaları sona erdirmeye yönelik diplomatik temaslar yeniden hız kazandı. Washington ve Tahran’ın kapsamlı bir barış anlaşmasından ziyade kısa vadeli ve sınırlı bir mutabakat üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Amerikan basınında yer alan bilgilere göre taraflar çatışmaların resmen sona erdirilmesini, Hürmüz Boğazı krizinin kontrol altına alınmasını ve ardından daha geniş kapsamlı görüşmeler için 30 günlük bir müzakere sürecinin başlatılmasını içeren tek sayfalık bir memorandum üzerinde duruyor.
ABD’nin İran’a sunduğu barış önerisinin temelinde, savaşı kısa vadede durduracak geçici bir çerçeve oluşturma hedefi bulunuyor. Amerikan tarafının hazırladığı 14 maddelik memorandumda çatışmaların resmen sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin azaltılması ve daha kapsamlı bir anlaşma için 30 günlük yeni müzakere sürecinin başlatılması öne çıkıyor. Taslakta İran’ın belirli süre boyunca uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması veya geçici bir durdurma kararı alması, deniz trafiğinin yeniden açılması ve enerji sevkiyatının normale dönmesi gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor. Buna karşılık Washington’ın bazı yaptırımları hafifletmesi, dondurulmuş İran varlıklarının bir kısmını serbest bırakması ve doğrudan askeri operasyonları durdurması gündeme geliyor.
Ancak önerinin en dikkat çekici yönü, taraflar arasındaki en tartışmalı başlıkların şimdilik net biçimde çözüme bağlanmaması. İran’ın füze programı, bölgesel vekil güçlere verdiği destek ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği gibi konular memorandumda ayrıntılı biçimde yer almıyor. Bu nedenle ortaya çıkan çerçeve, kapsamlı bir barış anlaşmasından çok çatışmayı kontrol altına almayı ve taraflara yeni diplomatik alan açmayı amaçlayan bir ara formül olarak değerlendiriliyor.
Washington ve Tahran temel anlaşmazlıkları çözmek yerine savaşın yarattığı ekonomik, askeri ve enerji güvenliği maliyetlerini azaltmaya öncelik veriyor. Taraflar arasında derin güven sorunu devam ettiği için, varılacak geçici bir anlaşmanın kalıcı hale gelmesi zor görünüyor. Sürecin başarısı müzakere döneminde askeri gerilimin ne ölçüde azaltılacağına ve tarafların nükleer program ile bölgesel güvenlik konularında somut tavizler vermeye ne kadar istekli olacağına bağlı görünüyor.
Son haftalarda savaşın ağırlık merkezi Hürmüz Boğazı çevresine kaymış görünüyor. İran’ın boğaz üzerindeki fiili kontrolünü artırması ve ABD’nin İran limanlarına yönelik baskısını genişletmesi, küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açtı. Dünya petrol ticaretinin önemli bölümünün geçtiği bu güzergâhta yaşanan kriz, artık yalnızca bölgesel bir mesele değil, küresel ekonomiyle doğrudan bağlantılı bir güvenlik sorunu haline gelmiş durumda.
Washington yönetimi, başta ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla “Özgürlük Projesi” adı verilen bir deniz operasyonu başlatmıştı. Ancak Başkan Trump’ın bu operasyonu kısa süre sonra askıya alması, askeri baskıyı tamamen tırmandırmak yerine diplomasiye yeniden alan açma girişimi olarak yorumlandı. Buna rağmen ABD güçlerinin İran bağlantılı gemilere yönelik baskısı ve deniz trafiği üzerindeki kontrol çabaları tamamen sona ermiş değil.
Bu durum, Washington’ın bir yandan müzakere ihtimalini canlı tutarken diğer yandan İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı sürdürmek istediğini gösteriyor. İran tarafı ise ABD’nin abluka ve müdahaleleri devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı’nın tam kapasiteyle yeniden açılamayacağını belirterek, kendi güvenlik endişelerini ön plana çıkarıyor. Tahran yönetimi boğazdaki normalleşmenin ancak askeri geri adımla ve deniz trafiğine yönelik baskının azaltılmasıyla mümkün olabileceğini belirtiyor.
ABD-İran görüşmeleri sürerken Ortadoğu’daki diğer çatışmaların tamamen sakinleşmediği görülüyor. İsrail’in Beyrut’a yönelik son hava saldırısı ve bir Hizbullah komutanının öldürülmesi, Lübnan cephesindeki ateşkesin hâlâ kırılgan olduğunu yeniden ortaya koydu. Bu gelişme, İran açısından yalnızca Lübnan’la sınırlı değil. Tahran yönetimi, İsrail’in bölgedeki askeri hamlelerini ABD ile yürütülen müzakerelerin genel güvenlik çerçevesinin bir parçası olarak görüyor. Bu nedenle İran, görüşmelerde İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının durdurulmasını temel taleplerinden biri haline getirmiş durumda.
Bu durum, ABD ile İran arasında varılabilecek olası bir geçici anlaşmanın otomatik olarak bölgesel istikrar getirmeyeceğini gösteriyor. Çünkü mevcut kriz yalnızca iki ülke arasındaki doğrudan askeri gerilimden ibaret değil. Hizbullah’ın Lübnan’daki konumu, Irak’taki Şii milislerin hareket alanı, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz ve Körfez çevresindeki faaliyetleri ve İsrail’in güvenlik politikaları, savaşın bölgesel boyutunu derinleştiren unsurlar olmaya devam ediyor. Washington ile Tahran arasında sağlanacak sınırlı bir uzlaşmanın bu aktörlerin tamamını aynı anda kontrol altına almakta yetersiz kalabileceği öngörülüyor.
Uzmanlara göre krizin birden fazla boyutu olması, tarafları ilk aşamada daha dar ve sınırlı bir anlaşmaya yöneltiyor. Bu yüzden kısa vadede öncelik deniz trafiğinin güvenli hale getirilmesi, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin azaltılması ve ABD ile İran arasında doğrudan çatışmanın önlenmesi olarak öne çıkıyor. Ancak kalıcı bir çözüm için daha geniş bir bölgesel güvenlik düzeninin kurulması gerekiyor. Bu da İsrail-Lübnan hattı, İran’ın desteklediği silahlı gruplar ve Körfez güvenliği gibi konuları bir arada ele almayı zorunlu kılıyor. Böyle bir süreç ise daha uzun ve kırılgan bir diplomatik görüşme dönemi anlamına geliyor.
Müzakerelerde nükleer program, füze kapasitesi, vekil güçler ve zenginleştirilmiş uranyum stokları gibi temel başlıkların şimdilik ertelenmesi, Washington’ın önceliğini savaşı durdurmaya verdiğini gösteriyor. Ancak İran’ın Amerikan önerilerine güvensiz yaklaşması, geçici bir mutabakat sağlansa bile iki ülke arasındaki gerilim ve rekabetin devam edeceğine işaret ediyor.
ABD ile İran arasında gündeme gelen geçici mutabakat, savaşı tamamen bitiren kapsamlı bir barış anlaşmasından çok, krizin daha fazla büyümesini önlemeye yönelik zorunlu bir ara formül olarak öne çıkıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin düşürülmesi, deniz trafiğinin güvence altına alınması ve doğrudan çatışmanın durdurulması kısa vadede önemli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak nükleer program, vekil güçler, İsrail-Lübnan hattı ve Körfez güvenliği gibi temel sorunlar çözülmeden kalıcı istikrar sağlanması kolay görünmüyor.



















