Kongre’de Savaş Yetkisi Tartışılıyor
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyon, ülke kamuoyunda ve siyasi arenada sert tartışmalara yol açtı. Operasyonun hem zamanlaması hem de Kongre’ye danışılmadan hayata geçirilmiş olması, başkanlık yetkilerinin sınırlarını yeniden gündeme taşıdı. Demokratlar, Kongre’nin sürecin tamamen dışında bırakılmasını anayasal yetki gaspı olarak değerlendirirken, Cumhuriyetçiler içinde de dikkat çekici bir görüş ayrılığı oluştu. Özellikle Trump’ın Maduro rejiminin devrilmesinin ardından yaptığı “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” açıklaması, dış müdahalecilik söylemi ile “Önce Amerika” doktrini arasında uzun süredir devam eden çelişkiyi yeniden su yüzüne çıkardı. 2026 ara seçimleri yaklaşırken, özellikle Güney Amerika kökenli göçmen nüfusun yoğun olduğu eyaletlerde bu operasyonun nasıl karşılanacağı, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek kritik bir faktör hâline gelmiş durumda.
Maduro’nun eşiyle birlikte ABD’ye getirilmesinin ardından açıklama yapan Trump, Venezuela’nın geçici bir süre ABD tarafından “yönetileceğini” duyurdu. Operasyonu “adalet” adına atılmış bir adım olarak tanımlayan Trump, Maduro’yu “narko-terörist” ilan ederek bu hamlenin klasik bir “rejim değişikliği” değil, ulusal güvenliğe yönelik tehdide verilen meşru bir yanıt olduğunu savundu. Operasyonu meşrulaştırmak amacıyla uzun süredir kullanılan uyuşturucuyla mücadele söyleminin, operasyon sonrasında da merkeze alınması bu açıdan stratejik bir tercih olarak değerlendirilebilir. Ancak bu açıklamalar hem kamuoyunda hem de Kongre’de geniş yankı uyandırdı. Demokratlar müdahaleyi Irak ve Afganistan örnekleriyle kıyaslarken, bazı Cumhuriyetçiler dahi Trump’ın dış politikada geleneksel sınırların dışına çıkmasından rahatsızlık duyduklarını ifade etti.
Trump’ın operasyon öncesinde Kongre’ye bilgi vermemesi, özellikle Demokrat Parti cephesinde sert tepkilere yol açtı. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’nin kıdemli üyesi Jim Himes ile Meclis Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, operasyondan sonra bile herhangi bir bilgilendirme almadıklarını açıkladı. Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer ise Trump’ın kendilerine daha önce üç kez “rejim değişikliği yapılmayacak” güvencesi verdiğini hatırlatarak, yönetimi Amerikan halkına karşı dürüst olmamakla suçladı.
Trump yönetiminin Venezuela’daki petrol gelirlerini kontrol etme planı da tartışmaların odağına yerleşti. Demokrat Senatör Chris Murphy bu durumu “Venezuela’nın petrolünü silah zoruyla çalmak” olarak tanımlarken, bazı Cumhuriyetçiler gelirlerin kullanımında şeffaflık talep etti. Senatör Kevin Cramer ise söz konusu petrolün Amerikan üreticileriyle rekabet etmemesi koşuluyla bu planı destekleyebileceğini belirtti. Demokrat Parti’nin sola yakın ilerici kanadı ise müdahaleye çok daha sert bir tepki gösterdi. Vermont Senatörü Bernie Sanders, ABD’nin bu hamlesini emperyalist bir stratejinin ürünü olarak değerlendirirken, New York Belediye Başkanlığı görevine yeni başlayan Zohran Mamdani de Maduro’nun New York’a getirilmesine ilişkin açıklamasında, bu müdahalenin bir ülkenin egemenliğini açık biçimde yok saydığını belirterek karşı çıktı.
Trump’ın bu noktada, Kongre’ye operasyon hakkında bilgi verilmesi durumunda bu bilgilerin sızdırılabileceği ve bunun operasyonu tehlikeye atacağı gerekçesini öne sürmesi, Kongre özelinde tartışmayı daha da derinleştirdi. Demokrat siyasetçiler bu yaklaşımı kabul etmeyerek, anayasaya göre savaş yetkisinin Kongre’de olduğunu vurguladılar ve Cumhuriyetçi meslektaşlarının da bu yasaya sahip çıkması gerektiğini belirttiler. Bu çerçevede Demokratlar, Savaş Yetkileri Yasası’nı yeniden gündeme getirerek Trump’ın bundan sonra Venezuela’daki olası askeri müdahalelerinin Kongre onayına bağlanmasına yönelik çalışma yapıyor. Savaş Yetkileri Yasası, 1973 yılında ABD Kongresi tarafından çıkarılmış bir federal yasa olarak dikkat çekiyor. Bu yasaya göre başkanın Kongre onayı olmadan savaşa girme veya askeri güç kullanma yetkisi sınırlandırılıyor. Mevcut yasa ilk olarak Vietnam Savaşı sonrasında yürütme erkinin denetlenmesi ihtiyacından doğmuştu.
Senato, Trump’ın Venezuela’daki askeri operasyonlarını Kongre onayına bağlamayı hedefleyen tasarıyı oylayarak ilk aşamada kabul etti. 52’ye 47 oyla kabul edilen öneri, Trump’ın Venezuela’ya yönelik tek taraflı askeri hamlelerine karşı Kongre’nin anayasal yetkilerini yeniden gündeme taşıdı. Öneriye beş Cumhuriyetçi senatörün destek vermesi de Cumhuriyetçiler arasındaki fikir ayrılıklarını da göstermiş oldu. Tasarının yasalaşabilmesi için Senato ve Temsilciler Meclisi’nden geçmesi ve Trump’ın olası vetosunun üçte iki çoğunlukla aşılması gerekiyor ki bu da yüksek bir siyasi eşik anlamına geliyor. Trump ise sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşımda kendisine karşı oy kullanan Cumhuriyetçi senatörleri hedef aldı. Bu isimlerin “utanç duyması gerektiğini” belirten Trump, bir daha seçilmemeleri gerektiğini söyledi. Başkan, Venezuela’daki operasyonu kısa süreli bir müdahale olarak tanımlayarak, Kongre onayına gerek olmadığını savunmaya devam etti.
Her ne kadar Cumhuriyetçi Parti içinde operasyon genel olarak geniş bir destek görüyormuş gibi görünse de, partinin kendi içindeki farklı eğilimler bu konuda belirginleşti. Kentucky Temsilcisi Thomas Massie, Trump’ı “petrol ve rejim değişikliği” amacıyla anayasal yetkileri aşmakla suçlayarak bu müdahalenin “Önce Amerika” doktriniyle bağdaşmadığını vurguladı. Massie gibi isimler, Kongre’nin onayı olmadan yürütülen askeri adımların Amerikan dış politikasını yanlış yöne sürükleyeceğini savunuyorlar. Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon da başlangıçta operasyonu överken sonradan bu müdahalenin “Bush’un Irak fiyaskosunu” hatırlattığını belirterek endişesini dile getitrdi. Öte yandan Başkan Yardımcısı JD Vance gibi isimler, müdahaleyi Venezuela’nın petrol rezervlerini kontrol edebilmek için önemli bir adım olarak yorumladı ve operasyonun Amerika’nın stratejik çıkarlarını güvence altına alma amacı taşıdığını vurgulamaya çalıştı.
Tüm bu eleştirilere rağmen Trump, operasyon sayesinde belirli bölgelerde siyasi avantaj da elde edebilir. Özellikle Küba, Venezuela ve Nikaragua kökenli diaspora topluluklarının yoğun olarak yaşadığı Florida gibi eyaletlerde Maduro’nun yakalanması olumlu karşılandı. Florida’nın Cumhuriyetçi Senatörü Rick Scott bu gelişmeyi “Latin Amerika için yeni bir gün” olarak tanımladı. Florida’daki Venezuelalı göçmen topluluklara yönelik bu hamle, Trump kampanyasına güvenlik temelli milliyetçi duygular üzerinden kısa vadeli bir destek sağlayabilir. Ancak bu desteğin kalıcı olabilmesi, operasyonun Venezuela’daki sonuçları ve ABD ekonomisinin seyriyle doğrudan bağlantılı olacaktır.
Venezuela müdahalesi, yalnızca ABD dış politikasındaki yönelimleri değil, aynı zamanda iç siyasetteki kurumsal dengeyi ve ideolojik ayrışmaları da gözler önüne serdi. Demokratlar açısından bu operasyon, Trump’ın kontrolsüz ve anayasayı ihlal eden dış politika yaklaşımının yeni bir örneği olarak öne çıkarken, Cumhuriyetçi cephede ise dış müdahaleciliğe karşı geleneksel “Önce Amerika” çizgisi arasındaki mücadeleyi yansıtıyor. 2026 ara seçimlerine doğru ilerlerken, Venezuela operasyonu yalnızca Latin Amerika politikaları açısından değil, başkanlık yetkilerinin sınırlandırılması, askeri müdahalelerin meşruiyeti ve enerji politikalarının iç siyasete yansımaları açısından da önemli bir test alanı olacaktır. Demokratlar, yaşanan mağduriyetler üzerinden Trump’ı hedef alırken, Cumhuriyetçiler ise operasyonu göçmen karşıtlığı ve uyuşturucuyla mücadele temaları üzerinden yorumlayarak seçim kampanyasında stratejik bir araç haline getirebilir. Bu bağlamda, geçtiğimiz haftalarda Trump’ın fentanili kitle imha silahı olarak tanıyan kararnameye imza atması da bu sürecin siyasi altyapısının hazırlanması olarak yorumlanabilir.