Bütçe Krizi Havalimanlarını Etkiledi
ABD’de İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) finansmanına ilişkin müzakereler, göç politikaları üzerindeki derin anlaşmazlıklar nedeniyle yeniden tıkanmış durumda. Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında haftalardır süren görüşmeler, özellikle Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) personellerinin yetkileri konusunda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle ilerleyemiyor. Federal hükümetin kısmi kapanmaya girmesiyle birlikte sosyal hayatı etkileyen sonuçlar ortaya çıkarken havaalanlarında ciddi bir yavaşlama yaşanıyor. Ulaştırma Güvenlik İdaresi (TSA) personelinin maaş alamaması, güvenlik noktalarında uzun kuyruklara ve birçok uçuşta ciddi gecikmelere yol açıyor. Bu güvenlik krizi karşısında Trump yönetimi, sıra dışı bir adım atarak ICE personellerini ülke genelindeki büyük havaalanlarına görevlendirdi. Cuma günü ise DHS bütçesinde yapılan oylamadan bir sonuç çıkmazken Trump TSA personellerinin maaşlarının mevcut fonlar üzeridnen ödenmesinin önünü açan karara imza attı. Bu politikalar tartışmaları beraberinde getirirken, uygulamanın ne kadar süreceği konusunda belirsizlik devam ediyor.
Cumhuriyetçiler, bütçe çıkmazını aşmak amacıyla ICE personelinin gözaltı ve sınır dışı etme faaliyetlerine ayrılan fonların geçici olarak yasa tasarısından çıkarılmasını önerdi. Ancak Demokratlar bu teklifi yeterli bulmayarak, finansman sağlanacaksa bunun mutlaka ICE’in uygulamalarına yönelik somut sınırlamalar içermesi gerektiğini savunuyor. Demokratların önerileri arasında federal ajanların operasyonlarda maske kullanmasının yasaklanması ve özel mülklere giriş için mahkeme kararı zorunluluğu getirilmesi gibi düzenlemeler de yer alıyor. Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, bu adımların “makul güvenlik önlemleri” olduğunu savunarak ICE’in daha hesap verebilir hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Demokratlar, bu tür düzenlemeler olmadan DHS bütçesine destek vermeyeceklerini açık biçimde ortaya koymuş durumda. Cumhuriyetçiler ise bu talepleri kesin bir dille reddediyor. Senato Çoğunluk Lideri John Thune, Demokratların daha önce reddedilmiş talepleri yeniden gündeme getirdiğini belirterek müzakerelerin “yerinde saydığını” ifade etti.
Cuma günü Senato’nun, DHS’nin büyük bölümünü finanse eden ancak ICE uygulamalarını dışarıda bırakan tasarısı, Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler tarafından reddedildi. Meclis Başkanı Mike Johnson, söz konusu tasarıyı yetersiz bularak oylamaya sunmayacaklarını açıkladı ve bunun yerine tüm DHS birimlerini kapsayan alternatif bir bütçe planı üzerinde çalışacaklarını belirtti.
Siyasi tıkanıklığın mali ve idari sonuçları ise giderek daha görünür hale geliyor. DHS’e bağlı kurumların bütçesiz kalması, özellikle havaalanlarında ciddi aksamalara yol açtı. Yaklaşık 50 bin TSA çalışanının maaş alamaması, çalışanlar üzerinde ekonomik baskı oluştururken, bu durum işe gelmeme oranlarını artırarak güvenlik süreçlerinde aksamalara neden oldu. ABD medyasına göre bazı günlerde TSA personelinin yaklaşık yüzde 12’si işe gelmedi. Özellikle büyük şehirlerdeki havaalanlarında uzun güvenlik kuyrukları ve ciddi gecikmeler yaşanırken, yolculara saatler öncesinden havaalanına gitmeleri yönünde uyarılar yapılıyor. Bu tablo, mevcut sistemin sürdürülebilirliğini de tartışmalı hale getiriyor.
Bu tablo karşısında Trump yönetimi, operasyonel yükü hafifletmek amacıyla yüzlerce ICE personelini 14 büyük havaalanına gönderdi. Atlanta, New York JFK, Chicago O’Hare ve Newark gibi yoğun havalimanlarında konuşlandırılan ICE personelinin doğrudan güvenlik taraması yapmayacağı, daha çok kuyruk yönetimi ve idari destek gibi görevlerde bulunacağı açıklandı. Bu durum, güvenlik işlevinin teknik olarak TSA’da kalmaya devam ettiğini gösterse de, sahadaki uygulamanın belirgin biçimde değiştiğine işaret ediyor.
Ancak bu adım, yalnızca teknik bir çözüm olarak değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal tartışmaları da beraberinde getirdi. Sivil toplum kuruluşları ve bazı yolcular, havaalanlarında göçmenlik ajanlarının bulunmasının özellikle göçmen topluluklar üzerinde korku ve baskı yaratabileceğini dile getirdi. Başlangıçta ICE ajanlarının kimlik kontrolü yapmayacağı belirtilse de, uygulama kısa sürede farklı bir boyuta evrildi. Son gelişmeler, ICE’ın yalnızca idari destek sağlamakla kalmayıp, bazı havalimanlarında yolcuların kimliklerini kontrol etmeye ve güvenlik sürecine aktif biçimde dahil olmaya başladığını gösteriyor. İç Güvenlik Bakanlığı da bu uygulamayı doğrulayarak, ICE personellerinin temel TSA prosedürleri konusunda eğitim aldığını ve bu kapsamda kimlik doğrulama süreçlerine destek verdiğini açıkladı.
San Francisco Uluslararası Havalimanı’nda yaşanan bir gözaltı vakası ise bu endişelerin somut bir örneği olarak öne çıktı. Miami’ye gitmek üzere havalimanında bekleyen bir yolcu ve kızı sivil kıyafetli ICE personelleri tarafından terminalde gözaltına alındı. Görüntülerin sosyal medyada hızla yayılması, olayın kamuoyunda geniş yankı bulmasına neden oldu. TSA yetkililerinin, yolcu listesinde yer alan bu kişilerin daha önce sınır dışı edilme kararı bulunan kişiler arasında olduğunu tespit ederek bilgiyi ICE ile paylaşması sonucu gözaltı sürecinin yaşandığı belirtiliyor.
Trump’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar, bu endişeleri daha da artırdı. Trump, gerekirse ICE personellerinin havaalanlarında düzensiz göçmenleri gözaltına alabileceğini ifade ederek, operasyonun yalnızca idari destekle sınırlı kalmayabileceğine işaret etti. Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur ise ICE’in bütçe açısından TSA’dan farklı bir konumda olması. ICE ve Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) birimleri, daha önce kabul edilen geniş kapsamlı yasa (One Big Beautiful Bill) sayesinde uzun vadeli finansmana sahip. Bu nedenle hükümet kapanmasından doğrudan etkilenmeyen bu kurumların aktif biçimde sahaya sürülmesi, yönetimin mevcut kaynakları yeniden dağıtarak kriz yönetmeye çalıştığını gösteriyor.
Cuma günü Trump, Kongre’yi devre dışı bırakan bir adım atarak TSA çalışanlarının maaşlarının mevcut fonlar üzerinden ödenmesi talimatını verdi. Beyaz Saray tarafından yayımlanan başkanlık açıklamasında, DHS’nin elindeki kaynakların kullanılarak çalışanların maaşlarının karşılanmasını öngörüyor. Bu kararın kısa vadede havaalanlarındaki yoğunluğu azaltması ve çalışanların göreve geri dönmesini teşvik etmesi bekleniyor. Ancak bu adım, bütçe krizinin yapısal nedenlerini ortadan kaldırmadığı için geçici bir çözüm olarak değerlendiriliyor.
DHS fonu üzerinden başlayan bu tartışmalar bağlamında Trump’ın ICE personelini bu şekilde kullanması, Demokratlarla uzlaşma sürecinde bir “el yükseltme” hamlesi olarak da yorumlanabilir. Demokratların DHS bütçesini geçirmediği senaryolarda daha sert uygulamaların devreye sokulabileceğine işaret eden bu adım, aynı zamanda Kongre’ye yönelik bir siyasi mesaj niteliği taşıyor. Trump’ın bu stratejisine Kongre’nin nasıl yanıt vereceği, sürecin yönünü belirleyecek temel unsurlardan biri olacak. Öte yandan bütçe krizi çözülsa bile, ICE personelinin havaalanlarında daha görünür ve aktif kontroller yapmasının kalıcı bir uygulamaya dönüşme ihtimali de bulunuyor. Öte yandan müzakerelerin önümüzdeki günlerde de kolay sonuçlanması beklenmiyor. Demokratlar, ICE üzerindeki sınırlamaları “olmazsa olmaz” olarak görürken, Cumhuriyetçi Parti içinde de göç politikalarında geri adım atılmasına karşı çıkan sert bir kanat bulunuyor. Ayrıca olası bir uzlaşmanın Başkan Trump tarafından onaylanıp onaylanmayacağı da belirsizliğini koruyor.
Kongre’de bütçe tartışmaları sürerken, yönetim içinde önemli bir kadro değişikliği de yaşandı. Trump yönetiminin göç politikaları nedeniyle eleştirilen ve geçtiğimiz haftalarda görevden alınan Kristi Noem’in yerine, Oklahoma Senatörü Markwayne Mullin 54’e karşı 45 oyla İç Güvenlik Bakanı olarak onaylandı. İki Demokrat senatörün de desteğini alan bu atama, bütçe krizinin çözümüne yönelik bir adım olarak da değerlendiriliyor. Mullin her ne kadar Trump’ın göç politikalarına sadık bir profil çizse de, Minnesota’da ICE personelinin iki ABD vatandaşını öldürmesi sonrası artan tepkiler nedeniyle yönetimin son dönemde daha temkinli bir ton benimsediği görülüyor. Özellikle yaklaşan 2026 ara seçimleri dikkate alındığında, Mullin ile birlikte göç politikalarının uygulama düzeyinde bir süre daha geri planda tutulması ihtimali gündeme gelebilir.
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, DHS bütçe krizi ve ICE’in havaalanlarında artan rolü, göç politikasının ABD iç siyasetindeki merkezî konumunu daha da pekiştiriyor. Yaşanan tıkanıklık yalnızca teknik bir bütçe anlaşmazlığı değil, devletin güvenlik ve göç politikalarının sınırlarına dair daha derin bir siyasi mücadeleyi yansıtıyor. Trump yönetiminin sahadaki uygulamalarla baskıyı artırması, kısa vadede operasyonel sorunlara çözüm üretmeyi hedeflese de, orta vadede siyasi maliyetleri büyütebilir. Özellikle yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde, göç meselesinin hem Cumhuriyetçi Parti içindeki dengeleri hem de seçmen davranışını doğrudan etkileyen belirleyici bir başlık olmaya devam etmesi bekleniyor.



















