Trump İran Anlaşmasını Onaylamıyor
ABD ile İran arasında diplomatik görüşmeler sürerken Körfez bölgesindeki karşılıklı saldırılar ve Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim, savaşın yeniden tırmanabileceği yönündeki endişeleri artırıyor. Geçen hafta tarafların ateşkesi uzatacak ve nükleer görüşmelerin önünü açacak bir çerçeve metne yaklaştığı belirtilmişti. Ancak Başkan Trump’ın bazı başlıklarda ek güvenceler isteyerek mutabakat metnine onay vermemesi anlaşmanın resmileşmesini engelledi. Son gelişmeler, tarafların kapsamlı bir anlaşma arayışını sürdürdüğünü ancak temel konularda ciddi görüş ayrılıklarının devam ettiğini gösteriyor. Washington yönetimi diplomatik çözüm arayışını korusa da sahadaki çatışmalar müzakerelerin oldukça hassas bir süreçten geçtiğini ortaya koyuyor.
ABD ve İranlı müzakerecilerin üzerinde büyük ölçüde anlaştığı belirtilen çerçeve metin, ateşkesin 60 gün uzatılmasını ve İran’ın nükleer programı konusunda yeni görüşmelerin başlamasını öngörüyordu. Mutabakatın yürürlüğe girmesi için hem Başkan Trump’ın hem de İran liderliğinin nihai siyasi onayı gerekiyordu. Ancak Trump’ın metni mevcut haliyle kabul etmek yerine ek güvence talep etmesi, süreci yeniden pazarlık aşamasına taşıdı. Washington özellikle Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması, deniz trafiğinin güvence altına alınması ve İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği konusunda daha net taahhütler istiyor. İran ise bu talepleri kendi egemenlik haklarını ve pazarlık gücünü sınırlayacak adımlar olarak değerlendiriyor.
Anlaşmanın sağlanamamasının ardından sahadaki çatışmalar yeniden yoğunlaştı. İran’ın Körfez’deki Amerikan askeri üslerine ve Kuveyt’teki stratejik hedeflere yönelik düzenlediği füze ve insansız hava aracı saldırıları, diplomatik çözüm umutlarına ciddi darbe vururken saldırıların yalnızca askeri noktaları değil bölgesel lojistik hatları ve sivil altyapıyı da etkilemesi, krizin daha geniş bir güvenlik sorununa dönüşebileceğini gösterdi. Yaşanan gelişmeler, taraflar arasındaki güven zeminini daha da zayıflatırken müzakere sürecini zora sokmuş oldu. Ateşkes resmen sona ermiş olmasa da sahadaki çatışmalar, savaşın yeniden tırmanma riskini artırmış durumda.
İran’ın gerçekleştirdiği saldırılarda Kuveyt Uluslararası Havalimanı gibi kritikmsivil altyapıların zarar görmesi, can kayıpları yaşanması ve askeri tesislerin hedef alınması, krizin tüm Körfez’e yayılabileceği endişesini artırdı. ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresindeki donanma varlığını güçlendirmesi ve İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sıkılaştırması da bölge ülkelerinde güvenlik önlemlerini yükseltti. Diplomatik kanallar tamamen kapanmamış olsa da sahadaki karşılıklı hamleler, kontrolsüz tırmanış riskini artırıyor. Özellikle enerji nakil hatlarının tehdit altında kalması, barışçıl çözüm ihtimalini daha kırılgan hale getiriyor.
Başkan Trump, yaptığı değerlendirmelerde İran’ın saldırılarında Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesi durumunda mevcut ateşkes sürecini tamamen sonlandırabileceğini ifade ediyor. Trump yönetiminin bu açıklamalara rağmen askeri operasyonları yeniden genişletme konusunda oldukça temkinli ve isteksiz bir tutum sergilediği görülüyor. Trump, kontrol edilemez daha büyük bir bölgesel çatışmayı önlemek amacıyla, doğrudan can kaybına yol açmayan sınırlı çaplı misillemeleri tolere etmeye hazır bir profil çiziyor. Washington’ın bu esnek yaklaşımı, askeri baskı unsurunu ve caydırıcılığını sahada aktif tutarken, diğer yandan diplomatik kapıyı tamamen kapatmak istemediğini ve tarafları yeniden masaya çekebilmek için stratejik bir sabır stratejisi uyguladığı şeklinde yorumlanıyor.
Savaşın ekonomik boyutu, müzakerelerdeki en önemli başlıklardan biri olmayı sürdürüyor. Taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklardan biri, İran’ın dondurulmuş mali varlıklarının serbest bırakılması ve savaş nedeniyle uğradığı ekonomik kayıpların nasıl telafi edileceği konusu oldu. İran yönetimi, ilk anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte bazı mali kaynaklara erişim sağlamak ve ekonomik yaptırımların hafifletilmeye başlanmasını istiyor. Buna karşılık Trump yönetimi, savaş boyunca uygulanan ekonomik baskının İran’ı müzakere masasına getirdiğini savunuyor ve erken verilecek ekonomik tavizlerin Washington’un elini zayıflatacağından endişe ediyor.
Görüşmeler yalnızca nükleer programın geleceğine değil, yaptırımların hangi koşullarda ve ne kadar hızlı kaldırılacağına da odaklanmış durumda. Trump yönetimi, ortaya çıkacak anlaşmanın Obama döneminde imzalanan 2015 nükleer anlaşmasından daha kapsamlı ve daha sıkı denetim mekanizmalarına sahip olmasını hedefliyor. Ancak tarafların ekonomik yaptırımlar ve mali teşvikler konusundaki farklı beklentileri, müzakerelerin ilerlemesini zorlaştıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Müzakerelerdeki önemli başlıklardan biri de İsrail ile Lübnan arasındaki çatışmalar oldu. İran, ABD ile kapsamlı bir anlaşmaya varılabilmesi için Hizbullah’a yönelik İsrail saldırılarının durdurulmasını ve Lübnan cephesindeki gerilimin azaltılmasını talep ediyordu. Washington’ın arabuluculuğuyla İsrail ve Lübnan arasında yeni bir ateşkes imzalanması dikkat çekici bir gelişme oldu. Her ne kadar taraflar arasında zaman zaman ihlal iddiaları gündeme gelse de çatışmaların önemli ölçüde azalması, İran’ın temel taleplerinden birinin kısmen karşılandığı şeklinde yorumlanıyor. Bu durumun, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik temasların sürdürülmesine ve daha kapsamlı bir anlaşma için uygun bir zemin oluşmasına katkı sağlayabileceği düşünülüyor.
ABD iç siyasetinde ise savaşın yarattığı tartışmalar sürüyor. Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen ve Trump’ın İran’a yönelik yeni askeri operasyonlarını sınırlandırmayı amaçlayan karar tasarısı, savaşın siyasi maliyetinin arttığını gösteriyor. Her ne kadar tasarının Senato’dan geçmesi ve fiilen Trump’ın yetkilerini kısıtlaması zor görünse de Cumhuriyetçi Parti içinden bazı isimlerin de desteğiyle kabul edilmiş olması dikkat çekici bir gelişme olarak yorumlanıyor.
ABD-İran savaşında taraflar kapsamlı bir anlaşma arayışını sürdürse de Hürmüz Boğazı’nın geleceği, İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması, ekonomik tavizler ve bölgesel güvenlik başlıklarında henüz kalıcı bir uzlaşma sağlanabilmiş değil. Sahadaki karşılıklı saldırılar, Kuveyt gibi Körfez ülkelerinin doğrudan etkilenmesi ve enerji nakil hatlarına yönelik risklerin artması, müzakereleri daha da zorlaştırıyor. Buna rağmen Washington ve Tahran’ın diplomatik kanalları tamamen kapatmaması, tarafların geniş çaplı bir savaştan kaçınmak istediğini gösteriyor. Bu nedenle kısa vadede kalıcı bir barıştan çok, ateşkesin korunması, askeri gerilimin kontrol altında tutulması ve tarafların yeni pazarlıklarla masaya dönmesi en gerçekçi ihtimal olarak öne çıkıyor.



















