Senato’dan Trump’ın Savaş Yetkisine Karşı Adım
Senato ile Başkan Trump arasında devam eden gerilim bu hafta Kongre’nin gündeminde yer alan savaş yetkisi yasası üzerinden yeni bir boyut kazandı. Senato, geçtiğimiz haftalarda Temsilciler Meclisi tarafından onaylanan ve başkanın İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Kongre’den yetki almaya çağıran tasarıyı kabul etti. Cumhuriyetçilerin kontrolünde olan Senato’da dört Cumhuriyetçi senatörün Demokratlara katılmasıyla tasarı onaylandı. Ancak bu karar, Trump’ın imzasına sunulmadığı için yasal bir bağlayıcılığı olmayan, sembolik nitelikte bir tasarı olarak kaldı. Tasarının onaylanmasının ardından yasal kapsayıcılığı da olan benzer bir tasarı ise Trump’ın Cumhuriyetçi senatörleri hedef almasının ardından reddedildi.
Bu hafta yapılan ilk oylamada Kongre’nin her iki kanadı da başkana karşı Kongre’nin yetkilerini artıran tasarıyı onaylamış oldu. Cumhuriyetçi senatörler Susan Collins, Lisa Murkowski, Rand Paul ve Bill Cassidy Demokratlarla birlikte oy kullanarak kararın alınmasında etkili oldu. Senato’da onaylansa da alınan bu karar başkanın imzasına sunulmadığı için yasal bağlayıcılığa sahip değildi. Bu oylamadan bir gün sonra yapılan oylamada ise başkanın imzasına sunulmak üzere, savaş yetkisinin Kongre’de olduğunu gösteren yeni bir tasarı oylandı. Bu tasarı, ilk metne onay veren Cumhuriyetçilerden ikisinin tutumunu değiştirmesi sonucunda reddedildi. İlk oylamada Demokratlara katılan dört Cumhuriyetçi’den Susan Collins ile Lisa Murkowski ikinci oylamada da Demokratlarla birlikte oy kullanırken, Bill Cassidy ve Rand Paul fikir değiştirerek tasarıya karşı oy kullandı ve tasarı bu iki oy sayesinde reddedildi.
Cumhuriyetçi senatörlerin tutum değiştirmesi eleştirilirken, bu kararın arka planında ilk kararın sembolik bir anlam taşıması, ikinci tasarının ise başkanı yasal olarak da bağlayacak olması belirleyici oldu. Bu kritik farklılığa ek olarak ilk oylamanın ardından Başkan Trump, karara onay veren dört Cumhuriyetçi senatörü doğrudan hedef aldı. Oylamanın ardından Kongre’de Trump’ın da katıldığı Cumhuriyetçi senatörlerle yapılan toplantı da bu sürece etki etti. Amerikan medyasına yansıyan haberlere göre Trump ile ilk tasarıya oy veren Cassidy arasında şiddetli bir tartışma yaşandı. Cassidy ile Trump arasındaki bu gerilim, geçtiğimiz haftalarda Louisiana’da gerçekleştirilen Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerine de yansımıştı. Senatör Bill Cassidy, 2021 yılında Trump’ın ikinci azil oylamasında aleyhine oy kullanmıştı. Trump’ın uzun süredir hedef aldığı Cassidy, dört adaylı ön seçimde yüzde 25’in altında kalarak ikinci tura bile kalamadı. Cassidy ile Paul’un taraf değiştirip kararın onaylanmasını engellemesi, Trump’ın etkisinin parti ve Senato Cumhuriyetçileri üzerinde hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Cassidy, ilk oylamanın ardından Beyaz Saray’a davet edilerek Başkan Yardımcısı JD Vance ve özel temsilci Steve Witkoff’tan İran konusunda kapsamlı bir brifing aldığını açıkladı. Cassidy bu görüşmelerin endişelerinin çoğunu giderdiğini söyledi. Rand Paul ise geçtiğimiz hafta iki ülke arasında anlaşmaya varılan mutabakat nedeniyle başkana müzakere alanı tanımak istediğini belirterek bu yönde oy kullandığını açıkladı. Trump da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla son oylama sonucunu desteklerken “Rand Paul ve Bill Cassidy oylarını değiştirdiler. Senato Çoğunluk Lideri John Thune’a, Lindsey Graham’a, Bernie Moreno’ya ve diğer herkese teşekkür ederim. Bu oylama İran’a bir uyarı niteliğinde” ifadelerini kullandı.
Senato’da alınan kararın önemini anlamak için tarihsel arka planını da göz ardı etmemek gerekiyor. 1973 yılındaki Savaş Yetkileri Yasası, Vietnam Savaşı sırasında Kongre ile Başkan Nixon arasındaki anlaşmazlık nedeniyle ortaya çıkmıştı. Kongre, Nixon’ın yetkisini aşarak kendi başına savaş kararı alma ihtimalini engellemeye çalışmıştı. O tarihten bugüne hemen her başkan bu yasayı pratikte ciddiye almadı. Mahkemeler de meseleyi hiçbir zaman kesin biçimde çözmedi. Bu bağlamda Kongre’de alınan karar, sadece İran savaşı özelinde değil, başkanlık yetkisiyle Kongre’nin anayasal rolü arasındaki çok daha eskiye dayanan bir gerginliğin yeniden gün yüzüne çıkması olarak da yorumlanabilir.
Trump ile Kongre arasında İran savaşı nedeniyle gerilim devam ederken, savaşın ekonomik boyutu da tartışılıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ile başlayan küresel enerji krizi tedarik zincirlerini olumsuz etkilemiş ve petrol fiyatları başta olmak üzere birçok sektörde fiyat artışlarına neden olmuştu. Savaşın dolaylı etkilerine ek olarak bu süreçte harcanan askeri mühimmatın ortaya çıkardığı ekonomik maliyet de eleştirilerin hedefinde yer almıştı. Senato’nun savaş yetkileri oylamasından bir gün sonra Beyaz Saray, İran savaşı dahil olmak üzere çeşitli kalemler için Kongre’den 87,6 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu rakamın yaklaşık 67 milyar doları doğrudan Savunma Bakanlığı’na ayrılırken özellikle askeri mühimmat stoklarının yenilenmesi için kullanılacağı belirtildi.
Senato ve Trump arasındaki gerilim geçtiğimiz haftalarda da kendini göstermişti. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü ataması üzerinden ortaya çıkan kriz, Trump ile Senato arasında gerilime neden olmuştu. Eşinin rahatsızlığını öne sürerek görevden ayrılan Tulsi Gabbard’ın yerine istihbarat alanında hiçbir tecrübesi olmayan bir ismi vekaleten atayan Trump, gelen tepkilerin ardından daha kabul edilebilir bir aday göstererek süreci hızlandırmıştı. Geçtiğimiz hafta yeni Ulusal İstihbarat Direktörü olarak Jay Clayton’ın Senato’da onaylanması bekleniyordu. Ancak Trump, oylamanın yapılacağı gün yaptığı açıklamayla Clayton’ın adaylığını geri çektiğini duyurdu ve Senato’yla yeni pazarlık maddeleri üzerinden anlaşmaya çalıştı. Cumhuriyetçilerin de tepkisini çeken bu süreç, parti içinde ciddi eleştirilere neden oldu.
İran savaşı özelinde başlayan savaş yetkisi tartışmasıyla ortaya çıkan tablo, Trump ile Senato arasındaki gerilimin son yansıması oldu. Geçtiğimiz hafta Ulusal İstihbarat Direktörü’nün Senato’da onaylanma sürecinde de Cumhuriyetçi senatörlerle karşı karşıya gelen Trump için, bu haftaki oylama çok daha kritik bir öneme sahipti. Bazı Cumhuriyetçi senatörlerin bu hafta yapılan iki oylama arasında farklı tutum sergilemesi, Trump etkisinin parti ve Kongre üzerinde hâlâ ne kadar baskın olduğunu gösteriyor. Kasım ayında düzenlenecek 2026 Kongre seçimlerine yaklaşırken, Cumhuriyetçilerin kendi iç çekişmeleri ve Trump’ın parti üzerindeki gücünün seçmenler tarafından nasıl değerlendirileceği ise seçim sonuçları açısından belirleyici olacaktır.



















