İran Savaşı Yayılıyor
ABD ile İran arasındaki savaş, ateşkesin bozulmasının ardından daha tehlikeli bir aşamaya girdi. İran’daki askerî hedefler ile Körfez’deki Amerikan üsleri etrafında başlayan karşılıklı saldırılar, Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e uzanan geniş bir alana yayılırken enerji tesisleri, ticari gemiler ve bölgesel ulaşım hatları da savaşın doğrudan parçası hâline geliyor. Trump yönetimi yoğun askerî baskıyla Tahran’ı daha ağır şartlarda müzakereye zorlamaya çalışsa da çatışmanın genişleyen coğrafyası, artan ekonomik maliyeti ve İran’a bağlı bölgesel güçlerin devreye girmesi, Washington’ın savaşı kontrol altında tutmasını giderek zorlaştırıyor.
ABD güçleri, İran’a karşı çok sayıda hava taarruzu düzenlerken saldırılarda Devrim Muhafızları tesisleri, uçak hangarları, füze depoları ve hava savunma unsurları hedef alındı. İran ise Körfez ülkelerindeki Amerikan askerî noktalarına yönelik saldırılarını sürdürdü. Washington düzenlediği operasyonlara gerekçe olarak Amerikan askerlerinin öldürülmesine ve ticari gemilerin hedef alınmasını gösterirken İran, ABD’nin deniz ablukasına ve hava saldırılarına karşı meşru savunmada bulunduğunu belirtiyor. Karşılıklı sert söylem ve suçlamalar tarafların geri adım atmasını daha zor hâle getiriyor.
Washington’ın temel hedeflerinden biri olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı siyasi ve ekonomik baskı aracı olarak kullanmasını engellemek ön plana çıkıyor. İran’ın ticari gemilere yönelik saldırıları ve boğazdan geçişi kontrol etme girişimleri, Trump yönetimi tarafından yalnızca ABD’ye değil küresel ticaret düzenine yönelmiş bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Trump, İran’ın hedef aldığı her gemiye karşılık ülkedeki bir köprü veya elektrik santralinin vurulacağını açıkladı. Bu yaklaşım, ABD’nin askerî caydırıcılığı doğrudan ekonomik altyapının tahrip edilmesi tehdidine bağladığını ve savaşın hedef alanını genişletmeye hazır olduğunu gösteriyor.
Trump’ın köprüleri ve enerji tesislerini vurma tehdidi, savaşın askerî hedeflerle sınırlı kalmayabileceği endişesini artırırken İran yönetimi de ABD’nin sivil veya ekonomik altyapıyı hedef alması durumunda misilleme olarak Körfez’deki enerji, su ve ulaşım tesislerine saldırılar düzenleyeceğini duyurdu. Tarafların ekonomik altyapıyı caydırıcılık stratejisinin parçası hâline getirmesi, savaşın doğrudan sivil yaşamı etkileme ihtimalini yükseltiyor. Elektrik şebekeleri, limanlar ve su arıtma tesislerine düzenlenecek saldırıların Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini de çatışmanın içine çekmesinden endişe duyuluyor.
Yemen’de İran destekli Husilerin Kızıldeniz’in güneyindeki Babülmendep Boğazı yakınlarında füze ve insansız hava araçlarını konuşlandırarak Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etmesi çatışmayı Hürmüz Boğazı’nın ötesine taşıdı. Babülmendep hattının da güvensiz hâle gelmesi, Körfez petrolünün hem doğu hem batı yönündeki çıkış yollarını baskı altına alabilir. ABD’nin bölgede yirmiden fazla savaş gemisi ve yüzlerce askerî uçağı bulunmasına rağmen yeni bir Husi cephesi, mevcut kuvvetlerin İran ile Kızıldeniz arasında bölünmesini gerektirebilir. Bu durum Washington’ın aynı anda birden fazla deniz hattını koruma kapasitesini ve mühimmat stoklarını zorlayabilir.
Askerî tırmanmaya rağmen Washington müzakere seçeneğini tamamen kapatmış değil. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın ciddi ve anlamlı şartlarla masaya dönmesi hâlinde ABD’nin görüşmelere açık olduğunu belirtti. Tahran’ın Pakistan üzerinden dolaylı mesajlar ilettiğine ilişkin haberler de tarafların arka kapı diplomasisini sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak Trump yönetimi, İran’ın Hürmüz Boğazı, füze programı ve nükleer faaliyetler konusunda önemli tavizler vermesini bekliyor. İran ise askerî baskı altında yapılacak bir anlaşmanın teslimiyet görüntüsü oluşturacağından endişe ediyor. Bu nedenle diplomasi şimdilik savaşı durduracak bir süreçten çok tarafların şartlarını karşı tarafa ilettiği sınırlı bir kanal niteliği taşıyor.
Savaşın maliyeti de son günlerde Washington’da ciddi biçimde tartışılmaya başlandı. Savunma Bakanı Hegseth, İran savaşının ABD’ye şimdiye kadar yaklaşık 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken Pentagon, mühimmat stoklarının yenilenmesi, bölgedeki askerî birliklerin desteklenmesi ve operasyonların sürdürülmesi için Kongre’den 67,1 milyar dolarlık ek kaynak talep etti. Temsilciler Meclisinde kabul edilen daha geniş bütçe paketi savaşa kaynak sağlasa da Senatodaki sürecin aynı ölçüde kolay ilerlemesi beklenmiyor. Artan maliyet, Trump yönetiminin başlangıçta sınırlı ve hızlı sonuç verecek bir operasyon olarak sunduğu İran politikasının uzun süreli bir askerî yükümlülüğe dönüşebileceğini gösteriyor.
Savaşın süresi ve maliyeti arttıkça Trump yönetiminin Kongre’den açık bir yetki almadan operasyonları sürdürmesi Washington’daki siyasi tartışmaları derinleştiriyor. Temsilciler Meclisi, dört Cumhuriyetçinin de Demokratlara katılmasıyla, İran’a karşı devam eden askerî harekâtın Kongre onayına bağlanmasını öngören savaş yetkileri tasarısını 214’e karşı 208 oyla kabul etti. Ancak benzer düzenlemenin Senatoda 49’a karşı 47 oyla engellenmesi, Kongrenin yönetimin savaş politikasını sınırlama konusunda ortak bir tutum geliştiremediğini gösterdi.
Demokratlar ve savaşa karşı çıkan bazı Cumhuriyetçiler, genişleyen operasyonların anayasal yetki sorunu yarattığını ve yönetimin açık bir çıkış stratejisi sunmadığını savunuyor. Trump’ı destekleyen milletvekilleri ise İran’ın Amerikan askerleri ve ticari gemilere yönelik saldırılarının başkana karşılık verme yetkisi tanıdığını ileri sürüyor. Bu bölünme, yönetimin kısa vadede askerî harekâtı sürdürmesine imkân verse de can kayıpları, yakıt fiyatları ve bütçe yükü arttıkça savaşın iç siyasi desteğinin daha kırılgan hâle gelebileceğine işaret ediyor.
Son gelişmeler, Trump yönetiminin İran’ı daha ağır şartlarla müzakereye zorlamak amacıyla askerî baskıyı artırdığını, ancak bu stratejinin savaşı kontrol altında tutmayı giderek zorlaştırdığını gösteriyor. Hürmüz Boğazı’na Kızıldeniz’in eklenmesi, İran’ın bölgesel ortaklarının devreye girmesi ve altyapı hedeflerine yönelik karşılıklı tehditler çatışmanın maliyetini genişletiyor. Washington’ın bundan sonraki tercihi, baskıyı artırarak kısa sürede taviz almaya çalışmak ile daha uzun ve pahalı bir bölgesel savaşı önlemek arasında şekillenecek. Her iki tarafın da diplomasi kapısını bütünüyle kapatmaması çatışmanın sınırlandırılması için bir imkân sunuyor; fakat mevcut askerî döngü içinde bu imkân oldukça kırılgan görünüyor.



















