• Publications
    • Books
    • Opinions
    • Analyses
    • Reports
  • Events
  • About
    • SETA DC
    • People
  • US-Türkiye Relations
  • Washington Gündemi
  • Contact
  • info@setadc.org
    202-223-9885
    1025 Connecticut Ave NW
    Suite 410
    Washington, DC 20036
  • Publications
    • Books
    • Opinions
    • Analyses
    • Reports
  • Events
  • About
    • SETA DC
    • People
  • US-Türkiye Relations
  • Washington Gündemi
  • Contact

Suudi Arabistan ile Nükleer Anlaşma

SETA DC Posted On July 24, 2026
0


ABD ile Suudi Arabistan arasında uzun süredir müzakere edilen sivil nükleer işbirliği anlaşması nihayet imzalandı. Ancak anlaşma, enerji alanındaki teknik bir ortaklığın çok ötesinde sonuçlar doğurabilecek nitelikte. Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi kazanma ihtimali, Washington’ın İran’a karşı yürüttüğü savaş, İsrail’in güvenlik kaygıları ve Orta Doğu’da büyüyen nükleer rekabet nedeniyle anlaşmayı bölgesel siyasetin merkezine yerleştiriyor. Başkan Trump’ın imzadan bir gün sonra anlaşmayı Riyad’ın İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi şartına bağlaması ise süreci daha da belirsiz hâle getiriyor. Bu nedenle anlaşma, ABD-Suudi ilişkilerini güçlendirebilecek önemli bir adım olmasının yanı sıra Washington’ın nükleer silahların yayılmasını önleme politikasının tutarlılığını sınayan kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Sivil nükleer işbirliği anlaşması, 30 yıllık bir süreyi kapsıyor ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı enerji alanına taşıyor. Anlaşma, Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan’ın planladığı nükleer enerji programında önemli rol üstlenmesinin yasal zeminini hazırlıyor. Bununla birlikte Riyad’ın gelecekte uranyum zenginleştirme kapasitesi kazanma ihtimali, anlaşmayı ticari bir enerji ortaklığının ötesine taşıyarak bölgesel güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi açısından tartışmalı hâle getiriyor.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman tarafından imzalanan “123 Anlaşması”, iki ülke arasında nükleer teknoloji ve malzeme paylaşımının yasal temelini oluşturuyor. Anlaşma, Suudi Arabistan’a hemen uranyum zenginleştirme hakkı vermiyor. Ancak iki yıllık ortak fizibilite çalışmasının ardından Amerikan şirketlerinin denetiminde bir zenginleştirme tesisi kurulmasının önünü açık bırakıyor. Hassas teknolojinin Suudi yetkililere doğrudan aktarılmaması planlansa da zenginleştirme faaliyetinin ülkede gerçekleştirilmesi başlı başına önemli bir eşik oluşturuyor.

Anlaşmanın en tartışmalı yönü, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2009’da kabul ettiği “altın standart” şartlarını içermemesi. Bu standart, ülkelerin uranyum zenginleştirmesinden ve kullanılmış nükleer yakıtı yeniden işlemesinden vazgeçmesini öngörüyor. Anlaşmada ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına daha kapsamlı ve habersiz denetim yetkisi veren ek protokol şartı da bulunmuyor. Bunun yerine Amerikan ekiplerinin yürüteceği ikili denetim mekanizması öne çıkarılıyor. Washington bu sistemin güvenli olduğunu savunsa da uluslararası denetimin geri plana itilmesi, diğer ülkelerin de benzer istisnalar talep etmesine neden olabilir.

Anlaşmanın İran savaşı devam ederken imzalanması, Washington’ın nükleer politikasındaki çelişkiyi daha görünür hâle getiriyor. ABD, İran’ın zenginleştirme kapasitesini gelecekte nükleer silaha dönüştürebileceği gerekçesiyle askerî güç kullanırken aynı teknolojinin Suudi Arabistan’da kontrollü biçimde geliştirilmesine izin vermeye hazırlanıyor. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın İran’ın nükleer silah elde etmesi durumunda Riyad’ın da aynı yolu izleyeceğini daha önce açıklaması, kaygıları artırıyor. ABD’nin iki ülkeye farklı standartlar uygulaması, Tahran’ın Washington’ın amacının yayılmayı önlemekten çok bölgesel güç dengesini kendi müttefikleri lehine şekillendirmek olduğu iddiasını güçlendirebilir.

Trump yönetimi anlaşmayı yalnızca güvenlik ortaklığı olarak değil, Amerikan nükleer endüstrisi için büyük bir ekonomik fırsat olarak görüyor. Suudi Arabistan’ın kurmayı planladığı reaktörlerde Westinghouse’un AP1000 teknolojisinin öne çıkması ve Amerikan şirketlerinin yakıt, mühendislik ve inşaat süreçlerinde ayrıcalıklı konum kazanması bekleniyor. Riyad’ın milyarlarca dolarlık nükleer enerji yatırımları, ABD’nin uzun süredir zayıflayan nükleer tedarik zincirini canlandırabilir. Anlaşma aynı zamanda Suudi pazarının Çin, Rusya, Fransa ve Güney Kore gibi rakip teknoloji sağlayıcılarına bırakılmasını önlemeyi hedefliyor. Böylece ticari rekabet, Washington’ın güvenlik politikasının önemli unsurlarından biri hâline geliyor.

Anlaşma imzalandığında Suudi Arabistan’ın İsrail’le diplomatik ilişki kurmasını öngören açık bir şart bulunmuyordu. Ancak Başkan Trump bir gün sonra yaptığı açıklamada, anlaşmanın onaylanmasının Riyad’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılarak İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesine bağlı olduğunu duyurdu. Beyaz Saray da Suudi Arabistan’ın bu adımı atmaması hâlinde anlaşmanın yürürlüğe girmeyeceğini açıkladı. Sonradan getirilen bu şart, Riyad’ın Filistin devletinin kurulmasına yönelik güvence talebinden vazgeçmemesi nedeniyle nükleer işbirliğinin geleceğini belirsizleştiriyor. Trump yönetimi böylece nükleer teknoloji transferini Suudi-İsrail normalleşmesini sağlamak için bir pazarlık aracı hâline getirirken, anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra şartların değiştirilmesi Washington’ın izlediği sürecin tutarlılığına ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

Anlaşmanın yürürlüğe girmeden önce Kongrede yaklaşık 90 günlük inceleme sürecinden geçmesi gerekiyor. Demokratların yanı sıra bazı Cumhuriyetçilerin de zenginleştirme ve denetim hükümleri konusunda itirazda bulunması bekleniyor. Bununla birlikte anlaşmanın engellenmesi için Temsilciler Meclisi ve Senatonun ortak ret kararı alması, Trump’ın muhtemel vetosu karşısında ise üçte iki çoğunluğa ulaşılması gerekiyor. Mevcut siyasi dengeler, Kongrenin anlaşmayı tartışmaya açabileceğini fakat tamamen durdurmasının zor olacağını gösteriyor. Bu nedenle inceleme süreci, anlaşmanın iptalinden çok ek güvenlik şartlarının gündeme getirilmesine yol açabilir.

Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi kazanmasının Orta Doğu’da geniş çaplı bir teknoloji ve silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe duyuluyor. Türkiye, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi nükleer enerji programlarını geliştiren ülkeler, Riyad’a tanınan ayrıcalıkları kendileri açısından emsal olarak görebileceğine dikkat çekilirken sürecin doğrudan nükleer silah üretimine yol açmasa bile, gerektiğinde askerî amaçlara uyarlanabilecek teknik altyapının bölge genelinde yayılmasına neden olabileceği belirtiliyor. İran-Suudi rekabeti etrafında şekillenen nükleer denge arayışının zamanla daha geniş ve denetlenmesi güç bir bölgesel silahlanma yarışına dönüşebileceği öne sürülüyor.

ABD-Suudi nükleer anlaşması, Trump yönetiminin Orta Doğu’da ekonomik çıkarlar, İran’ı dengeleme arayışı ve Çin ile Rusya’yla rekabeti aynı politika içinde birleştirmeye çalıştığını gösteriyor. Washington, Suudi Arabistan’ın nükleer programını Amerikan şirketleri ve denetim mekanizmaları üzerinden yönlendirerek Riyad üzerindeki etkisini korumayı hedefliyor. Ancak zenginleştirme konusundaki belirsizlikler ve İsrail’le normalleşme şartının sonradan getirilmesi, anlaşmanın geleceğini tartışmalı hâle getiriyor. Anlaşmanın Orta Doğu’ya daha fazla istikrar mı getireceği, yoksa yeni bir nükleer rekabet mi başlatacağı henüz belirsizliğini koruyor.




You may also like
Yapay Zeka Kontrol Altında Mı? 
August 7, 2026
İsrail Lobisi Kaybetti
August 7, 2026
Gazze Planı İsrail Engeline Takıldı
August 7, 2026
  • Recent

    • Allies in Ankara: Beyond the Post-Cold War Order, Navigating...
      July 15, 2026
    • Allies in Ankara: Türkiye’s Security Vision and Role...
      July 15, 2026
    • Ankara Summit: Türkiye's strategic weight in NATO's...
      July 9, 2026
    • The Iran dilemma between war and diplomacy
      June 13, 2026
    • Trump, caught between hawks and pragmatism in Iran...
      May 29, 2026
    • Panel on Middle East Developments and the Future of Türkiye–Japan...
      April 21, 2026
    • “Strategic Implications of the Iran War” panel...
      March 30, 2026
    • ‘Any Given Sunday’: The clash of nationalism and multiculturalism...
      February 11, 2026
    • America’s Search for a Grand Strategy
      January 2, 2026
    • Türkiye Messages From the Trump-Netanyahu Press Conference
      December 30, 2025

  • Washington Gündemi

    • Yapay Zeka Kontrol Altında Mı? 
      August 7, 2026
    • İsrail Lobisi Kaybetti
      August 7, 2026
    • Gazze Planı İsrail Engeline Takıldı
      August 7, 2026
    • Hürmüz'de Anlaşma Arayışı 
      August 7, 2026
    • Adalet Bakanı Atamasında Kriz 
      July 31, 2026
    • Trump Sahaya İndi
      July 31, 2026
    • Ukrayna Politikası Değişiyor
      July 31, 2026
    • İran ile Gerilim Tırmanıyor
      July 31, 2026
    • Yapay Zeka Kontrolden Çıktı
      July 24, 2026
    • Seçim Güvenliği Tehlikede mi? 
      July 24, 2026



Stay Updated


© Copyright 2018-2022 SETA Foundation at Washington DC
Press enter/return to begin your search