Seçim Güvenliği Tehlikede mi?
2026 Kongre seçimleri yaklaşırken seçim rekabeti sahada olduğu kadar söylem düzeyinde de devam ediyor. Trump’ın 2016’daki ilk başkanlık sürecinden itibaren gündemde tuttuğu seçimlerin başka ülkeler tarafından manipüle edildiğine dair tartışmalar ara seçimlerden önce yeniden gündeme geldi. Trump geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmasında 2020 seçimlerine ilişkin iddialarını yeniden gündeme getirirken Çin’i doğrudan hedef alarak seçim sonuçlarına etki edildiğini belirtti. Konuşmasının ardından daha önce gizli tutulan belgeleri kamuoyuyla paylaşarak iddialarını kanıtlmaya çalıştı. Ancak yayınlanan belgelerin Trump’ın çizdiği tabloyu tam olarak desteklemediği görüldü. Trump’ın bu iddiaları şimdiden kamuoyunun önüne koyması, Cumhuriyetçilerin kasım ayında olası bir kayıp yaşaması durumunda önemli bir mazeret olarak kullanılabileceğini gösteriyor.
Trump, Çin’in 220 milyon Amerikalıya ait seçmen kaydına erişerek bu verileri 2020 seçimlerini etkilemek amacıyla kullandığını öne sürdü ve iddialarını daha önce gizli tutulan yüzlerce belgeyi kamuoyuyla paylaşarak temellendirmeye çalıştı. Ancak bu iddialar belirli noktalarda ciddi çelişkiler de barındırıyor. 2021 yılında Trump’ın ilk dönemindeki Ulusal İstihbarat Direktörü John Ratcliffe tarafından yürütülen resmi soruşturma, Çin’in 2020 seçimlerine müdahale etmeyi düşündüğünü ancak bu yönde somut bir adım atmadığını ortaya koymuştu. Ratcliffe’nin bugün Trump tarafından CIA direktörü olarak görevlendirildiği düşünüldüğünde o dönem yayınlanan raporun güvenilirliğine yönelik herhangi bir tartışma açmak da çelişkili bir durum ortaya koyuyor.
Yayınlanan belgelerin içeriği de Trump’ın çizdiği tabloyu desteklemiyor. Belgeler sadece iki istihbarat yetkilisinin görüşünü yansıtıyor ve Çin’in elindeki teknolojik araçlara ilişkin bir değerlendirmeden öteye geçmiyor. Üstelik Çin’in elde ettiği iddia edilen seçmen kayıt verilerinin yalnızca isim ve adres gibi zaten kamuya açık bilgilerden oluştuğu ve oy sayımını doğrudan değiştirmek için kullanılamayacağı da bu belgelerin kendi içinde vurgulanıyor. Trump’ın doğrudan hedef aldığı Çin ise tüm iddiaları reddetti. Çin Büyükelçiliği sözcüsü Liu Chang, ülkesinin ABD başkanlık seçimlerine hiçbir zaman müdahale etmediğini ve etmeyeceğini açıkça ifade etti.
Trump, Amerikan seçimlerine müdahale edildiğini göstermek için Venezuela’yı da gündemine taşıdı. CIA’in Maduro yönetiminin seçimleri dijital olarak manipüle ettiğine dair raporlarına atıfta bulundu. Ancak yetkililer ABD seçim sisteminin çok daha karmaşık ve güvenli bir yapıya sahip olduğunu belirterek bu kıyaslamanın çok anlamlı olmadığını öne sürüyor. Trump’ın 278 bin vatandaş olmayan kişinin federal seçimlere yasadışı biçimde kayıt yaptırdığı iddiası ise her iki partinin temsilcilerinden oluşan denetleyici komisyonların daha önce yaptığı incelemelerde büyük ölçüde çürütülmüştü.
Trump’ın bu iddiaları gündeme taşımasının zamanlaması son derece anlamlı. Trump yönetimi Kongre’den SAVE America Act’in geçirilmesi için baskı uyguluyor. Bu yasa seçmenlere kimlik doğrulama zorunluluğu getiriyor ve federal hükümetin seçim süreçlerine çok daha fazla müdahalesine olanak tanıyor. Demokratların Senato’da şimdilik engellediği bu yasa, Trump’ın Çin iddialarını gündeme taşımasının siyasi bağlamını oluşturuyor. Trump bir yandan SAVE America Act ile seçim güvenliğini artırmaya çalışan bir imaj çizerken öte yandan Çin’in seçimlere müdahale edebileceği iddialarını gündeme getirerek kendi pozisyonunu sağlama almaya çalışıyor. Demokratlar ise yasanın ülke genelinde düşük seviyede olan seçmen katılım oranlarını daha da olumsuz etkileyeceğini ve seçmen tercihlerinin sandığa yansımasını engeller nitelik taşıdığını öne sürerek karşı çıkıyor. Posta yoluyla oy kullanmayı “özünde usulsüzlük barındıran” bir yöntem olarak niteleyen Trump’ın bu söylemi kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yeniden canlandırması da bu tablonun bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Konuşmanın hemen ardından İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, yerel seçim yetkililerinin ellerindeki bilgiler doğrultusunda harekete geçmemesi halinde hapis cezasıyla karşılaşabileceğini söyledi. Trump ise daha önce federal hükümetin anayasal olarak eyaletlerin kontrolünde bulunan seçim süreçlerini devralmasını istediğini açıklamıştı. Bu tutum henüz pratikte bir karşılık bulmadı ancak yönetimin attığı adımlar bu yönde bir irade olduğuna işaret ediyor.
Trump’ın seçim güvenliği söyleminin geçmişi ise 2016 seçimlerine kadar uzanıyor. Cumhuriyetçi parti ön seçiminde Iowa’da Ted Cruz’a karşı kaybeden Trump, seçimin “çalındığını” ileri sürmüştü. Ancak Trump’ın iddiaları mahkemede karşılık bulmadı. Aynı yılın genel seçiminde ise Trump seçimleri kazanmasına rağmen toplam oy sayısında Clinton’a yaklaşık üç milyon farkla kaybettiği için “milyonlarca yasadışı oy kullanıldığını” öne sürdü. Bu iddiayı soruşturmak amacıyla özel bir komisyon kuruldu, komisyon herhangi bir kanıt bulamadı. Trump, 2018 ara seçimlerinde de posta yoluyla oy kullanmayı hedef alarak dolandırıcılık iddiasını yeniden gündeme taşıdı. 2020 ise bu sürecin en büyük kırılma noktası oldu. Biden’a karşı kaybeden Trump, altmıştan fazla dosyayı mahkemeye taşıdı ve tamamında hüsrana uğradı. Kendi atadığı Adalet Bakanı Bill Barr, Siber Güvenlik direktörü Chris Krebs ve pek çok yargıç iddiaların asılsız olduğunu açıkça söyledi. Bu süreç 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına zemin hazırladığı için de eleştirilerin odağında yer almıştı.
Geçmiş yıllarda ortaya çıkan tabloya göre seçim güvenliği iddiaları Trump’ın siyasi repertuarının kalıcı bir parçası haline geldi. Belge yayınlamak, komisyon kurmak ya da soruşturma başlatmak bu iddiaların her seferinde başvurulan araçları oldu. Ancak şimdiye kadar yürütülen soruşturmaların hiçbiri bu iddiaları somut biçimde kanıtlayan sonuçlar doğurmadı. Bu kez seçim güvenliği söylemi artık yalnızca kamuoyu gündemine taşınan iddialardan ibaret değil, aynı zamanda federal kurumların seçim süreçlerine daha doğrudan dahil olmasına olanak tanıyacak yasal bir çerçeveyle de destekleniyor. SAVE America Act bu çerçevenin en somut göstergesi olarak görülüyor. 2026 seçimlerinin sonuçları ne olursa olsun seçim güvenliğine ilişkin tartışmaların hem seçim öncesinde hem de sonrasında gündemde kalmaya devam etmesi bekleniyor.



















