ABD-İran Gerilimi Yeniden Tırmanıyor
ABD ile İran arasında haftalardır devam eden diplomatik temaslardan bir netice alınamaması ve karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla Orta Doğu’da yeni bir belirsizlik dönemine girildi. Taraflar doğrudan geniş çaplı bir savaşa girmek istemediklerini belirtse de son günlerde yaşanan askeri gelişmeler, ateşkes ve müzakere sürecinin beklenenden çok daha kırılgan olduğunu ortaya koymuş durumda. Washington ile Tahran arasındaki temel anlaşmazlıkların çözülememesi, diplomatik sürecin tıkanmasına yol açarken karşılıklı misillemeler ve sert açıklamalar bölgesel gerilimin yeniden yükselmesine neden oldu.
Çatışmaların yeniden alevlenmesinde en önemli nedenlerden biri İsrail’in Lübnan’da operasyonlarını genişletmesi oldu. İran yönetimi, özellikle Beyrut’un güneyindeki saldırıların kabul edilemez bir noktaya ulaştığını savunarak İsrail’e doğrudan füze saldırıları düzenledi. Bu adım, ateşkes sonrasında İran’ın İsrail’e yönelik ilk doğrudan saldırısı olarak dikkat çekti ve bölgedeki gerilimi hızla tırmandırdı.
Bir türlü sonuç elde edilemeyen ABD-İran görüşmeleri ve sahada devam eden karşılıklı baskı politikaları nedeniyle oldukça kırılgan hale gelen ortam, kısa sürede yeni bir çatışma döngüsüne girmiş oldu. İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını Amerikan helikopterinin düşürülmesi, ABD’nin hava operasyonları ve Körfez’deki karşılıklı misillemeler izleyince, yerel düzeyde başlayan kriz yeniden bölgesel bir güvenlik sorununa dönüştü.
Uzun süredir devam eden müzakerelerde taraflar sık sık ateşkes ve diplomatik temaslara vurgu yapsa da sahadaki askeri faaliyetler hiçbir dönemde tamamen durmamıştı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri yığınak, karşılıklı hava ve füze saldırıları ile İran’a yakın bölgesel grupların faaliyetleri, müzakere süreci devam ederken dahi gerilimin yüksek seviyede kalmasına neden oldu. Taraflar diplomatik kanalları açık tutmaya çalışırken aynı zamanda askeri baskıyı bir müzakere aracı olarak kullanmayı sürdürüyor.
Görüşmelerde neredeyse hiçbir tartışmalı konuda ilerleme sağlanamadı. Tahran yönetimi yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını, yurt dışında dondurulmuş durumda bulunan milyarlarca dolarlık malî varlıklarına yeniden erişim sağlanmasını ve ülke ekonomisini rahatlatacak somut adımlar atılmasını talep ediyor. Washington ise İran’ın nükleer programına daha sıkı denetimler getirilmesini, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınırlandırılmasını ve bölgedeki askeri faaliyetlerinin azaltılmasını öncelikli şartlar arasında görüyor. Ek olarak, ABD yönetimi, İran destekli grupların faaliyetlerinin sınırlandırılmasını ve Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik risklerinin azaltılmasını da olası bir anlaşmanın önemli unsurları arasında değerlendiriyor.
Ekonomik tavizler konusu da en tartışmalı başlıklardan biri olarak ön plana çıkıyor. Tahran yönetimi, özellikle dondurulmuş mali varlıkların serbest bırakılmasını ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik net bir takvim açıklanmasını ön koşul olarak görüyor. Trump yönetimi ise İran’a verilecek ekonomik tavizlerin hem Kongre’de hem de kamuoyunda ciddi eleştirilere neden olabileceğini hesaplıyor. Beyaz Saray açısından İran’ın nükleer ve bölgesel faaliyetleri konusunda somut adımlar atmadan geniş çaplı ekonomik rahatlama sağlanması siyasi açıdan savunulması güç bir seçenek olarak değerlendiriliyor.
Trump yönetimi İran karşısında iki yönlü bir strateji izliyor. Bir yandan askeri saldırılarla Tahran üzerindeki baskıyı artırırken diğer yandan müzakere kapısını tamamen kapatmak istemiyor. Washington, son operasyonların geniş çaplı bir savaş başlatmak için değil, İran’ı yeniden masaya dönmeye zorlamak için yapıldığını savunuyor. Ancak Trump’ın haftalardır anlaşmanın yakın olduğunu söylemesine rağmen somut ilerleme sağlanamaması, Beyaz Saray’ın diplomatik süreci yönetme kapasitesine dair soru işaretlerini artırıyor. Bu tablo, ABD’nin askeri üstünlüğünü henüz siyasi bir sonuca dönüştüremediğini gösterirken, İran da baskı altında geri adım atmayacağını göstermeye çalışıyor.
İran yönetiminin geri adım atmamasında ise iç politika ve bölgesel caydırıcılık hesapları önemli rol oynuyor. Tahran, uzun süredir devam eden yaptırımların ağır ekonomik sonuçlarına rağmen, askeri baskı altında verilecek tavizlerin içeride zayıflık göstergesi olarak algılanmasından endişe ediyor. Bu nedenle diplomatik temasları tamamen koparmadan, ABD saldırılarına sınırlı fakat görünür karşılıklar vermeyi tercih ediyor. İran açısından sessiz kalmak hem iç kamuoyunda hem de bölgedeki müttefikleri nezdinde prestij kaybı anlamına gelebilir. Bu yüzden Tahran yönetimi, doğrudan büyük bir savaşı tetiklemeyecek ölçüde kontrollü misillemelerle hem baskıya boyun eğmediği mesajını vermeye hem de bölgesel caydırıcılığını korumaya çalışıyor.
Çatışmaların yeniden başlamasıyla birlikte İran’ın füze kapasitesini ne ölçüde koruduğu en çok tartışılan konular arasında yer aldı. Son çatışmalar Tahran’ın özellikle füze ve İHA gücünü daha dikkatli kullanmak zorunda kaldığını gösteriyor. Yapılan bazı değerlendirmelere göre İran hâlâ balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesiyle bölgesel hedeflere ciddi tehdit oluşturabiliyor. Ancak saldırı temposunun düşmesi, fırlatma rampaları, radar ve hava savunma kayıpları nedeniyle bu kapasitenin eskisi kadar rahat kullanılamadığını gösteriyor. İran hâlâ caydırıcı bir güç olsa da uzun süreli bir yıpratma savaşında kaynaklarını koruma ve yenileme konusunda zorlanacağı öngörülüyor.
ABD ve İsrail açısından ise en büyük sorun olarak yoğun saldırılar karşısında savunma mühimmatlarının hızla tüketilmesi gösteriliyor. Özellikle Patriot ve diğer hava savunma füzelerine yönelik talep son haftalarda yeniden artmış durumda. ABD ve İsrail bu mühimmatları yeniden üretebilecek sanayi kapasitesine sahip olsa da üretim ve tedarik süreci zaman alıyor. Bu yüzden uzun süreli bir çatışma, İran kadar ABD ve İsrail üzerinde de mühimmat stoku ve hava savunma sürdürülebilirliği açısından baskı yaratıyor.
Yaşanan son gelişmeler, tarafların ne tam bir savaşa ne de kalıcı bir diplomatik uzlaşmaya hazır olduğunu gösteriyor. Washington askeri baskıyla Tahran’ı masaya dönmeye zorlamaya çalışırken, İran da sınırlı misillemelerle geri adım atmadığı mesajını veriyor. Ancak bu denge giderek daha riskli hale geliyor. Füze ve İHA saldırıları, hava savunma sistemleri üzerindeki baskı, Hürmüz çevresindeki güvenlik endişeleri ve İsrail-Lübnan hattındaki gerilim birlikte düşünüldüğünde, krizin bölgesel ölçekte yeniden büyüme ihtimali devam ediyor.



















