Ukrayna Cephesi Yeniden Hareketlendi
Rusya-Ukrayna savaşı son haftalarda İran krizi ve Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle uluslararası gündemde bir miktar geri planda kalsa da çatışmaların seyri ve diplomatik girişimler, dosyanın yeniden öne çıkmasına neden oldu. Cephede yoğun çatışmalar devam ederken, Washington, Avrupa başkentleri, Moskova ve Kiev arasında yürütülen diplomatik temaslar da hız kazandı. Ancak tarafların temel pozisyonlarında önemli bir değişiklik görülmemesi, savaşın kısa vadede sona ermesine yönelik beklentileri sınırlıyor.
ABD’nin son aylarda dış politika önceliklerini büyük ölçüde İran ve Orta Doğu’ya yöneltmesiyle Ukrayna savaşı ikinci plana düşmüştü. Trump yönetimi savaşın sona erdirilmesi gerektiğini vurgulamayı sürdürse de Beyaz Saray’ın diplomatik ve askeri enerjisinin önemli bir bölümü İran, Körfez güvenliği ve İsrail’in bölgedeki konumuna odaklanmış durumda. Bu süreçte Ukrayna, giderek daha fazla Avrupa ülkelerinin siyasi, ekonomik ve askeri desteğine bağımlı hale geldi. Kiev yönetimi de Batı’dan gelecek yeni yardım paketlerini beklemek yerine savunma sanayisini geliştirmeye ve savaşın yükünü daha fazla kendi imkânlarıyla taşımaya çalışıyor.
Avrupa ülkeleri ise Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak Washington’ın dikkatini yeniden bu cepheye çekmeye çalışıyor. AB, Ukrayna konusunda daha baskın bir rol üstlenirken, Avrupa başkentlerinde ABD’nin uzun vadeli taahhütlerinin ne ölçüde devam edeceği sorusu giderek daha fazla tartışılıyor. Bu nedenle Kiev açısından yalnızca cephedeki gelişmeler değil, Washington’ın önümüzdeki dönemde nasıl bir strateji izleyeceği de büyük önem taşıyor.
Sahada ise savaş tüm şiddetiyle devam ediyor. Ukrayna Genelkurmay Başkanı Sırskiy, yıl başından bu yana Ukrayna güçlerinin 600 kilometrekareden fazla alanı yeniden kontrol altına aldığını açıkladı. Son aylarda Rus ilerleyişinin yavaşladığı ve bazı bölgelerde Ukrayna’nın yeniden inisiyatif kazandığı belirtiliyor. Buna rağmen doğu ve güney cephelerinde çatışmalar yoğun şekilde sürüyor. Her iki taraf da insansız hava araçlarını giderek daha yoğun kullanırken, savaşın karakteri de giderek teknoloji merkezli bir yapıya dönüşüyor.
Dört yılı aşkın bir süredir devam eden savaşta hem Ukrayna hem de Rusya açısından ekonomik ve insani maliyetler büyümeye devam ediyor. Ukrayna ekonomisi büyük ölçüde dış yardımlarla ayakta kalırken, ülkenin altyapısı ve enerji sistemi düzenli saldırılar nedeniyle ciddi baskı altında bulunuyor. Rusya ise yaptırımlara rağmen savaş ekonomisine uyum sağlamayı başarsa da artan savunma harcamaları ve iş gücü kayıpları uzun vadeli riskler yaratıyor. Batılı uzmanlara göre tarafların savaşma kapasitesi devam etse de çatışmanın uzaması, yalnızca cephede değil ekonomi ve toplum üzerinde de giderek ağırlaşan sonuçlar doğuruyor.
Trump yönetiminin Ukrayna politikası ise tartışmaların merkezinde yer alıyor. Beyaz Saray bir yandan savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesini savunurken diğer yandan Kongre’de Ukrayna’ya yönelik desteğin tamamen sona erdirilmesine yönelik güçlü bir eğilim oluşmuş değil. Son olarak ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi’nin Ukrayna Güvenlik Yardımı Girişimi için 750 milyon dolarlık yeni kaynak ayrılmasını desteklemesi, Washington’da Ukrayna’ya desteğin tamamen ortadan kalkmadığını gösterdi. Ayrıca tasarıda Rusya’nın Ukrayna toprakları üzerindeki egemenlik iddialarının tanınmayacağı da vurgulandı.
Ukrayna konusu önümüzdeki günlerde yapılacak G7 Zirvesi’nin önemli gündem maddelerinden biri olacak. Fransa’nın Evian kentinde 15-17 Haziran tarihlerinde düzenlenecek zirvede liderlerin Orta Doğu’daki gelişmelerin yanı sıra Ukrayna savaşını da kapsamlı şekilde ele alması bekleniyor. Avrupa ülkeleri Kiev’e verilen desteğin sürdürülmesini ve Rusya üzerindeki baskının korunmasını savunurken, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin de temaslarda bulunarak ek askeri ve siyasi destek talep etmesi öngörülüyor. Ancak son dönemde İran krizinin öne çıkması ve Washington’ın dikkatinin büyük ölçüde Orta Doğu’ya yönelmesi nedeniyle Ukrayna dosyasının zirvede nasıl ele alınacağı yakından takip ediliyor.
Avrupa ülkeleri açısından temel endişe, ABD’nin Ukrayna konusundaki önceliklerini değiştirmesi ihtimali. Bu nedenle son günlerde İngiltere, Fransa ve Almanya diplomatik girişimlerini artırarak hem Kiev hem de Moskova ile temaslarını yoğunlaştırdı. Avrupa başkentleri, Ukrayna’nın yalnız bırakılması halinde Rusya’nın daha avantajlı bir konuma ulaşabileceğini düşünüyor. Aynı zamanda birçok Avrupa ülkesi savunma harcamalarını artırmaya hazırlanıyor ve Ukrayna savaşından çıkarılan dersleri kendi güvenlik planlamalarına yansıtıyor. Özellikle insansız hava araçlarının savaş alanındaki etkisi, Avrupa ordularının gelecek planlarında önemli yer tutmaya başladı.
Moskova ise mevcut koşulların kendi lehine çalıştığını düşünüyor. Rusya Devlet Başkanı Putin son açıklamalarında Rus ordusunun ilerlemeyi sürdürdüğünü savunurken, Ukrayna’nın ve Batı’nın taviz vermesi halinde barışın mümkün olabileceğini ifade etti. Moskova, Batı’da oluşabilecek yorgunluk ve görüş ayrılıklarının zamanla kendi elini güçlendireceğine inanıyor. Bu nedenle Rus yönetimi hem askeri baskıyı sürdürmeye hem de diplomatik görüşmelerde kendi şartlarını kabul ettirmeye çalışıyor.
Son haftalarda taraflar arasında doğrudan veya dolaylı görüşmeler yeniden gündeme gelse de kalıcı bir uzlaşmaya ulaşılmış değil. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy doğrudan liderler düzeyinde görüşme çağrısı yaparken, Avrupa ülkeleri de müzakere sürecinin yeniden canlandırılması için girişimlerde bulunuyor. Ancak topraklar, güvenlik garantileri ve savaş sonrası düzen gibi temel konularda taraflar arasındaki görüş ayrılıkları sürüyor. Bu nedenle diplomatik temasların devam etmesine rağmen kapsamlı bir barış anlaşmasının yakın olduğu yönünde güçlü işaretler bulunmuyor.
Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle bir süreliğine uluslararası gündemde geri plana itilmiş olsa da hem Avrupa güvenliği hem de ABD dış politikası açısından önemini koruyor. Cephede çatışmalar sürerken tarafların temel taleplerinde değişiklik olmaması, kısa vadede bir barış anlaşmasına ulaşılmasını zorlaştırıyor. Washington’ın dikkatini İran krizine yöneltmesi Kiev ve Avrupa başkentlerinde kaygı yaratırken, Moskova ise bu durumun zamanla kendi lehine sonuçlar doğurabileceğini düşünüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde savaşın geleceğini yalnızca cephedeki gelişmeler değil, ABD’nin Ukrayna’ya desteğinin seyri, Avrupa’nın tutumu ve diplomatik girişimlerin başarısı belirleyecek gibi görünüyor.



















