İran Savaşında Kontrollü Gerilim
ABD ile İran arasındaki barış görüşmeleri hassas bir zeminde ilerliyor. Çin ziyaretinden dönen Trump, bir yandan İran’la diplomatik bir anlaşma arayışını sürdürürken diğer yandan Tahran’ın müzakereleri uzatması ve taviz vermeye yanaşmaması nedeniyle eleştirilere maruz kalıyor. Yaklaşık üç aydır devam eden savaşta ABD, İran’ın askeri kapasitesine ve nükleer programına ağır zarar vermiş olsa da Tahran yönetimi zenginleştirilmiş uranyum stoklarını teslim etmeyi reddediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki ticari geçişlerin büyük ölçüde aksaması ve İran’ın enerji akışını baskı aracı olarak kullanması da krizi daha karmaşık hale getiriyor. Washington açısından temel sorun artık yalnızca barış görüşmelerinin nasıl ilerlediğiyle sınırlı değil. İran’ın taviz vermemesi halinde Trump yönetiminin askeri baskıyı ne ölçüde artıracağı ve savaşı hangi noktaya kadar genişletmeyi göze alacağı da sürecin en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Uzun süredir devam eden müzakerelerde sık sık tıkanmalar yaşanıyor. Taraflar arasındaki derin görüş ayrılıkları ve karşılıklı güvensizlik nedeniyle kapsamlı bir barış anlaşmasından ziyade geçici ve sınırlı bir mutabakat formülü üzerinde duruluyor. Trump yönetimi, İran’dan gelen yeni önerileri değerlendirdiğini belirtirken, Tahran da ABD’nin taleplerinin kendi egemenlik haklarını sınırladığını savunuyor. Bu nedenle görüşmelerde ilk aşamada savaşın yayılmasını önlemek, ateşkesi korumak, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi azaltmak ve nükleer dosyada daha dar kapsamlı bir denetim mekanizması kurmak gibi başlıklar öne çıkıyor. Ancak uranyum stoklarının geleceği, yaptırımların kaldırılma takvimi ve İran’ın bölgesel etkisi konusunda henüz net bir uzlaşma sağlanabilmiş değil.
Müzakere süreci büyük ölçüde karşılıklı barış taslakları ve revize edilmiş öneriler gönderilmesi üzerinden ilerliyor. ABD, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini uzun süreli olarak durdurmasını, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını ülke dışına çıkarmasını, yer altındaki nükleer tesislerin sınırlandırılmasını ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine tamamen açılmasını istiyor. İran ise yaptırımların aşamalı biçimde kaldırılmasını, nükleer programının tümüyle bitirilmemesini, belirli düzeyde uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını ve Hürmüz Boğazı üzerindeki güvenlik rolünün kabul edilmesini talep ediyor. Taraflar ateşkesin kalıcı hale gelmesi konusunda ilkesel olarak görüşse de uranyum stoklarının geleceği, yaptırımların kaldırılma takvimi ve Hürmüz’ün statüsü müzakerelerin en zorlu başlıkları olarak öne çıkıyor.
Haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Başkan Trump’ın İran’a yönelik planlanan yeni hava harekâtını ertelemesi oldu. Bu karar, Washington’ın askeri seçeneği tamamen masadan kaldırmadığını, ancak diplomasiye kısa bir süre daha alan açmak istediğini gösterirken Trump’ın bu adımında Körfez ülkelerinden gelen taleplerin de etkili olduğu belirtiliyor. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, savaşın daha fazla yayılmasının enerji altyapısını, Hürmüz Boğazı’ndaki geçişleri ve bölgesel güvenliği doğrudan tehdit edeceğinden endişe ediyor. Bu nedenle Washington, bir yandan İran üzerindeki askeri baskıyı korurken diğer yandan bölgesel müttefiklerinin kaygılarını dikkate alarak müzakerelere kısa bir diplomatik fırsat tanımış görünüyor.
İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları konusu görüşmelerin en zor başlığı olmaya devam ediyor. ABD ve İsrail, İran’ın bu stoklarını ülke dışına çıkarmasını barış anlaşmasının temel şartlarından biri olarak görüyor. Washington’a göre bu adım, İran’ın kısa sürede yeniden nükleer silah kapasitesine yaklaşmasını engellemek için gerekli. İsrail ise uranyum stoklarının İran’da kalmasının uzun vadeli güvenlik riski yaratacağını savunuyor. Buna karşılık İran’ın dini lideri, zenginleştirilmiş uranyumun ülkede kalması gerektiğini belirterek bu konuda geri adım atılmayacağı mesajı verdi. Tahran yönetimi, nükleer programını egemenlik hakkı ve ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Bu nedenle uranyum stoklarının geleceği yalnızca teknik bir denetim konusu değil, aynı zamanda tarafların güvenlik algılarını doğrudan etkileyen siyasi bir başlık haline geliyor. Nükleer dosyada uzlaşma sağlanmadan savaşın tamamen bitmesi zor görünüyor.
Hürmüz Boğazı konusu da diğer bir kritik başlık olarak öne çıkıyor. İran, boğazda güvenlik ve geçiş düzeni konusunda yeni bir mekanizma kurulmasını isterken ABD bu yaklaşımın küresel ticaret ve enerji güvenliği açısından kabul edilemez olduğunu savunuyor. Tahran yönetimi, savaş sonrası dönemde Hürmüz’de eski düzene dönülmemesi gerektiğini ve İran’ın güvenlik kaygılarının dikkate alınmasını istiyor. Washington ise boğazdan geçişin serbest ve kesintisiz olması gerektiğini vurguluyor. Özellikle İran’ın geçiş ücreti benzeri bir sistemi gündeme getirmesi, ABD’de sert tepkiyle karşılandı. Rubio, böyle bir adımın anlaşmayı imkânsız hale getirebileceğini söyledi. Bu nedenle Hürmüz Boğazı yalnızca askeri bir gerilim alanı değil, aynı zamanda barış görüşmelerinin en kritik pazarlık başlıklarından biri haline gelmiş durumda.
Trump ile Şi Cinping arasında geçen hafta gerçekleştirilen görüşme de savaşın diplomatik boyutunu etkileyen gelişmelerden biri oldu. Trump, Şi’nin İran konusunda arabuluculuk yapmaya ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardımcı olmaya hazır olduğunu söylerken Çin’in İran üzerindeki ekonomik etkisi ve enerji piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle bu teklif önemli görülüyor. Pekin, özellikle petrol akışının kesintiye uğramasından ve savaşın küresel ekonomiye zarar vermesinden endişe ediyor. Ancak Çin’in Tahran’a açık ve sert bir baskı yapması beklenmiyor. Pekin bir yandan savaşı bitirmek isterken diğer yandan İran’la ilişkilerini, enerji çıkarlarını ve Orta Doğu’daki diplomatik etkisini korumaya çalışıyor.
ABD-İran savaşında taraflar doğrudan büyük çaplı bir savaştan kaçınırken aynı zamanda birbirlerine karşı baskıyı sürdürmeye çalışıyor. Washington, askeri tehdit ve ekonomik yaptırımlarla İran’ı taviz vermeye zorlamaya çalışırken Tahran ise nükleer kapasitesi, bölgesel etkisi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki konumunu en önemli pazarlık araçları olarak kullanıyor. Trump yönetiminin diplomasiye alan açma çabası, Çin’in devreye girmesi ve bölgesel aktörlerin arabuluculuk girişimleri kısa vadede gerilimi sınırlayan unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak nükleer dosya, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz’ün geleceği gibi temel başlıklarda taraflar arasındaki görüş ayrılıkları devam ediyor.



















