Trump ile Senato Arasında İstihbarat Direktörü Krizi
ABD’de Ulusal İstihbarat Direktörü ataması üzerinden ortaya çıkan kriz, Trump ile Senato arasında gerilime neden oldu. Eşinin rahatsızlığını öne sürerek görevden ayrılan Tulsi Gabbard’ın yerine istihbarat alanında hiçbir tecrübesi olmayan bir ismi vekaleten atayan Trump, gelen tepkilerin ardından daha kabul edilebilir bir aday göstererek süreci hızlandırmıştı. Bu hafta yeni Ulusal İstihbarat Direktörü olarak Jay Clayton’ın Senato’da onaylanması bekleniyordu. Ancak Trump, oylamanın yapılacağı gün yaptığı açıklamayla Clayton’ın adaylığını geri çektiğini duyurdu ve bu hamleyle Senato’yla yeni pazarlık maddeleri üzerinden anlaşmaya çalıştı. Cumhuriyetçilerin de tepkisini çeken bu süreç parti içinde ciddi eleştirilere neden oldu. Tüm bu gelişmelere ek olarak 2026 Kongre Seçimleri öncesinde Trump’ın desteklediği adaylar ön seçimlerden zaferle ayrılmaya devam ediyor.
ABD’de Ulusal İstihbarat Direktörlüğü makamı son bir ayda art arda yaşanan gelişmelerle gündemde yer alıyor. Süreç Mayıs ayında Gabbard’ın eşinin sağlık sorunları gerekçesiyle istifa etmesiyle başladı. İstifanın ardından Başkan Trump, Federal Konut Finans Kurumu başkanı Bill Pulte’u vekaleten istihbarat direktörü olarak atadı. Ancak bu atama hem Cumhuriyetçi hem Demokrat senatörlerden Pulte’un hiçbir istihbarat veya askeri deneyimi bulunmaması nedeniyle tepki topladı. Trump’a sadık bir profil çizen Pulte’un, daha önce New York Başsavcısı Letitia James, Senatör Adam Schiff ve Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook hakkında ev kredisi dolandırıcılığı suçlamaları yöneltmiş olması bu eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
Gelen tepkilerin ardından Trump, Pulte’a kıyasla Senato’da kabul görme ihtimali çok daha yüksek olan Jay Clayton’ı kalıcı aday olarak duyurdu. Manhattan federal savcısı ve eski Sermaye Piyasası Kurulu başkanı olan Clayton, Trump için önemli figürlerden biri olarak dikkat çekiyor. Clayton’ın yönettiği Manhattan Bölge Savcılığı, sınır ötesi ve ulusal güvenlik konularını içeren davalarla tanınıyor. Clayton son olarak Ocak ayında ABD askeri güçleri tarafından yakalanıp Manhattan’a getirilen eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kokain kaçakçılığı suçlamasıyla yargılıyor. Clayton’ın savcılık görevine gelişi de tartışmalı bir süreçten geçmişti. Trump 2024 seçimlerinin hemen ardından Clayton’ı federal savcı olarak atamayı planladığını duyurmuş ve göreve başladığı gün resmen aday göstermişti. Ancak New York Demokrat Senatörü Chuck Schumer, eyalet senatörlerine tanınan yetkiyi kullanarak Clayton’ın atamasına engel olmuştu. Trump, karşı hamle olarak Clayton’ı 120 günlük geçici bir süre için savcı atadı ve bu süre dolduğunda da bölge mahkemesi hakimleri Clayton’ı kalıcı olarak göreve getirdi.
Clayton’ın adaylığı eleştirilse de Pulte’ye kıyasla daha deneyimli ve kurumsal bir profil sunduğu için hem Cumhuriyetçilerden hem de bazı Demokratlardan olumlu karşılık buldu. Demokratlardan gelen olumlu sinyallerin ardından Clayton’ın atama sürecinin bu hafta tamamlanması bekleniyordu. Ancak Trump, onay oturumundan sadece birkaç saat önce sürpriz bir hamle yaparak Clayton’ın oturuma katılmayacağını açıkladı.Trump, Clayton’ın onaylanması için birkaç farklı yasanın Senato’dan geçmesi gerektiğini belirtti.
Yakın zamanda süresi dolacak olan istihbarat kurumlarına yurt dışındaki yabancı hedeflerin hareketlerini mahkeme kararı almadan izleme yetkisi veren FISA yasasının yeniden onaylanması Trump’ın ilk taleplerinden biri oldu. FISA konusunda Demokratlar kendi aralarında bölünmüş durumda. Pulte’un hâlâ denklemde olduğu senaryoda Demokratlar, Pulte görevde kaldığı sürece FISA’ya onay vermeyeceklerini açıklayarak pazarlık masasına oturmak istemişti. Trump da bu durumu fırsata çevirerek FISA’yı bir pazarlık kozu haline getirdi. Trump’ın bu süreçteki ikinci şartı ise seçmen kimlik doğrulama yasasının da FISA ile birlikte Senato’dan geçirilmesi oldu. Kimlik doğrulama yasası, seçmenlerin oy verebilmesi için devlet onaylı bir kimlik belgesi göstermesini zorunlu kılıyor. Cumhuriyetçiler bunu seçim güvenliği açısından gerekli görürken Demokratlar, düzenlemenin özellikle düşük gelirli seçmenlerin oy kullanmasını zorlaştıracağını öne sürerek karşı çıkıyor.
Trump’ın Senato’dan diğer bir isteği ise senatörlerin kritik atamalardaki rolünü azaltmayı amaçlıyor. Mevcut uygulamada bir eyalette federal yargıç veya savcı ataması yapılacağında o eyaletin senatörlerinin onayı gerekiyor. Senatör onay vermezse Clayton’ın daha önceki atamasında olduğu gibi atama fiilen engellenebiliyor. Trump, Clayton’ın yerine geçecek savcının onaylanması ve bir önceki süreçte olduğu gibi Senatör Schumer tarafından engellenmemesi için bu uygulamanın da devre dışı bırakılmasını istiyor.
Cumhuriyetçi senatörler yaşanılan sürecin, partinin kurumsal kimliği açısından olumsuz intiba uyandırdığını belirterek tepki gösterdi. Özellikle Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune açısından bu süreç olumsuz sonuçlar doğurabilir. Trump, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato’da bazı uygulamalardan taviz verilmesini talep ediyor. Thune, kariyerini büyük ölçüde “filibuster” kuralının korunması üzerine inşa etmiş bir isim olarak biliniyor. Bu kural, bir yasanın Senato’da oylamaya sunulabilmesi için salt çoğunluk yerine 60 oyluk bir eşiğin aşılmasını zorunlu kılıyor. Bu yasa sayesinde Senato’da azınlık konumunda olan parti, kısmi bir denge mekanizması kurabiliyor. Trump’ın istediği seçmen kimlik doğrulama yasası tam da bu nedenle Senato’da tıkanmış durumda.
Trump ile Thune arasındaki gerginlik parti içi ön seçimlerde de kendini gösterdi. Trump ile Thune birkaç eyalette farklı adaylara destek vererek ayrışmıştı. Ayrıca Thune dahil birçok senatör, Trump’ın İran ile yaptığı ateşkes anlaşması konusunda kendilerine bilgi verilmediğini belirterek anlaşmaya açık destek vermekten kaçınıyor. Bu rahatsızlık son atama süreciyle birlikte kamuoyuna da yansıdı. Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins, Trump’ın Senato işleyişini bozduğunu belirtirken bu hamleyle partinin kurumsal görünümüne de zarar verdiğini ifade etti. Thune ise yaptığı açıklamada, Trump’ın yeni taleplerine sıcak bakmadığını belirtirken bu tarz uygulamaların ilerleyen süreçte Cumhuriyetçiler açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Kongre özelinde bu gerilimler sürerken 2026 Kongre Seçimleri için parti ön seçimleri de devam ediyor. Bu hafta Georgia, Alabama, Oklahoma, California ve Washington DC’de yapılan ön seçimler, Trump’ın Cumhuriyetçi tabandaki etkisini test eden önemli bir gösterge oldu. Georgia Senato yarışında Trump’ın oylamadan birkaç gün önce desteklediği Mike Collins, Vali Brian Kemp’in desteklediği adayı geride bırakarak Cumhuriyetçilerin adayı oldu. Collins kasım ayında Demokratların ulusal ölçekte yükselen ismi Senatör Jon Ossoff ile karşı karşıya gelecek. Georgia valilik yarışında ise Trump’ın parti içi ön seçimlerde desteklediği aday kaybetti. Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen Alabama’da ise üç dönemdir Kongre üyesi olan ve Trump’a verdiği koşulsuz destekle dikkat çeken Barry Moore ön seçimi kazandı. Genel tabloya bakıldığında Trump’ın desteklediği adayların büyük bölümü ön seçimlerden galip çıkmaya devam ediyor.
Ulusal İstihbarat Direktörü ataması, Trump ile Senato arasındaki gerilimi yeni bir noktaya taşıdı. Cumhuriyetçi senatörlerin de tepkisini çeken bu süreçte Trump son anda öne sürdüğü yeni şartlarla oylamayı çıkmaza sokmuş durumda. Trump’ın talepleri aslında Senato’nun uzun süredir koruduğu kurallardan ve geleneklerden vazgeçilmesi anlamına geliyor. Ön seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi parti içinde ağırlığı her geçen gün artan Trump’a karşı Cumhuriyetçi senatörler açık bir tavır almaktan kaçınıyor. Ancak bu taleplerin yerine getirilmesi halinde 2026 Kongre Seçimleri öncesinde Senato’daki Cumhuriyetçilerin kurumsal itibarı önemli ölçüde zarar görebilir.



















