Gazze Planı İsrail Engeline Takıldı
Başkan Donald Trump, 30 Temmuz’da Gazze’de aylardır süren çatışmaları sona erdirmeyi ve savaş sonrası bölgenin yönetiminde yeni bir düzenlemeyi amaçlayan kapsamlı bir yol haritası açıkladı. Plan, Hamas’ın silahlı yapısının tasfiye edilmesini, İsrail ordusunun Gazze’den aşamalı olarak çekilmesini ve bölgenin uluslararası destekle oluşturulacak yeni bir Filistin yönetimine devredilmesini öngörüyor. Washington, bu çerçevede hem İsrail’in güvenlik kaygılarını gidermeyi hem de Gazze’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir siyasi düzen oluşturmayı amaçlıyor. Trump yönetiminin girişimi, savaşın kalıcı biçimde sona erdirilmesine yönelik en kapsamlı diplomatik adımlardan biri olarak değerlendiriyor.
Ancak plan, daha ilk haftasından tarafların birbirine güvenmemesi nedeniyle ciddi bir çıkmazla karşılaşmış durumda. Hamas, ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve İsrail’in çekilme takviminin güvence altına alınması şartıyla silahsızlanmayı müzakere edebileceğini açıklarken, İsrail hükümeti taslağı mevcut hâliyle kabul etmediğini duyurdu. Özellikle aşırı sağcı koalisyon ortakları, Gazze’den çekilmenin Hamas’ın yeniden güç kazanmasına zemin hazırlayacağını savunarak plana açık biçimde karşı çıkıyor. Hangi tarafın ilk adımı atacağı noktasındaki tartışma da sürecin merkezinde yer alıyor. Hamas, İsrail çekilmeden silah bırakmayı reddederken Netanyahu hükümeti de Hamas tamamen silahsızlandırılmadan tek bir İsrail askerinin dahi Gazze’den çekilmeyeceğini vurguluyor. Bu durum, Washington’ın “tarihî anlaşma” olarak sunduğu girişimin uygulanmasını daha başlamadan zora sokmuş görünüyor.
Amerikan destekli yol haritası, Hamas’ın silahlarını yeni oluşturulacak Filistinli sivil yönetime devretmesini, askerî tünellerin kullanım dışı bırakılmasını ve İsrail ordusunun Gazze’deki Sarı Hat olarak tanımlanan güvenlik hattının gerisine aşamalı biçimde çekilmesini öngörüyor. Plana göre silahlar İsrail’e ya da herhangi bir yabancı ülkeye teslim edilmeyecek; Gazze’nin geçiş dönemini yönetmek üzere kurulacak Filistinli teknokratlar komitesinin denetimine bırakılacak. Güvenliğin ise uluslararası destek ve eğitim alacak Filistin polis gücü tarafından sağlanması hedefleniyor. Washington, bu modelle hem Hamas’ın silahlı varlığını sona erdirmeyi hem de İsrail’in Gazze’deki doğrudan askerî kontrolünü aşamalı olarak sonlandırmayı amaçlıyor. Böylece Gazze’nin yönetiminin, uluslararası gözetim altında faaliyet gösterecek yeni bir Filistin sivil yönetimine devredilmesi ve savaş sonrası dönemde daha istikrarlı bir idari yapı kurulması hedefleniyor.
Hamas, silahsızlanmaya başlayabileceğini bildirse de silahların teslimini İsrail saldırılarının durması, insani yardım akışının artırılması ve çekilme takviminin güvence altına alınması şartlarına bağlıyor. Örgüt ayrıca silahların kademeli olarak depolanmasını, sürecin Filistinli bir kurum tarafından yürütülmesini ve İsrail’in yeniden saldırmayacağına ilişkin uluslararası garanti verilmesini istiyor. Bu yaklaşım, Hamas’ın silahlı yapısından vazgeçmeyi kabul ederken süreci tasfiyeye dönüştürmek istemediğini gösteriyor. Washington’ın karşılaşacağı temel sorun, silahsızlanmanın gerçek ve denetlenebilir olduğuna İsrail’i ikna ederken Hamas’a da çekilmenin geri döndürülemez olduğu güvencesini vermek olacak.
Barış Kurulu, Netanyahu ile yapılan görüşmenin ardından İsrail’in Sarı Hat gerisine çekilmesinin ancak Hamas’ın silahları tamamen bırakmasından sonra başlayacağını açıkladı. Bu yorum, başlangıçta eş zamanlı adımlara dayandığı düşünülen planı İsrail’in güvenlik şartlarına yaklaştırıyor. Hamas ise çekilme başlamadan silahların tamamını bırakmasının İsrail’e Gazze’de kalıcı kontrol sağlayacağını düşünüyor. Her iki tarafın diğerinin ilk adımını fırsata çevireceğinden kuşkulanması, takvim tartışmasını anlaşmanın merkezine yerleştiriyor. Bağımsız doğrulama mekanizması ile ihlal durumunda uygulanacak yaptırımlar kesinleştirilmeden aşamalı formülün ilerlemesi zor görünüyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve hükümetteki diğer aşırı sağcı aktörler, Hamas’ın silahsızlanma taahhüdüne güvenilemeyeceğini savunarak planın reddedilmesini istiyor. Bu çevreler Gazze’de askerî kontrolün sürmesini ve Hamas yöneticilerine yönelik saldırıların devam etmesini savunuyor. Netanyahu’nun anlaşmayı kabul etmesi, hükümet koalisyonunun dağılması ve seçimler öncesinde sağ seçmenin desteğinin kaybedilmesi riskini taşıyor. Trump yönetiminin planı ilerletebilmesi için yalnızca güvenlik itirazlarını karşılaması yeterli olmayacak; Netanyahu’ya çekilmeyi İsrail kamuoyuna askerî bir yenilgi değil, Hamas’ın tasfiyesi olarak sunabileceği siyasî bir çerçeve de sağlaması gerekecek.
Diplomatik açıklamalara rağmen İsrail ordusu Gazze’de operasyonlarını sürdüreceğini bildirdi. Planın açıklanmasından sonraki hava saldırıları ve can kayıpları, Hamas’ın silah bırakma şartlarından biri olan çatışmaların durdurulmadığını gösteriyor. İsrail saldırıları güvenlik tehdidine karşı önleyici operasyonlar olarak tanımlarken Filistin tarafı bunları ateşkesin ve yeni yol haritasının ihlali olarak değerlendiriyor. Sahadaki askerî faaliyetler devam ettikçe Washington’ın önerdiği doğrulama düzeninin kurulması da zorlaşıyor; çünkü hangi saldırının mevcut tehdide yanıt, hangisinin anlaşmayı bozan yeni bir operasyon olduğu konusunda tarafların ortak ölçütü bulunmuyor.
Netanyahu, Trump yönetiminin Hamas’ı silahsızlandırabileceğini düşündüğünü, fakat İsrail’in kendisine gönderilen taslağı kabul etmediğini açıkladı. İsrail’in yalnızca metne görüş sunduğunu belirtmesi, Trump’ın anlaşmaya İsrail desteği bulunduğu yönündeki açıklamasıyla doğrudan çelişiyor. Bu görüş ayrılığı, Washington ile Netanyahu hükümeti arasında Gazze konusunda nadir görülen açık bir gerilim oluşturdu. Trump’ın Netanyahu üzerindeki askerî yardım ve diplomatik koruma gibi araçlarını kullanıp kullanmayacağı henüz belli değil. Baskının sınırlı kalması durumunda İsrail, planı müzakere ederken sahadaki kontrol alanını korumayı ve uygulamayı belirsiz bir tarihe ertelemeyi tercih edebilir.
Trump yönetiminin Gazze planı, savaşın ardından ortaya çıkan en kapsamlı diplomatik girişimlerden biri olsa da taraflar arasındaki derin güvensizlik ve farklı öncelikler nedeniyle uygulanması oldukça zor görünüyor. İsrail, güvenlik risklerini tamamen ortadan kaldırmadan askerî varlığını sona erdirmek istemezken Hamas da çekilme ve kalıcı ateşkes konusunda somut güvenceler almadan silahsızlanmaya yanaşmıyor. Buna İsrail iç siyasetindeki koalisyon dengeleri ve sahada devam eden çatışmalar da eklendiğinde, diplomatik uzlaşının siyasi ve askerî gerçeklerle sürekli sınandığı bir süreç ortaya çıkıyor. Bu nedenle Washington’ın taraflar arasında uygulanabilir bir uzlaşı zemini oluşturup oluşturamayacağı, planın geleceği açısından belirleyici unsurlardan biri olarak görülüyor.



















