İran ile Gerilim Tırmanıyor
ABD ile İran savaşı kısa süreli diplomatik temasların başarısızlığa uğramasıyla yeniden yoğun bir askerî çatışma dönemine girdi. Birkaç gün süren sakinlik ve arabulucular üzerinden yürütülen temaslar kalıcı bir ateşkese dönüşmezken, İran’ın Ürdün’deki Amerikan üssünü hedef alması Washington’ın kapsamlı hava operasyonlarını yeniden başlatmasına yol açtı. Son gelişmeler, Trump yönetiminin diplomatik kanalları tamamen kapatmadan askerî baskıyı temel pazarlık aracı olarak kullanmayı sürdürdüğünü, Tahran’ın ise kontrollü misillemelerle hem caydırıcılığını korumaya hem de müzakere sürecinde elini güçlendirmeye çalıştığını gösteriyor.
ABD’nin hava saldırılarını kısa süreliğine durdurması, savaşın başladığı Şubat ayından bu yana ortaya çıkan en önemli diplomatik fırsatlardan biri olarak görülüyordu. Yoğun hava operasyonlarının mühimmat stokları üzerindeki baskıyı artırmasının Washington’ın saldırılarına ara vermesinde etkili olduğu belirtilirken, İran da ABD saldırmadığı sürece misillemelerini durduracağını açıkladı. Resmî bir ateşkes niteliği taşımayan bu kısa duraklama, tarafların askerî ve siyasi seçeneklerini yeniden değerlendirdiği geçici bir bekleme dönemi olarak görüldü. Washington’un savaşın hedefleri ile giderek artan maliyetler arasında yeni bir denge arayışında olduğu belirtiliyor.
Bu süreçte Trump, İran’la “iyi görüşmeler” yürütüldüğünü ve olumlu sonuçlar alınabileceğini söyledi. İran doğrudan müzakere yapıldığını reddetse de arabulucu ülkeler üzerinden temaslar sürdürüldü. Görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, İran’ın nükleer ve füze programı ile karşılıklı saldırıların durdurulması öne çıkan başlıklar oldu. Ancak Trump’ın uzun müzakerelere sıcak bakmadığını açıklaması, Washington’ın askerî baskıyı sürdürerek daha hızlı sonuç almak istediğini gösterdi. Birkaç gün içinde çatışmalar yeniden başlarken diplomatik iyimserlik yerini yeni bir askerî tırmanışa bırakmış durumda.
Kısa süreli diplomatik duraklama, İran’ın Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nü uzun menzilli füzelerle hedef almasıyla sona erdi. Ürdün hava savunması füzelerin büyük bölümünü etkisiz hâle getirirken Amerikan askerleri arasında can kaybı yaşanmadığı açıklandı. Tahran’ın bu saldırıyla hem Amerikan hava operasyonlarına karşılık vermeyi hem de Washington’ın bölgedeki askerî varlığının tamamen güvenli olmadığı mesajını vermeyi amaçladığı değerlendiriliyor. Ancak doğrudan bir Amerikan askerî tesisinin hedef alınması, Trump yönetimi üzerindeki misilleme baskısını artırırken ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı hava operasyonlarını yeniden başlatmasına zemin hazırlamış oldu.
Trump, saldırının ardından İran’a “çok sert bir karşılık verileceğini” açıkladı. Amerikan kuvvetleri Devrim Muhafızlarına ait komuta merkezleri, füze ve insansız hava aracı tesisleri ile hava savunma sistemlerini hedef alan yaklaşık iki saatlik geniş çaplı bir operasyon düzenledi. Washington böylece saldırının yalnızca sembolik bir misillemeyle karşılık bulmayacağı ve Amerikan kuvvetlerini hedef alan her girişimin daha ağır askerî sonuçlar doğuracağı mesajını vermeye çalıştı. Bununla birlikte, bu yaklaşımın İran’ın yeni misillemelerine zemin hazırlayarak çatışmanın daha da tırmanması riskini artırdığı değerlendiriliyor.
Savaşta öne çıkan gelişmelerinden biri, Suudi Arabistan’ın çatışmalara ilk kez doğrudan katılması oldu. Riyad, ABD ile koordineli şekilde Irak’taki İran destekli silahlı gruplara hava saldırıları düzenlediğini ve bunun Suudi petrol tesislerine yönelik İHA saldırılarına karşılık olduğunu açıkladı. Haşdi Şabi bağlantılı gruplar saldırılarda en az 20 mensubunun öldüğünü bildirirken, Bağdat yönetimi operasyonları egemenlik ihlali olarak değerlendirdi. Bu gelişme, Suudi Arabistan’ın İran’ın bölgesel nüfuzuna karşı daha aktif bir askerî rol üstlenmeye başladığını gösterirken, Irak’ın yeniden ABD-İran rekabetinin önemli cephelerinden biri hâline gelme riskini de artırıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Washington ziyareti de ABD’nin İran politikasının yeniden değerlendirilmesine zemin hazırladı. Görüşmede İran’ın nükleer programı, füze kapasitesi ve bölgesel vekil güçlerine yönelik baskının nasıl sürdürüleceği ele alınırken, diplomatik seçenekler ile askerî operasyonların birlikte yürütülmesi üzerinde durulduğu bildirildi. İsrail, İran’ın askerî kapasitesinin daha da zayıflatılmasını savunurken, Trump yönetimi çatışmanın kapsamını Washington’ın belirlediği sınırlar içinde tutmaya ve askerî baskıyı diplomatik müzakereleri destekleyen bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Görüşmeden kısa süre sonra ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarını yeniden başlatması zamanlama açısından dikkat çekse de Washington, bu kararın doğrudan İran’ın Ürdün’deki Amerikan üssüne düzenlediği füze saldırısına verilen karşılık olduğunu vurguluyor.
Tahran yönetimi savaşın başından beri ABD ile kapsamlı bir askerî çatışmaya girmekten kaçınırken Washington üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan daha kontrollü bir strateji izliyor. İran, balistik füzeler, insansız hava araçları ve bölgedeki müttefik silahlı grupları birlikte kullanarak Amerikan askerî varlığına ve bölgesel lojistik ağlarına maliyet yüklemeye çalışıyor. Bu yaklaşım, ABD’nin üstün hava gücüyle doğrudan mücadele etmek yerine çatışmayı zamana yaymayı ve Washington’ın askerî, ekonomik ve siyasi yükünü artırmayı hedefliyor. Tahran, büyük çaplı bir savaşın risklerini sınırlarken müzakere masasında elini güçlendirecek bir caydırıcılık dengesi oluşturmayı amaçlıyor.
Washington’da ise İran’a yönelik operasyonlarla ilgili tartışmalar devam ediyor. Kongre’de bazı Demokrat üyeler ile Cumhuriyetçi Parti içindeki “Önce Amerika” yaklaşımını savunan isimler, yönetimin askerî operasyonları hangi hukuki yetkiye dayanarak yürüttüğünü ve çatışmanın daha geniş bir savaşa dönüşmesini önlemek için nasıl bir strateji izlendiğini sorguluyor. Trump yönetimi ise İran’ın Amerikan askerlerine yönelik saldırılarının doğrudan karşılık verilmesini gerektirdiğini savunarak operasyonların caydırıcılığı korumak açısından zorunlu olduğunu vurguluyor. İran krizi yalnızca dış politikanın değil Washington’daki iç siyasi rekabetin de önemli başlıklarından biri hâline gelmiş durumda.
Yaşanan gelişmeler, ABD-İran savaşının yalnızca karşılıklı askerî operasyonlardan ibaret olmadığını, diplomasi ile askerî baskının aynı stratejinin iki tamamlayıcı unsuru olarak kullanılmaya devam ettiğini gösteriyor. Taraflar müzakere ihtimalini tamamen dışlamasa da sahadaki güç dengesini değiştirmeden kalıcı bir uzlaşmaya ulaşmanın zor olduğu görülüyor. Önümüzdeki süreçte sınırlı diplomatik temasların sürmesi mümkün olsa da çatışmanın kısa vadede düşük yoğunluklu ancak süreklilik gösteren askerî gerilim şeklinde devam etmesi daha olası bir senaryo olarak öne çıkıyor.



















