Adalet Bakanı Atamasında Kriz
Trump yönetiminin en tartışmalı bakanlıkları arasında yer alan Adalet Bakanlığı’nda kriz devam ediyor. Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin ardından Adalet Bakanı olarak atadığı Pam Bondi, Jeffrey Epstein dosyalarının kamuoyuyla paylaşılma sürecinde artan baskılar ve iddialar nedeniyle geçtiğimiz aylarda görevden alınmıştı. Trump Bondi’nin yerine, daha önce kendisinin avukatlığını üstlenmiş olan Bakan Yardımcısı Todd Blanche’ı vekaleten atamıştı. Blanche’ın asaleten atanması için gereken Senato onayı sürecinde ise Trump’la olan yakın kişisel ilişkisi ciddi soru işaretleri doğurdu. Bu hafta iki Cumhuriyetçi senatörün itirazı nedeniyle Senato Yargı Komitesi’ndeki oylama ertelenirken Trump, süreci tıkayan senatörleri açıkça hedef alarak atamayı bir an önce tamamlatmak için baskı uygulamaya devam ediyor.
Oylamanın gerçekleşebilmesi için Senato Yargı Komitesi’ndeki tüm Cumhuriyetçilerin evet oyu kullanması gerekiyor. Ancak Texas’tan John Cornyn ve North Carolina’dan Thom Tillis bu koşulun yerine getirilmesini şimdilik engelliyor. İki senatörün itirazının odağında Trump’ın Gelir İdaresi (IRS) ile yaptığı tartışmalı hukuki uzlaşma yer alıyor. Bu uzlaşma Trump ve ailesini gelecekteki vergi soruşturmalarından korumayı amaçlarken aynı zamanda siyasi kovuşturmaya uğradığı iddia edilen kişilere tazminat ödemek için 1,8 milyar dolarlık bir fon oluşturuyor. Demokratlara ek olarak bazı Cumhuriyetçiler de bu fonu vergi mükellefinin parasının Trump’ın müttefiklerini ödüllendirmek için kullanılması olarak nitelendirerek sert biçimde eleştirdi. Yapılan itirazlar neticesinde mahkemeler uzlaşmayı yasadışı ilan etti. Blanche Kongre’deki onay oturumunda uzlaşmanın yürürlükten kaldırıldığını savunsa da Cornyn, Adalet Bakanlığı’nın ek bilgi taleplerini yanıtsız bıraktığını belirterek baskısını sürdürüyor.
Bu gerilimin arka planında Trump ile Cornyn arasındaki kişisel hesap da önemli bir rol oynuyor. Trump Mayıs ayında Cornyn’in Texastaki Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde rakibi olan Başsavcı Ken Paxton’ı destekledi ve Paxton seçimi kazandı. Cornyn’in atamaya engel olmaya çalışmasına karşılık olarak Trump, itirazları kişisel bir intikam girişimi olarak nitelendirdi ve her iki senatörün da siyasi kariyerinin sona erdiğini, buna rağmen ülke yönetimini doğrudan ilgilendiren kritik bir kararı kişisel hesapların önüne koymadıklarını ileri sürdü. Trump ayrıca Blanche adaylığını geçici olarak askıya alabileceğini açıklayarak senatörlere baskı yapmayı tercih etti. Bu hamle iki senatör Ocak ayında Kongre’den ayrıldıktan sonra Blanche’ı yeniden aday gösterme kapısını açık tutuyor. Kongre resmi atamayı engellese bile Blanche’ın vekaleten bu görevi sürdürmesi için herhangi bir süre sınırı bulunmuyor.
Blanche’ın Adalet Bakanlığı’ndaki görevi boyunca yaptığı uygulamalar da tartışmayı daha karmaşık bir hale getiriyor. Bakanlık bünyesindeki görevinden önce Trump’ın kişisel ceza avukatlığını yapan ve New York’taki 34 suçlamayı kapsayan ticari kayıt tahrifi davasında bizzat savunmuş olan Blanche, bakanlığı vekaleten yönettiği dönemde de Trump’ın hedef aldığı siyasi isimlere yönelik soruşturmaları doğrudan kontrol etti. Kongre’nin yasal olarak erişim hakkı verdiği Jeffrey Epstein dosyalarının yönetimi de Blanche’ın bakan yardımcılığı döneminde gerçekleşti ve bu süreç kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oldu.
Ara seçimler yaklaşırken Adalet Bakanlığı’nın rolü çok daha kritik bir anlam kazanıyor. Trump geçtiğimiz hafta seçim güvenliği konusunu yeniden gündeme taşıyarak 2026 Kongre seçimleri öncesinde seçimlerin manipüle edilebileceği iddiasını kamuoyu ile paylaşmıştı. Bu bağlamda Trump yönetiminin seçimlerden istediği sonucu alamadığı bir senaryoda hukuki yollara başvurabileceği de gündemde yer alıyor. Tüm bu tablo bir arada değerlendirildiğinde Blanche gibi Trump’a yakın ve sadık bir ismin Adalet Bakanlığı’nı yönetmesine yönelik eleştiriler haklı bir zemine oturuyor. Trump’ın da bu denli yakın bir isimle devam etmek istemesi bu bağlamda son derece anlaşılır görünüyor.
Seçmen nezdinde ise Trump yönetimine duyulan güvenin düşmesinde Adalet Bakanlığı’nın ve yargı kurumlarının aldığı kararlar önemli bir rol oynuyor. Trump ikinci döneminde çok sayıda tartışmalı karara imza attı ve bu kararların önemli bir kısmı yargı süreçlerinde takıldı. Ancak kritik konularda son merci olan Anayasa Mahkemesi, altıya üçlük Cumhuriyetçi çoğunluklu yapısıyla Trump yönetimini köşeye sıkıştıracak kararlar almaktan büyük ölçüde geri duran bir izlenim çizdi. Gallup’un yayınladığı anket, Anayasa Mahkemesi’ne ve Adalet Bakanlığı’na olan güvenin son yirmi altı yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koydu. Araştırmaya göre mahkemeye güven oranı yüzde 33’e düşerken bu rakam 2025’e kıyasla altı puanlık bir gerilemeye karşılık geliyor. Cumhuriyetçiler arasındaki onay oranı ise Eylül 2025’teki yüzde 79’dan yüzde 58’e geriledi. Bu düşüşün arka planında mahkemelerin bu dönemde aldığı tartışmalı kararlar yatıyor.
Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde Adalet Bakanlığı’ndaki süreç birden fazla başlığı aynı anda barındıran karmaşık bir tabloya işaret ediyor. Blanche’ın resmi atanması şimdilik tıkanmış olsa da vekaleten göreve devam edecek olması süreci pratik açıdan yönetilebilir kılıyor. Cumhuriyetçi senatörlerin itirazının IRS uzlaşmasındaki somut hukuki kaygılara dayandığını ve müzakerelerin hâlâ sürdüğünü de belirtmek gerekiyor. Kasım ayındaki ara seçimler yaklaşırken Adalet Bakanlığı’ndaki bu tablo hem Blanche’ın akıbeti hem de yargı kurumlarına duyulan güvenin seyri açısından gündemde kalmaya devam edebilir.



















