Hürmüz’de Mücadele Devam Ediyor
ABD ile İran arasında geçen hafta artan anlaşma beklentisi, Hürmüz Boğazı’nın açılması talebi ve boğazın gelecekteki statüsü üzerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle yeniden zayıfladı. Washington, Tahran’dan ticari geçişleri koşulsuz olarak yeniden başlatmasını isterken İran, Amerikan deniz ablukasının kaldırılmasını ve petrol ihracatına yönelik kısıtlamaların hafifletilmesini talep ediyor. Taraflar aynı zamanda boğaz üzerinde kimin denetim yetkisine sahip olduğu konusunda karşıt iddialar ileri sürüyor. Trump yönetiminin askerî ve ekonomik baskıyı artırmasına rağmen gemi trafiğinin düşük kalması, Hürmüz’deki krizin yalnızca deniz gücüyle çözülemeyeceğini ve diplomatik çıkmazın küresel enerji piyasaları üzerindeki baskısını sürdürebileceğini gösteriyor.
İran ile Umman’ın geçen hafta güzergâh koordinatlarında uzlaşması, Hürmüz Boğazı’nın kısa süre içinde açılabileceği beklentisini doğurmuştu. Ancak Tahran, boğazın yeniden işler hâle gelmesini ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırmasına, petrol ihracatına izin vermesine ve yaptırımları hafifletmesine bağlıyor. İran ayrıca geçişlerin kendi güvenlik ve egemenlik yetkisi altında yürütülmesini istiyor. Washington ise İran’ın hizmet veya güvenlik ücreti almasına ve ticari trafiği siyasî baskı aracı olarak kullanmasına karşı çıkıyor. Tarafların güzergâhta yaklaşmasına rağmen boğazın statüsü ve karşılıklı adımlar konusunda uzlaşamaması, teknik anlaşmayı siyasî sonuca dönüştürmeyi engelliyor.
Bazı haber kaynaklarında Haziran ayında varılan geçici mutabakatın 60 günlük uygulama süresinin uzatıldığı yönünde iddialar yer alsa da, üst düzey bir İranlı yetkili tarafından yalanlandı. Tahran, ABD’nin mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini ilk günlerden itibaren yerine getirmediğini ve bu nedenle anlaşmanın fiilen geçerliliğini kaybettiğini savunuyor. İran, yeni görüşmelere geçilmeden önce Washington’ın önceki taahhütlerine dönmesini ve bunların uygulanması için açık bir takvim sunmasını istiyor. ABD ise eski mutabakatı koşulsuz biçimde yeniden yürürlüğe koymak yerine Hürmüz Boğazı’nın açılmasını yeni müzakerelerin ön şartı olarak görüyor. Böylece taraflar, yeni bir anlaşmanın koşullarından önce mevcut mutabakatın geçerliliği ve ilk adımı kimin atacağı konusunda ayrışıyor.
Hürmüz’deki anlaşmazlık, ticari gemilerin güvenli geçişinin ötesinde boğazı kimin yöneteceği ve geçiş kurallarını kimin belirleyeceği sorunu üzerinde yoğunlaşıyor. Washington, Hürmüz’ü uluslararası seyrüsefere açık bir su yolu olarak değerlendirirken İran, kendi kıyı güvenliği ve egemenlik hakları çerçevesinde gemileri denetleme yetkisine sahip olduğunu savunuyor. Tahran ayrıca Körfez güvenliğinin dış güçler yerine bölge ülkelerinin katılımıyla oluşturulacak bir düzen içinde sağlanmasını istiyor. Bu nedenle taraflar geçici bir geçiş formülünde uzlaşsa bile denetim, izin ve güvenlik yetkilerinin nasıl paylaşılacağı çözülmedikçe Hürmüz’ün statüsü yeni anlaşmazlıklara yol açabilir.
Trump’ın Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı üzerinde “tam kontrol” sağladığını ve İran limanlarına yönelik deniz ablukasının devam edeceğini açıklamasına rağmen boğazdaki ticari gemi trafiği savaş öncesi seviyenin oldukça altında kalıyor. Son dönemde günde ortalama yalnızca 10-12 geminin geçiş yapması, ABD’nin askerî varlığının deniz taşımacılığını normale döndürmeye yetmediğini gösteriyor. Amerikan savaş gemileri geçiş güzergâhlarını korusa da İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenleyebileceği veya deniz mayınları kullanabileceği yönündeki endişeler sürüyor. Bu belirsizlik, armatörlerin boğaza gemi göndermekten kaçınmasına ve sigorta şirketlerinin savaş riski primlerini yüksek tutmasına neden oluyor. Dolayısıyla Washington, ablukayla İran’ın petrol ihracatını ve liman gelirlerini sınırlandırırken ticari taşımacılara güvenli ve düzenli geçiş sağlayabilmiş değil.
Denizcilik verileri, ticari gemilerin büyük bölümünün ABD destekli Umman koridoruna yönelmediğini gösteriyor. Bu rotayı yalnızca birkaç gemi kullanırken bazı taşımacılar İran’ın belirlediği güzergâhları tercih ediyor, bazıları ise Körfez’de beklemeyi sürdürüyor. Bu durum, Washington’ın askerî varlığına rağmen gemilerin geçiş tercihlerini ve enerji sevkiyatını tek başına yönlendiremediğini ortaya koyuyor. İran’ın kendi güzergâhları üzerinden geçiş izni vermeyi sürdürmesi de Tahran’ın boğazdaki fiilî etkisini koruduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla Hürmüz’de düzenli enerji akışının sağlanması, yalnızca Amerikan donanmasının güvenlik sağlamasına değil, geçişlerin hangi kurallar ve hangi tarafın denetimi altında yapılacağı konusunda siyasî uzlaşmaya varılmasına da bağlı görünüyor.
ABD Enerji Bakanlığı, Hürmüz’den günlük yaklaşık 9 milyon varil petrol geçtiğini ve alternatif güzergâhlarla birlikte bölgesel ihracatın savaş öncesi seviyenin yüzde 75’ine ulaştığını savunuyor. Ancak Kpler ve LSEG gibi kuruluşların gemi takip verileri çok daha düşük miktarlara işaret ediyor. Resmî açıklamalar ile bağımsız veriler arasındaki fark, Washington’ın askerî stratejisinin başarısını olduğundan güçlü gösterip göstermediği sorusunu gündeme getiriyor. Gerçek sevkiyat miktarının belirlenmesi hem Hürmüz’deki Amerikan kontrolünün etkisini hem de enerji krizinin boyutunu değerlendirmek bakımından önem taşıyor.
Hürmüz’deki diplomatik çıkmaz uzadıkça Körfez’deki petrol üreticileri, boğaza bağımlılığı azaltacak yeni taşıma ve teslim yöntemleri geliştirmeye başladı. BAE, ham petrolü daha güvenli bölgelere taşıyan servis gemilerinden ve Hürmüz dışında yapılan gemiden gemiye aktarmalardan daha fazla yararlanmaya başladı. Irak’ın Basra petrolü de alıcıların güvenlik endişeleri nedeniyle doğrudan Körfez’deki terminallerden teslim edilmek yerine boğaz dışındaki noktalarda teslim seçeneğiyle satışa sunuluyor. Bu yöntemler ilave taşıma, aktarma ve sigorta maliyetleri doğurduğu için Hürmüz’ün yerini tamamen alamıyor. Krizin uzaması halinde Körfez üreticilerinin alternatif limanlara, boru hatlarına ve aktarma merkezlerine daha fazla yatırım yapmaya yönelebileceği öngörülüyor.
Son gelişmeler, Washington’ın askerî üstünlük ve ekonomik baskı yoluyla Hürmüz’de düzenli ve güvenli ticari geçişi henüz sağlayamadığını gösteriyor. ABD önce boğazın açılmasını isterken İran, deniz ablukasının kaldırılması, petrol ihracatına izin verilmesi ve yaptırımların hafifletilmesi konusunda somut karşılık bekliyor. Taraflar ayrıca geçişlerin hangi güzergâhtan yapılacağı ve boğazın gelecekte kimin denetiminde olacağı konusunda da uzlaşamıyor. Temel anlaşmazlıklar giderilmedikçe gemi trafiğinin savaş öncesi düzeyine dönmesi ve enerji piyasalarındaki belirsizliğin azalması beklenmiyor. Kısa vadede anlaşma ihtimali, ticari geçişlerin başlaması ile Amerikan ablukasının gevşetilmesini birlikte düzenleyen bir ara formül bulunmasına bağlı görünüyor.



















