ICE’ın Görünmeyen Yüzü
Trump yönetiminin ikinci dönemi ile birlikte göç politikaları kamuoyunda tartışmaların odağında yer almaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl içinde ABD Göç ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) operasyonları sırasında Amerikan vatandaşlarının da hedef alınarak 2 kişinin hayatını kaybetmesiyle artan tepkiler Washington’ın göç politikasında kısmi yumuşamaya neden oldu. Ancak göçmenlere yönelik vize uygulamalarında ve sınır dışı etme süreçlerinde sert politikalar kesintisiz sürdürülüyor. İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) göç politikaları kapsamında yaptığı yeni harcama kalemleri eleştirilerin odağındayken bu süreçte ortaya çıkan insani krizler de kamuoyunun gündemindeki yerini koruyor. Kararname düzeyinde atılan adımlar da bu tartışmaya yeni halkalar eklemeye devam ediyor.
Trump yönetiminin bu hafta göç politikaları bağlamında dikkat çeken adımlarından biri ICE personelini elektrik şoku verebilen eldivenlerle donatma planı oldu. DHS’nin açıklamasına göre Mart 2027 sonuna kadar bu eldivenler için 10 ila 20 milyon dolar arasında harcama öngörülüyor. Halihazırda bazı cezaevleri ve polis teşkilatlarında kullanılan bu cihaz azami 380 volt elektrik verebiliyor ve hedef kişinin koordineli kas hareketlerini engelliyor. DHS amacı “dikkat dağıtma ve gerilim düşürme” olarak tanımlarken teknolojinin vücuda nüfuz etmediğini ve yaralanmaya yol açmadığını savunuyor. Ancak söz konusu ekipmanların yaşlılarda, hamilelerde, çocuklarda ve kronik hastalığı olan kişilerde hayati tehlikelere yol açabileceğine dair bulgular da gündemdeki yerini koruyor. DHS, ICE personelinin iki yıllık eğitimden geçeceğini belirtse de geçtiğimiz aylarda düzenlenen protestolarda ICE personelinin orantısız güç kullanması nedeniyle ortaya çıkan hadiseler eğitim süreçlerine yeterince güven duyulmamasına neden oluyor.
DHS’nin ihale yapmadan özel alım yoluyla ekipmanların tedarik edecek olması da şeffaflık bağlamında eleştiriliyor. Geçtiğimiz ay Kongre’deki Cumhuriyetçi çoğunluk çıkardığı yasa ile ICE’a on milyarlarca dolarlık ek kaynak aktardı. Bu yasa yeni personel alımını, gözaltı kapasitesinin genişletilmesini ve yerel yönetimlerle zorunlu iş birliği mekanizmalarını kapsıyor. Kamuoyu araştırmalarının Amerikalıların çoğunluğunun göç politikasında aşırıya kaçıldığı kanısında olduğunu ortaya koyduğu bir dönemde Washington yönetiminin ICE’a odaklanarak göç politikasını sıkılaştırması siyaseten de risk barındıran bir tercih olarak değerlendiriliyor.
Tüm bu tabloya ek olarak bu hafta ABD medyasına yansıyan haberlere göre DHS’nin geçtiğimiz yıl ihalesiz bir sözleşmeyle on adet ikinci el uçağı 464 milyon dolara satın aldığı tespit edildi. DHS yetkilileri ihale sürecini atlamanın gerekçesi olarak sınır dışı etme operasyonlarındaki acil ihtiyacı öne sürdü. Ancak New York Times’ın uçuş kayıtları, sözleşme belgeleri ve iç yazışmalara dayanan araştırmasına göre satın alınan uçakların aylardır Louisiana’nın Lake Charles kentindeki küçük bir havalimanında park halinde durduğu görülüyor. Satın alınan uçakların üçünün özel jet olması ise tabloyu daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bu özel jetlerin FBI Direktörü Kash Patel’in, Pentagon üst kadrosunun ve DHS yöneticilerinin kullanımı için alındığı iddia ediliyor. Özel jetler dahil hiçbir uçağın fiilen kullanılmaması, sınır dışı gerekçesiyle gerçekleştirilen bu alımın ciddi bir kamu israfına dönüştüğüne yönelik eleştirilerin odağına oturdu.
ICE personelinin orantısız güç kullanımına ilişkin kaygıların da bu dönemde görünür hale gelmesinin bir diğer nedeni de geri gönderim ve göçmen gözaltı merkezlerinde son dönemde yaşanan ölümler. Newark’taki sorunlu Delaney Hall göçmen gözaltı merkezinde son aylarda art arda üç göçmenin hayatını kaybetmesi, bu tesislerdeki koşulların ve müdahalelerin insani standartları karşılayıp karşılamadığı sorusunu gündeme taşıdı. Geçtiğimiz aylarda bir Haitili göçmenin sağlık sorunları nedeniyle gözaltı merkezinde hayatını kaybetmesinin ardından bu ay başında Salvadorlu bir göçmenin de aynı gerekçeyle vefat ettiği duyuruldu. Son olarak Guatemalalı bir göçmenin de hayatını kaybettiğinin açıklanmasıyla tesis koşulları ve gözaltındaki göçmenlere yönelik müdahaleler tartışmanın merkezine oturdu. Tesis yetkilileri göçmenlerin önceden var olan sağlık sorunlarını öne çıkaran açıklamalar yaparken insan hakları savunucuları sürecin şeffaf biçimde soruşturulması için yönetime baskı uygulamaya devam ediyor.
Washington yönetimi, ICE bütçesini artırarak ve ekipmanlarını genişleterek daha sıkı uygulamaları gündemine alırken aynı zamanda hukuki olarak da göçmen karşıtı uygulamalara imza atmaya devam ediyor. Uzun süredir gündemde olan doğumla vatandaşlık hakkı meselesinde de hareketli günler yaşanmaya devam ediyor. Trump göreve geldiğinden bu yana doğumla verilen vatandaşlık hakkını kısıtlamaya yönelik kararnameler imzalamıştı. İnsan hakları savunucularının açtığı davalar bu kararnameleri devre dışı bırakmış ve Anayasa Mahkemesi de Trump yönetimi aleyhine karar vermişti.
Geçtiğimiz hafta Trump doğumla vatandaşlık meselesinde yeni bir cephe açarak iki yeni kararname imzaladı. İlk girişimine kıyasla belirgin biçimde kapsamı daraltılmış olan bu kararnamelerden ilki, 14. Anayasa Maddesi’nin mevcut istisna kapsamını genişleterek terör örgütü üyesi olduğu iddia edilenlerin çocuklarını, vatandaşlığı ticari bir işlemle edinmeye çalıştığı değerlendirilenleri ve ABD topraklarında doğan bazı kişileri kapsam dışına çıkarmayı hedefliyor. İkinci nokta, doğum yapmak amacıyla ABD’ye seyahat olarak tanımlanan “doğum turizmini” durdurmayı hedefliyor. Trump kararnameyi imzalarken yaptığı açıklamada Anayasa Mahkemesi’nin bir önceki kararnameyi iptal etmesini talihsiz bir karar olarak tanımlarken yeni kararnamenin benzer itirazlarla yürürlükten kaldırılma ihtimalinin Amerika’nın geleceği için bir tehdit olduğunu belirtti.
Hukuki arka plan bu manevranın neden bu kadar zorlu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Trump’ın ikinci döneminin ilk günü imzaladığı kararname, geçici vizeli veya belgesiz göçmen çocuklarının ABD’nin yargı yetkisi kapsamında olmadığı tezine dayanıyordu. Trump yönetiminin avukatları 1868’de onaylanan 14. Madde’nin yalnızca azat edilmiş kölelerin çocuklarını kapsadığını ve o tarihten bu yana yanlış yorumlandığını savundu. Muhafazakar çoğunluğa sahip Anayasa Mahkemesi bu tezi altıya karşı üç oyla reddetti. Trump’ın imzaladığı iki yeni kararname de hemen mahkemeye taşındı ve mahkeme dava sonuçlanana kadar yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu sürecin de hukuki olarak Washington yönetimi aleyhine sonuçlanması bekleniyor. Anayasa Mahkemesi’nin doğumla vatandaşlık meselesinde yakın zamanda bu denli net ve kapsamlı bir karar vermiş olması, Trump yönetiminin yeni girişiminin de aynı hukuki engellerle karşılaşabileceğine işaret ediyor.
Trump yönetiminin göç politikasındaki bu hafta ortaya çıkan gelişmeler, son iki yılın devamı niteliğinde. Yönetim bir yandan ICE’ın güç kullanma kapasitesini artırırken öte yandan doğumla vatandaşlık hakkını yeniden kısıtlamaya çalışıyor. Ancak her iki cephede de yargı engelleri bu adımların önüne geçiyor. Gözaltı merkezlerindeki ölümler ve elektrik şoku veren eldiven planı ise göç politikaların insani maliyetini kamuoyunun gündemine taşıyor. Kasım seçimlerine yaklaşırken bu politikaların hem hukuki hem de siyasi sürdürülebilirliği giderek daha fazla sorgulanıyor.



















