Ekonomi Alarm Veriyor
Washington yönetimi ABD ekonomisini kontrol altına almak için çaba gösterse de ekonomik göstergeler istenilen seviyede seyretmiyor. Enflasyon bir türlü kalıcı biçimde kontrol altına alınamıyor, İran savaşı ve gümrük vergileri ise vatandaşların günlük harcamalarını doğrudan etkileyen maliyetler üretiyor. Trump yönetimi yaklaşan 2026 Kongre seçimlerini hesaba katarak ekonomik göstergeleri toparlamaya çalışsa da açıklanan veriler zorlu bir tablonun devam ettiğine işaret ediyor. Bu hafta kamuoyuyla paylaşılan ulusal borç rakamları ve büyük perakende şirketlerinin bilanço raporları mevcut durumun kısa vadede kolayca düzelmeyeceğini ortaya koyuyor. Tüm bunlara ek olarak ABD’nin İran’a yönelik kapsamlı bir ekonomik savaş başlattığını duyurması tabloyu daha da karmaşık bir yapıya sokuyor. Cumhuriyetçiler bu ekonomik tablo karşısında Kasım ayında ciddi bir kayıp yaşayabilir.
ABD ulusal borcu 40 trilyon doları aşarak tarihte ilk kez bu eşiği geçti. Borcun miktarı kadar borçlanmanın hızlanma dinamiği de dikkat çekiyor. ABD’nin yalnızca bu yıl içinde 2 trilyon doların üzerinde borçlanmaya yöneldiği verilerden görülüyor. Bu borçlanmanın temel kalemleri arasında İran savaşı harcamaları, 2025’te çıkarılan kapsamlı vergi indirimleri ve Anayasa Mahkemesi’nin bazı tarifeleri iptal etmesinin ardından şirketlere iade edilen 160 milyar doların üzerindeki gümrük vergisi yer alıyor. Faiz ödemeleri artık yıllık borçlanmanın yaklaşık yarısını temsil ediyor ve bu yük borcun sarmal biçimde büyüme riskini beraberinde getiriyor.
Güncel ekonomik tablo Trump’ın mali disiplin vaatleriyle çelişiyor. Trump 2016’da sekiz yıl içinde ulusal borcu tamamen ortadan kaldıracağını söylemişti. O tarihten bu yana borç ikiye katlandı. İkinci dönemde harcamaları 1 trilyon dolar azaltacağını vaat eden Hükümet Verimliliği Departmanı bugüne kadar 200 milyar dolar civarında tasarruf sağladığını açıkladı ancak bu rakamın güvenilirliğine dair ciddi soru işaretleri bulunuyor. Tarife gelirlerine dayanan bütçe dengeleme planı ise Anayasa Mahkemesi’nin tarifelerin önemli bir bölümünü iptal etmesiyle büyük ölçüde çöktü.
Hazine Bakanı Bessent 2028’e kadar bütçe açığını gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6’sından yüzde 3’üne indirme hedefi koymuştu ancak geçen hafta açığın hedeflenenin tersine ilerlediğini bizzat kabul etti. İran savaşının askeri harcamaları artırdığını, tarife iadelerinin 2025’teki ilerlemeyi geri aldığını ve yüksek enerji fiyatlarının ekonomik büyümeyi yavaşlatarak beklenen vergi gelirlerini azalttığını belirten Bessent, önümüzdeki süreçte iyileşme adına kritik adımlar atacaklarını vurguladı.
Piyasalar da bu tabloyu giderek daha kaygılı bir gözle izliyor. Otuz yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi bu hafta neredeyse yirmi yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Tahvil getirilerinin yükselmesi devlet borçlanma maliyetinin arttığı anlamına geliyor ve bu yükseliş hem tüketicilere hem de şirketlere kredi maliyetleri üzerinden yansıyor. Uzun vadeli riskin boyutu ise çok daha köklü yapısal sorunlara işaret ediyor. Sosyal Güvenlik, Medicare ve Medicaid gibi büyük harcama kalemlerinin devasa büyüklüğü, askeri harcamaların yüksek seyretmesi ve faiz ödemelerinin bütçede giderek daha büyük bir yer kaplaması bir arada değerlendirildiğinde seçilmiş yöneticilerin kapsamlı bir mali reform için gereken siyasi cesareti bulmakta zorlandığı görülüyor.
ABD ekonomisinin durumu büyük şirketlerin bilançolarından da net biçimde okunuyor. Amerika merkezli perakende devi Walmart’ın bu hafta açıkladığı ikinci çeyrek bilançosu, ekonomideki yavaşlamanın tüketicilerin günlük alışveriş kararlarını doğrudan etkilediğini somut rakamlarla ortaya koydu. Şirketin ABD’deki mağaza satışları yüzde 2,6 oranında büyürken analistlerin öngördüğü yüzde 3,8 büyümenin belirgin biçimde altında kaldı. Bu aynı zamanda altı yılın en yavaş çeyreklik artışı oldu. Haberin ardından Walmart hisseleri borsada yüzde 9,6 değer kaybetti. Şirket bu yavaşlamayı doğrudan benzin fiyatlarına bağladı. Amerikan Otomobil Derneği’nin verilerine göre benzinin galon fiyatı da bu hafta 4,10 dolara yükseldi. ABD ve İsrail’in İran’a ilk saldırıyı düzenlediği Şubat ayında benzin fiyatı 2,98 dolardı. İran savaşının ortaya çıkardığı enerji baskısı altı ay içinde benzin fiyatını yaklaşık yüzde 38 artırdı ve bu artış tüketici davranışını doğrudan etkiliyor. Perakende sektörünün geneline bakıldığında mevcut tablonun hemen hemen tüm şirketlerde geçerli olduğu görülüyor. ABD Ticaret Bakanlığı’nın geçen hafta açıkladığı verilere göre Temmuz ayı perakende satışları yüzde 0,6 düştü. Bu tablonun arka planında vergi iadelerinin ortaya çıakrdığı geçici etkinin sönmeye başlaması yatıyor. 2026’nın ilk yarısında tüketici harcamalarını ayakta tutan başlıca etken vergi iadesi sezonuydu.
Enflasyon verileri de mevcut tabloyu doğrular nitelikte. Tüketici Fiyat Endeksi Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 0,1 artarken yıllık bazda yüzde 3,4 artış kaydetti. Gıda ve enerji dışındaki çekirdek enflasyon ise yıllık yüzde 2,5 ile daha ölçülü bir seyir izledi. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte enerji fiyatlarının hızla yükseldiği Mayıs ayında yıllık enflasyon yüzde 4,2 ile üç yılın en yüksek seviyesine çıkmıştı. Haziran’da yüzde 3,5’e gerileyen bu oran Temmuz’da yüzde 3,4’e indi. Ancak bu gerileme Fed’in yüzde 2 hedefine ulaşma yolunda yeterli olmadığı gibi yıl sonu enflasyonunun yüzde 3’ün altına inmesinin de imkansız olduğu görülüyor.
Tüm bu ekonomik dalgalanmaya ek olarak Washington yönetiminin bu hafta İran’a yönelik kapsamlı bir ekonomik savaş ilan etmesi de eleştirilerin odağında yer aldı. Hazine Bakanı Bessent ABD’nin İran’a “tarihin en sert yaptırımlarını” uygulayacağını ve bu adımların İran rejimini “çökerteceğini” açıkladı. Yaptırım paketinin en dikkat çekici boyutunu ise üçüncü ülkelere yönelik tehdit oluşturuyor. Bessent para transferi, petrol alımı veya deniz taşımacılığı yoluyla İran’la iş yapan tüm aktörlerin yaptırımlarla karşılaşacağını duyurdu. Bu yeni yaptırım stratejisinin küresel ekonomide yaratacağı baskı ve enerji fiyatlarını daha da yukarı çekme ihtimali, ABD ekonomisinin mevcut durumu göz önüne alındığında kritik sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Ekonomik tablo 2026 Kongre seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçiler için ciddi bir risk unsuruna dönüşüyor. Pew Research Center’ın kamuoyu araştırması, Kasım seçimlerinde ekonominin belirleyici bir etken olmaya devam edeceğini açıkça ortaya koyuyor. Seçmenlere göre kongre adaylarından en büyük beklenti ekonomi politikaları alanında görülüyor. Özellikle fiyatlar ve yaşam maliyeti öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Bu kaygının seçmen tercihleri üzerindeki yansıması ise dikkat çekici bir dönüşümü gözler önüne seriyor. 2024 seçimlerinde ekonomi politikasına güven noktasında Cumhuriyetçilerin çift haneli bir üstünlüğü varken son araştırmalar seçmenlerin Demokratların ekonomi politikalarına daha fazla güvendiğini ortaya koyuyor. Başkan Trump’a duyulan güvenin düşük seviyelerde seyretmesinin ardındaki en önemli etkenin ise mevcut ekonomik şartlar olduğu görülüyor.
Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde ABD ekonomisinin 2026 Kongre Seçimleri’ne kadar belirleyici bir iyileşme kaydetmesinin zor olduğu ortaya çıkıyor. 40 trilyon doları aşan ulusal borç, benzin fiyatlarının 4 doların üzerinde seyretmesi, yavaşlayan perakende satışları ve düşmeyen enflasyon Trump yönetiminin ekonomi politikasını sorgulatmaya devam ediyor. İran’a yönelik yeni yaptırım stratejisinin enerji fiyatlarını daha da yukarı çekme riski ise bu tabloya ek bir belirsizlik katıyor. Cumhuriyetçilerin ekonomi politikasında kaybettiği seçmen güveni şu an için Demokratlar lehine işliyor ancak Kasım seçimlerinde bu avantajın oy tercihlerine gerçekten yansıyıp yansımayacağı hem ekonomi politikalarının gidişatına hem de iki partinin bu tabloyu nasıl çerçeveleyeceğine bağlı olacak.



















