İran’a Ekonomik Kuşatma
Başkan Donald Trump, İran’la savaşı sona erdirme ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma görüşmelerinin tıkanmasının ardından Tahran’a karşı benzersiz bir ekonomik baskı politikası başlatacaklarını duyurdu. Trump’ın Normandiya Çıkarması’na gönderme yaparak “Ekonomik D Günü” adını verdiği kampanya, İran’a karşı kapsamlı ve belirleyici bir ekonomik saldırı başlatma iddiasını taşıyor. Kampanya, yalnızca İran’ın petrol ihracatını ve finans sistemini değil, Tahran’a ticari veya mali destek sağlayan üçüncü ülkeleri de hedef alıyor. Washington; petrol kaçakçılığı, para transferleri, takas hatları, döviz büroları, gemi sicilleri ve paravan şirketler dâhil İran’ın dış dünyayla bağlantılarını kesmeyi amaçlıyor. Trump’ın bankalar, şirketler, havaalanları ve kamu kuruluşlarına ağır ekonomik sonuçlar tehdidinde bulunması, askerî baskıyla elde edilemeyen sonucun İran’ı uluslararası ekonomik sistemden daha geniş ölçüde dışlayarak alınmaya çalışılacağını gösteriyor.
Yeni baskı politikası kararı, haziranda varılan geçici mutabakatın 60 günlük uygulama süresinin kalıcı bir anlaşma sağlanamadan sona ermesinin ardından geldi. Bu süre içinde İran’ın Hürmüz’ü mayınlardan temizleyerek gemilere ücretsiz geçiş sağlaması; ABD’nin ise petrol yaptırımlarını hafifletmesi, ablukayı kaldırması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması için adım atması öngörülüyordu. Ancak tarafların yükümlülükleri yerine getirme konusunda karşılıklı olarak birbirini suçlaması nedeniyle ağustos başında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için hazırlanan yeni anlaşma taslağı da imzalanamadı. Trump son açıklamasında İran’la devam eden veya planlanan bir görüşme bulunmadığını belirterek diplomatik baskının yerini kapsamlı ekonomik kuşatmaya bıraktığını gösterdi. Böylece kısa vadede nükleer program ve füze kapasitesinden çok, Hürmüz’ün hangi şartlarla açılacağı ve İran’ın petrol gelirlerine erişimi anlaşmazlığın merkezine yerleşmiş görünüyor.
Washington’ın ekonomik baskıya ağırlık vermesi, İran’a yönelik askerî operasyonların tamamen sona ereceği anlamına gelmiyor. Amerika’nın İran’da hedef alınabileceği önemli tesislerin azalması, mühimmat stoklarının zorlanması ve savaşın giderek daha maliyetli hâle gelmesi, Trump yönetimini ekonomik araçlara yöneltti. Yeni önlemlerin İran’ın petrol taşıyan “gölge filo” tankerlerini, bu gemilere hizmet veren sigorta şirketlerini, silah tedarik ağlarını ve para transferlerine aracılık eden kuruluşları hedef alması bekleniyor. Washington’ın önceliği, doğrudan kapsamlı bir abluka kurmaktan çok İran’ın mevcut yaptırımları aşmak için kullandığı uluslararası ticaret ve finans kanallarını kapatmak gibi görünüyor.
Trump, İran’ın dış dünyayla ekonomik bağlarını kesmek amacıyla Tahran’la ticaret yapan üçüncü ülkeleri de yaptırımlarla tehdit etti. İran petrolünü satın alan veya para transferlerine aracılık eden ülkelerin bankaları, şirketleri, limanları, havaalanları ve kamu kuruluşları Amerikan yaptırımlarının hedefi olabilecek. Washington ayrıca müttefiklerinden petrol kaçakçılığı, gemi kayıtları, döviz işlemleri ve paravan şirketler üzerinden yürütülen ticareti engellemelerini istiyor. Böylece İran’la ekonomik ilişkilerini sürdüren ülkeler, Amerikan pazarına erişimlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor.
Bu tehdidin uygulanmasındaki en büyük güçlüğün Çin’le ilişkilerde ortaya çıkması bekleniyor. İran’ın ihraç ettiği petrolün büyük bölümünü satın alan Çin, Tahran’ın ekonomik kuşatmaya ne ölçüde dayanabileceğini belirleyecek başlıca ülke konumunda. Ancak Washington’ın Çin bankalarına, petrol şirketlerine veya rafinerilerine ikincil yaptırım uygulaması, İran üzerindeki baskıyı devam eden ABD-Çin ticaret görüşmeleriyle karşı karşıya getirebilir. Bu nedenle kampanyanın başarısı, yalnızca açıklanacak yaptırımlara değil, Trump yönetiminin İran’ı sıkıştırmak uğruna Çin’le yeni bir ticari gerilimi ne ölçüde göze alacağına da bağlı görünüyor.
Amerikan kampanyasına bölgeden gelen ilk önemli destek Birleşik Arap Emirlikleri’nden geldi. BAE yönetimi, İran’dan fırlatıldığını açıkladığı iki balistik füzenin Körfez’e düşmesinin ardından 19 Ağustos’ta İran’la bütün ticari ve mali işlemleri süresiz olarak askıya aldığını duyurdu. Tahran ise füzelerin İran’a ait olduğu iddiasını reddetti. Savaş öncesinde İran’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olan BAE, aynı zamanda İran mallarının ve parasının uluslararası piyasalara ulaşmasında kullanılan başlıca merkezlerden biriydi. Bu nedenle ticaret ve para transferlerinin durdurulması, İran’ın ithalat yapmasını, döviz bulmasını ve Dubai’deki paravan şirketler üzerinden yaptırımları aşmasını zorlaştırabilir. Ancak karar, İran’la uzun süredir güçlü ticari bağlara sahip olan Dubai’nin bölgesel ticaret merkezi konumuna da zarar verebilir.
Yeni ekonomik kuşatmanın etkilerinin İran’la sınırlı kalmayarak küresel enerji piyasalarına da yansıyabileceği belirtiliyor. İran petrolünün piyasadan daha fazla çekilmesi ve Hürmüz’deki gemi trafiğinin düşük seyretmesi durumunda petrol fiyatlarıyla sigorta ve taşıma maliyetlerinin artabileceği öngörülüyor. Washington’ın Tahran’ın gelirlerini azaltmaya çalışırken küresel enerji arzında yeni bir daralmaya yol açmasının, Amerikan müttefiklerini yaptırımlara katılmak yerine muafiyet istemeye veya alternatif tedarik yolları aramaya yöneltebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir gelişmenin İran’ın ekonomik olarak tecrit edilmesini zorlaştırırken Çin ve Rusya’nın Amerikan yaptırımlarından bağımsız ticaret ve ödeme ağlarını güçlendirebileceği ifade ediliyor.
İran’ın yıllardır Amerikan yaptırımları karşısında geliştirdiği alternatif yöntemler nedeniyle, yeni baskı politikasının etkisinin sınırlı kalacağı tahmin ediliyor. Tahran’ın petrol satışlarını aracılar, paravan şirketler, farklı ülkelerde kayıtlı tankerler ve gemiden gemiye aktarma yöntemleri üzerinden sürdürdüğü; gelirlerini ise döviz büroları, nakit transferleri ve alternatif ödeme ağları aracılığıyla ülkeye taşıdığına dikkat çekilirken yeni önlemlerin bu işlemleri daha pahalı ve riskli hâle getirse de İran’ın dış ticaretinin tamamen durdurulmasının güç olacağı düşünülüyor. Yaptırımların etkili olabilmesi için Çin ve BAE gibi İran’ın başlıca ticaret ortaklarının da Tahran’la ekonomik ilişkilerini sınırlandırması gerektiği belirtiliyor.
Yeni ekonomik kuşatmanın İran’ı kısa sürede anlaşmaya zorlayıp zorlamayacağı belirsizliğini korurken Washington’ın başarılı olabilmesi için yalnızca yeni yaptırımlar açıklaması değil, Çin başta olmak üzere İran’la ticareti sürdüren ülkelerin bankalarını, şirketlerini ve enerji ağlarını da denetim altına alması gerekiyor. Bunun ise ABD’nin büyük ticaret ortaklarıyla yeni gerilimler yaşamasına ve küresel enerji piyasalarındaki baskının artmasına yol açabileceği belirtiliyor. Yeni kampanyanın başarısı, ekonomik önlemlerin sertliğinden çok, Washington’ın bunları uluslararası ölçekte uygulayabilmesine ve Tahran’a yeniden müzakereye dönebileceği bir çıkış yolu bırakmasına bağlı görünüyor.



















