İran Savaşı Yeniden Tırmanıyor
ABD ile İran arasındaki savaş, bir aylık nispeten sakin bir dönemin ardından yeniden şiddetlendi. Washington’ın 1 Eylül’de İran’ın güney kıyılarına düzenlediği geniş çaplı saldırılar ve Tahran’ın bölgedeki Amerikan askerî varlığına verdiği karşılık, çatışmanın ağırlık merkezini yeniden Hürmüz Boğazı’na taşıdı. Son gelişmeler, boğazın güvenliği ve petrol trafiğinin savaşın bundan sonraki seyrinde belirleyici olacağını gösterirken, Trump yönetimi de İran’a karşı ekonomik baskıyı doğrudan askerî güç kullanımıyla destekleyen daha sert bir stratejiye yöneliyor. İran ise Hürmüz üzerindeki baskısını ve bölgedeki Amerikan üslerine yönelik tehdidini Washington’ı geri adım atmaya zorlayacak başlıca araçlar olarak kullanmaya çalışıyor.
ABD Merkez Komutanlığı, operasyon sırasında İran’ın hava savunma sistemlerinin, radarlarının, deniz unsurlarının, mayın döşeme kapasitesinin ve askerî haberleşme merkezlerinin hedef alındığını açıkladı. Saldırıların özellikle Hürmüz çevresinde yoğunlaşması, Washington’ın önceliğinin İran’ın nükleer altyapısından ziyade boğazdaki deniz trafiğini tehdit etme kapasitesini zayıflatmak olduğunu gösteriyor. Trump, İran’ın “çok sert” vurulduğunu ve gerekirse kısa süre içinde yeni saldırılar düzenlenebileceğini söyledi. Washington bu operasyonla, Tahran’ın Hürmüz üzerindeki askerî baskısını yalnızca yaptırımlar ve diplomatik tehditlerle değil, doğrudan güç kullanarak da kırmaya hazır olduğunu ortaya koydu.
Amerikan saldırılarının yol açtığı sivil kayıplar ise operasyonun siyasî ve hukukî maliyetini yükseltiyor. İranlı yetkililer saldırılarda 18 kişinin öldüğünü ve 108 kişinin yaralandığını açıkladı. Hürmüzgan’da bir düğünün vurulması sonucunda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu siviller hayatını kaybederken onlarca kişi yaralandı. İran yönetimi saldırıyı savaş suçu olarak nitelendirirken ABD Merkez Komutanlığı olayla ilgili bilgileri incelemeye aldığını bildirdi.
Tahran, Amerikan saldırılarına bölgedeki ABD askerî varlığını hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık verdi. İran, Bahreyn, Ürdün, Kuveyt ve Irak’taki Amerikan hedeflerine saldırırken operasyonların bir bölümü hava savunma sistemleri tarafından engellendi. İlk değerlendirmelerde Amerikan askerleri arasında can kaybı bildirilmedi. İran’ın karşılığı, Tahran’ın çatışmayı kendi topraklarıyla sınırlı tutmayacağını ve ABD’ye bölgedeki askerî varlığı üzerinden maliyet yüklemeye çalışacağını gösteriyor.
ABD operasyonlarına destek veren bölge ülkelerini de hedef olabilecekleri konusunda uyarıda bulunan Tahran yönetimi, Amerikan kuvvetlerine üs sağlayan veya operasyonlara yardım eden devletlerin sonuçlarına katlanacağını açıkladı. İran’ın tehdidi Körfez ülkelerini ABD ile askerî iş birliğini sürdürmek ile İran’la doğrudan çatışmaya sürüklenmemek arasında zor bir konuma sokarken özellikle Katar ve Umman gibi arabuluculuk yapan ülkeler açısından savaşın genişlemesi diplomatik çözüm arayışlarını daha da zorlaştırıyor.
Yeni çatışma dalgası, İran ile Umman’ın Hürmüz’de ticari gemiler için geçici koridor oluşturulması ve deniz trafiğinin yeniden düzenlenmesi konusunda ulaştığı mutabakatın hemen ardından geldi. Anlaşma, boğazdaki gerilimi azaltabilecek sınırlı bir diplomatik açılım oluşturmuştu. ABD ve İran’ın yeniden doğrudan saldırılara yönelmesi ise bu düzenlemenin uygulanmasını zorlaştırırken Hürmüz’de kalıcı bir güvenlik düzeninin kurulması ihtimalini de zayıflatıyor.
Çatışmaların yeniden şiddetlenmesi Hürmüz’deki belirsizliği artırarak petrol piyasaları üzerindeki baskıyı da yeniden yükseltti. Amerikan ve İran saldırılarının ardından Brent petrolü 92 doların üzerine çıkarken boğazdaki ticari trafik hâlâ savaş öncesi seviyelerin altında seyrediyor. Washington’ın Hürmüz’ü açık tutma çabalarının başarısı bu nedenle yalnızca askerî açıdan değil, enerji fiyatları açısından da önem taşıyor. Çatışmanın uzaması veya tanker trafiğinin yeniden aksaması, savaşın ekonomik maliyetinin ABD ve diğer petrol ithalatçısı ülkelerde daha doğrudan hissedilmesine yol açabilir.
Son Amerikan saldırılarının hedefleri, Washington’ın İran savaşındaki önceliklerinin Hürmüz Boğazı üzerinde yoğunlaştığını net bir şekilde gösteriyor. ABD, İran’ın radar, füze ve mayın döşeme kapasitesini yeniden kurmasını engelleyerek ticari gemilere yönelik tehdidi azaltmaya çalışıyor. Trump da İran’ın boğaz çevresinde kurduğu yeni askerî altyapının vurulduğunu ve gerekirse saldırıların tekrarlanacağını açıkladı. Bu yaklaşım, Washington’ın kısa vadede İran’ın bütün askerî kapasitesini ortadan kaldırmaktan ziyade Hürmüz’ü kontrol etme ve deniz trafiğini kesintiye uğratma imkânını sınırlamaya öncelik verdiğine işaret ediyor.
Yeni saldırılar, Trump yönetiminin İran’a yönelik ekonomik baskı politikasından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Washington, İran’ın Hürmüz çevresindeki askerî kapasitesini vururken petrol ihracatını sınırlayan abluka ve yeni yaptırımlarla Tahran’ın gelir kaynaklarını da daraltmaya çalışıyor. ABD baskısı sonucunda İran’ın petrol ihracatı savaş öncesindeki seviyelerinin çok altına inerken döviz gelirleri azalıyor ve ülkedeki ekonomik sıkıntılar ağırlaşıyor. Washington böylece İran’ın hem askerî hareket alanını hem de savaşı sürdürebileceği ekonomik kaynakları aynı anda sınırlandırarak Tahran’ı taviz vermeye zorlamayı hedefliyor.
Ancak ekonomik baskının İran’ı kısa sürede geri adım atmaya zorlayacağı kesin değil. Tahran, Washington’ın savaşın uzamasından ve yüksek enerji fiyatlarının Amerikan ekonomisine de zarar vereceğini hesaplıyor. Bu nedenle iki taraf da karşı tarafın ekonomik ve siyasî maliyetlere daha önce dayanamayacağı beklentisiyle hareket ediyor. ABD ekonomik kuşatmanın İran’ı müzakereye zorlayacağını düşünürken Tahran, savaşın ve yüksek enerji fiyatlarının kasım ara seçimleri öncesinde Trump yönetimi üzerindeki baskıyı artırmasını bekliyor.
Son çatışmalar, ABD ile İran arasında bir süredir ekonomik baskı, Hürmüz’deki deniz trafiği ve sınırlı askerî operasyonlar üzerinden yürüyen mücadelenin yeniden doğrudan güç kullanımına kaydığını gösteriyor. Washington, İran’ın deniz kapasitesini zayıflatırken ekonomik kuşatmayı da sürdürmeye çalışıyor; Tahran ise bölgedeki Amerikan üslerini ve Hürmüz’deki deniz trafiğini baskı altında tutarak ABD’ye maliyet yüklemeyi hedefliyor. Tarafların geri adım atmak yerine birbirlerinin baskı araçlarını etkisizleştirmeye yönelmesi, geçen hafta ortaya çıkan diplomatik açılımın kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesini zorlaştırıyor.



















