Trump Ukrayna’nın Faturasını Avrupa’ya Çıkarıyor
Başkan Donald Trump, ABD’nin geçmişte Ukrayna’ya sağladığı askerî yardımların bedelinin bir bölümünü Avrupa ülkelerinden geri isteyeceğini açıkladı. Biden yönetiminin Ukrayna ve NATO’ya yüz milyarlarca dolarlık silah ve mühimmatı ücretsiz verdiğini savunan Trump, bundan sonra Avrupa’nın daha fazla ödeme yapması gerektiğini söyledi. Açıklama, İran savaşının Amerikan mühimmat stokları üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Trump, stokların tükendiği yönündeki haberleri reddetse de yeni üretilen mühimmatın öncelikle Amerikan ordusu için ayrılacağını belirtti. Washington böylece Ukrayna’ya desteğin maliyetini Avrupa’ya daha fazla yüklerken, kendi askerî stoklarını korumaya öncelik veren yeni bir denge kurmaya çalışıyor.
Trump’ın talebinin nasıl uygulanacağı ve Avrupa ülkelerinden geçmiş yardımlar için hangi hukukî veya malî mekanizmayla ödeme isteneceği henüz belli değil. Ancak açıklama, ABD’nin Ukrayna’ya desteğin mali yükünü giderek Avrupa ülkelerinin üzerine bırakma politikasında yeni bir adım oluşturuyor. Trump yönetimi daha önce Amerikan bütçesinden yeni yardım paketleri açıklamak yerine, Avrupa ülkelerinin ABD’den silah satın alarak bunları Ukrayna’ya göndermesini öngören sistemi öne çıkarmıştı.
Trump şimdi bunun da ötesine geçerek, Biden döneminde ABD’nin Ukrayna’ya verdiği silahların bedelinin bir bölümünü Avrupa’dan geri almak istiyor. Böylece Washington, Ukrayna’ya silah sağlayan başlıca ülke olmayı sürdürürken bunun maliyetini giderek daha fazla Avrupalı müttefiklerine yüklemeyi hedefliyor. Bu yaklaşım kalıcı hâle gelirse ABD, Avrupa güvenliğinin başlıca finansörü olmaktan uzaklaşarak, Avrupa’nın parasını ödediği silahların temel tedarikçisi konumuna gelebilir.
Avrupa’dan daha fazla mali sorumluluk istenmesinin arkasında yalnızca Trump’ın uzun süredir savunduğu yük paylaşımı anlayışı bulunmuyor. İran savaşı, ABD’nin kendi askerî kaynaklarını koruma ihtiyacını da artırmış durumda. Amerikan basınında yer alan bilgilere göre ABD, savaş sırasında uzun menzilli füze stoklarının çok büyük bir bölümünü kullanmış durumda. Bu nedenle Washington, Ukrayna’ya desteğin mali yükünü Avrupa’ya kaydırırken kendi mühimmat stoklarını yenilemeye ve korumaya daha fazla öncelik veriyor.
Bu durum İran savaşının etkilerini Avrupa’ya da taşıyor. Amerikan ve NATO yetkilileri, Avrupa’daki Patriot stoklarının İran savaşı nedeniyle “çok kritik” seviyelere gerilediğini ve bunun NATO’nun muhtemel bir Rus füze saldırısına karşı savunmasını zayıflattığını belirtiyor. Washington bu nedenle bir yandan İran’daki savaşın ihtiyaçlarını karşılarken diğer yandan Ukrayna’ya silah sağlamaya ve Avrupa’nın savunmasını desteklemeye çalışıyor. İran’da kullanılan mühimmat arttıkça ABD’nin Ukrayna ve Avrupa için ayırabileceği askerî kapasite üzerindeki baskı da büyüyor.
İran ve Ukrayna savaşları, ABD’nin mühimmat ihtiyacı üzerinden giderek daha fazla birbirine bağlanıyor. İran savaşında özellikle Patriot füzeleri ve diğer gelişmiş mühimmatın yoğun biçimde kullanılması Amerikan stoklarını azaltırken, Ukrayna da Rus füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı aynı sınırlı stoklardan daha fazla silah talep ediyor. Rusya’nın son dönemde daha hızlı jet motorlu insansız hava araçlarını yoğun biçimde kullanmaya başlaması, Kiev’in hava savunma ihtiyacını daha da artırıyor.
Washington bu nedenle İran’daki savaşın ihtiyaçları, Ukrayna’ya silah desteği ve kendi mühimmat stoklarını yenileme zorunluluğu arasında bir tercih yapmak durumunda kalıyor. Trump’ın yeni üretilen mühimmatın öncelikle Amerikan stoklarına ayrılacağını açıklaması, yönetimin önceliğini ABD’nin kendi askerî kapasitesini güçlendirmeye verdiğini gösteriyor. İran savaşı uzadıkça Ukrayna’ya ve Avrupa’daki müttefiklere ayrılabilecek Amerikan mühimmatının daha da sınırlanması ihtimali bulunuyor.
Amerikan mühimmat stoklarındaki azalmanın önemli nedenlerinden bir diğeri de İran saldırılarına karşı İsrail’in ve bölgedeki Amerikan güçlerinin savunulması oldu. ABD, savaş boyunca Patriot ve THAAD gibi pahalı ve üretimi sınırlı hava savunma mühimmatlarını yoğun biçimde kullandı. Bu durum Washington’ı aynı stokları İsrail’in savunması, Amerikan birliklerinin korunması ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi arasında paylaştırmak zorunda bırakıyor. İran savaşı uzadıkça bu üç ihtiyaç arasındaki dengeyi korumak da giderek zorlaşıyor.
İran ve Ukrayna savaşları arasındaki bağlantıyı güçlendiren bir diğer gelişme, Rusya ile İran arasındaki askerî işbirliği. Putin, 1 Eylül’de İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede Moskova’nın savaş sırasında Tahran’a yardım etmeyi sürdürdüğünü açıkladı. İran daha önce Rusya’ya Ukrayna’da kullanılan insansız hava araçlarının üretimi için teknoloji sağlamıştı. Rusya ise İran savaşı başladıktan sonra Tahran’a Amerikan askerî hedeflerinin yerlerinin belirlenmesinde kullanılabilecek istihbarat sağladı.
Rusya ve İran doğrudan veya dolaylı olarak birbirlerine destek vermeye devam ediyor. İran’ın sağladığı teknoloji Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırı kapasitesini artırırken, Rus istihbaratı da İran’ın Amerikan hedeflerine yönelik saldırılarına yardımcı oluyor. Washington açısından İran ve Ukrayna savaşları bu nedenle yalnızca Amerikan mühimmat stokları üzerinden değil, Moskova-Tahran askerî işbirliği üzerinden de birbirine bağlanıyor.
CIA Direktörü John Ratcliffe’in geçen hafta Moskova’ya yaptığı ziyaret de bu çerçevede önem taşıyor. Amerikan basınına göre Ratcliffe, Rus yetkilileri NATO ülkelerine yönelik muhtemel saldırılar konusunda uyarırken Moskova’nın İran’a verdiği desteği de gündeme getirdi. Ziyaret, Trump yönetiminin Ukrayna savaşını sona erdirecek bir anlaşma aradığı dönemde gerçekleşti. Washington böylece bir yandan Rusya’yı Ukrayna konusunda uzlaşmaya ikna etmeye, diğer yandan Moskova’nın İran’a desteğinin ABD üzerindeki askerî baskıyı artırmasını engellemeye çalışıyor.
Trump’ın Avrupa’dan geçmiş Ukrayna yardımlarının bedelini istemesi, yalnızca mali bir talep değil, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede artan askerî yükü yönetme çabasının da bir parçası. İran savaşı Amerikan mühimmat stokları üzerindeki baskıyı artırırken Washington; İsrail’in ve bölgedeki Amerikan güçlerinin savunulması, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi ve NATO’nun Avrupa’daki ihtiyaçları arasında kaynaklarını paylaştırmak zorunda kalıyor. Trump yönetimi bu koşullarda Amerikan stoklarına öncelik verirken Avrupa’dan hem Ukrayna’nın finansmanında hem de kendi savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor. İran savaşı uzadıkça bu yaklaşımın ABD-Avrupa güvenlik ilişkilerinde daha kalıcı bir değişime dönüşmesi mümkün görünüyor.



















