Hegseth Cumhuriyetçilerin Hedefinde
Trump yönetiminin ikinci döneminde kabine içindeki en tartışmalı isimlerden biri olan Savunma Bakanı Pete Hegseth, artık yalnızca Demokratların değil kendi partisinin de hedefinde. Göreve geldiği günden bu yana radikal kadro değişiklikleri, kurum içi düzenlemeler ve güvenlik ihlalleriyle gündemde kalan Hegseth için asıl kırılma noktası İran savaşı oldu. Şubat sonunda başlayan ve birkaç hafta içinde biteceği söylenen çatışma altı ayı geride bırakırken, savaşın ortaya çıkardığı ekonomik maliyet Amerikan seçmeninin günlük hayatına doğrudan yansımaya başladı. 2026 Kongre seçimlerine sayılı günler kala Cumhuriyetçiler Kongre’deki çoğunluklarını savunmaya hazırlanırken, savaşın faturasının sandığa yansıması ihtimali parti içindeki huzursuzluğu görünür hale getirdi. Adalet Bakanlığı, İç Güvenlik Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nde yaşanan görevden almaların ardından kabinedeki bir sonraki ismin Hegseth olabileceği yönündeki beklentiler giderek artıyor.
Afganistan ve Irak’ta görev yapmış bir gazi ve eski Fox News sunucusu olan Hegseth’in bakanlığa atanma süreci, bugün yaşananların habercisi niteliğindeydi. Demokratlar üst düzey askeri tecrübesinin bulunmamasını eleştirirken, bazı Cumhuriyetçiler de deneyimsizliği ve radikal görüşleri nedeniyle Senato onay sürecinde destek vermedi. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’da oylama 50 eşit 50 sonuçlandı ve Hegseth ancak Başkan Yardımcısı JD Vance’in eşitliği bozan oyuyla göreve gelebildi. Görevi devralır almaz Pentagon bünyesinde geniş çaplı kadro değişikliklerine başlaması, kılık kıyafet kurallarına yönelik yeni düzenlemeleri, orduda çeşitliliği artırmayı amaçlayan uygulamaları iptal etmesi ve bakanlığın adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirmesi ilk günlerden itibaren tepki topladı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Charles Q. Brown’ı liberal politikalar izlemekle suçlayarak görevden alması ise rütbeli kadrolarda yapılan değişiklik sürecinin başlangıcı oldu.
Hegseth’in Yemen’e yönelik saldırı planlarına ilişkin gizli bilgileri, aralarında gazetecilerin de bulunduğu yetkisiz kişilerle mesajlaşma gruplarında paylaştığının ortaya çıkması ciddi bir güvenlik krizine neden oldu. Venezuela açıklarında uyuşturucu kaçakçılığı ve terör gerekçesiyle düzenlenen düzenlenen tekne saldırıları da eleştirilen uygulamalar arasında yer aldı. Karayipler’de küçük teknelerin vurulması emrinin ardından Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Roger Wicker, Demokrat Senatör Jack Reed’le birlikte bu saldırıların hukuki temelinin açıklanmasını talep etti. İran savaşında ise hızlı bir çözüm vaadine rağmen çatışma belirsiz bir açmaza saplandı ve bakanlığın operasyonlara dair Kongre’ye bilgi vermekten kaçınması güveni daha da aşındırdı.
Tartışmaların bugün geldiği noktada en somut gösterge, Pentagon’un tepesindeki isimlerin ardı ardına ayrılması oldu. Kara Kuvvetleri Sekreteri Daniel Driscoll’un bu hafta istifa etmesi de tepkileri artırdı. ABD medyasına yansıyan haberlere göre Driscoll, yönetime ordunun dönüşümü ve muharebe hazırlığı konusundaki kaygılarını iletmiş ve Hegseth’in tam da bu işlerden sorumlu generalleri görevden alarak dönüşüm çabalarını bilfiil engellediğini dile getirmişti. Geçtiğimiz aylarda Orgeneral Randy George hiçbir gerekçe gösterilmeden görevden alındı, ordunun Avrupa ve Afrika komutanı Orgeneral Christopher Donahue beklenmedik biçimde istifa etti, Deniz Kuvvetleri’nin başındaki isim dahil çok sayıda general ve amiral tasfiye edildi. Askeriyede üst düzey rütbedeki isimlerin neredeyse tamamının görevden alınmış, istifa etmiş ya da değiştirilmiş olması Pentagon’un kurumsal yapısı açısından da eleştirilerin odağında oldu. Bu sürece itiraz eden Driscoll ise Başkan Yardımcısı Vance’in hukuk fakültesinden arkadaşı ve Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte atanmasıyla dikkat çekiyor.
Bu tasfiyelerin arkasındaki sebeplerin bir kısmı ideolojik gerekçelerle açıklanabilir. Hegseth, Pentagon’da personeller için uygulanan birçok uygulamayı liberal bulduğunu belirterek sert düzenlemeler getirilmesi için çalıştı. Kadınların ve eşcinsellerin orduya alınma süreçlerini değiştiren Hegseth, bakanlığın adını da Savaş Bakanlığı olarak değiştirdiğini açıkladı. 30 yaş üstü askerlere yıllık testosteron taraması getirilmesi gibi kararlar ise bu süreçte atılan adımlar operasyonel değil kültürel ve sembolik hamleler olduğunu gösteriyor.
Cumhuriyetçi Parti içindeki huzursuzluğun en açık dile getiren Senatör Thom Tillis oldu. Hegseth’e artık hiç güvenmediğini belirten Tillis, Pentagon özelinde yapılan son düzenlemelerin askerler arasında büyük tepkiyle karşılandığını söyledi. Tillis ayrıca Trump’ın en kısa sürede Hegseth’i görevden alması gerektiğini, aksi halde partiye ciddi maliyetler üreteceğini ifade etti. Bu hafta yaşanan bir başka kırılma ise Orgeneral Christopher LaNeve’in Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na aday gösterilmesi oldu. Oybirliği gerektiren onay sürecinde Cumhuriyetçi Iowa Senatörü Joni Ernst ve bazı Cumhuriyetçiler itirazlarını dile getirdi. LaNeve, George’un görevden alınmasının ardından vekaleten atandığında da deneyimsizliği nedeniyle eleştirilmişti.
İtirazlar kadro politikasıyla da sınırlı kalmadı. Senato’nun Pentagon bütçesinden sorumlu alt komitesinin başkanı McConnell, Mayıs ayında Pentagon’un 2027 için talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık bütçeye, özellikle İsrail’in Demir Kubbe sisteminden esinlenilerek inşa edilmesi planlanan Altın Kubbe füze savunma projesine itiraz etti. McConnell ayrıca yönetimin NATO başta olmak üzere geleneksel müttefiklerle gerilen ilişkilerinin yalnızca hasımların çıkarına hizmet ettiğini ve ABD’nin küresel caydırıcılık kapasitesini sınırladığını söyleyerek savunma stratejisinin bütününe yönelik bir eleştiri getirdi. Bütçe yönetimi, askeri personel kararları ve operasyonların hukuki dayanağı böylece parti içinde birbirini besleyen üç ayrı şikâyet başlığına dönüşmüş oldu.
Ancak Cumhuriyetçileri asıl bekleyen tehlike, İran savaşının seçim sandığına yansıması. Altı ayı geçen savaş Trump’ın dört beş haftalık öngörüsünü fazlasıyla aşmış durumda ve kamuoyu desteği çökmüş halde. Son araştırmalara göre Amerikalıların yalnızca yüzde 31’i savaşı desteklerken yüzde 63’ü karşı çıkıyor. Trump’ın onay oranı da savaşın başlangıcındaki yüzde 40’tan yüzde 33’e geriledi. Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin seçmenlere verdikleri enerji maliyetlerini düşürme vaadini ve gereksiz savaşlardan uzak durma taahhüdünü yerine getiremediklerini ifade ediyorlar.
Savaşın siyasi maliyetini ağırlaştıran unsur ise cephedeki askeri gelişmelerden çok ABD ekonomisine yansıması oldu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması enerji fiyatlarını artırırken birçok sektörde maaliyetler hızlı bir şekilde arttı. Özellikle lojistik sektöründe yaşanan fiyat artışları gıda fiyatlarını doğrudan etkilerken seçmenler de bu süreçten etkilenmiş oldu. Askeri müdahalenin hâlâ gündemde olması ve savaşın nasıl sonlanacağına dair net bir plan ortaya konulmaması da belirsizliği daha da artırıyor.
Hegseth göreve geldiği ilk günden bu yana eleştirilerin merkezinde yer alıyor, ancak İran savaşı bu eleştirilerin niteliğini değiştirdi. Signal sızıntısı, kadro tasfiyeleri ya da bakanlığın adının değiştirilmesi tartışmaları büyük ölçüde ideolojik ve kurumsal düzlemde kalırken, savaşın ortaya çıkardığı ekonomik maliyet meseleyi doğrudan seçmenin cebine taşıdı ve Cumhuriyetçi siyasetçiler için seçimler öncesinde çok ciddi bir risk durumuna dönüştü. Kasım seçimlerinde olası bir Demokrat zaferi halinde parti içinde hesap sorulacak ilk isimlerden birinin Hegseth olması güçlü bir ihtimal. Trump’ın şu ana kadar büyük bir destekle arkasında durduğu Hegseth için 2026 Kongre seçimleri, yalnızca bakanlıktaki geleceğini değil siyasi kariyerinin bütününü belirleyecek bir eşik niteliği taşıyor.



















