Washington’a Yapay Zeka Baskısı
Uzun süredir etik açısından kamuoyunun gündeminde yer alan yapay zekâ sektörü, teknoloji şirketlerinin CEO’larının art arda yaptığı açıklamalarla yeni bir tartışma evresine girdi. Eski bir Anthropic ve OpenAI araştırmacısının geçtiğimiz hafta sektörün kontrol altına alınmaması halinde insanlığın sonunu getirebileceğini açıklayarak istifa etmesiyle artan endişelere, yapay zekâ şirketlerinin yöneticilerinin gelişmenin ve büyümenin yavaşlaması gerektiğine yönelik ortak fikir beyan etmeleri eklendi. Kongre seçimleri öncesinde veri merkezi tesisleri üzerinden devam eden tartışmalara bu gelişmelerin eklenmesiyle kapsamlı ve kısıtlayıcı bir düzenlemelerin yapılması için baskılar arttı. Trump yönetimi kaygıların abartılı olduğunu belirtirken sektöre getirilecek kısıtlamaların yapay zekâ yarışında Çin’e çok büyük avantaj sağlayacağını savunuyor.
Tartışmayı tetikleyen gelişme, Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin güçlü yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinin yavaşlatılması gerektiğini savunan makalesi oldu. Amodei, yapay zekâ yeteneklerinin hızla ilerlediğini ve önümüzdeki 6 ile 12 ay içinde otonom yapay zekâ ajanlarının interneti ele geçirebilecek kalıcı etkiler oluşturarak yüz milyarlarca dolarlık zarara yol açabileceğini öne sürdü. Bu uyarıya OpenAI CEO’su Sam Altman ve Elon Musk da destek verdi. Amodei aynı zamanda Çin’in yapay zekâda öne geçmesinin ABD ve dünya için ciddi tehlike oluşturacağını belirterek Washington’un gelişmiş çip ve çip üretim ekipmanı ihracat kısıtlamalarını sürdürmesini ve Çinli laboratuvarların ABD modellerini kopyalamasına karşı daha sert önlemler alınmasını istedi. Makalesinde yapay zekânın hastalıkları tedavi etmek ve ekonomik büyümeyi hızlandırmak gibi olağanüstü faydalar sunabileceğine hâlâ inandığını belirten Amodei, risklerin aşırı ihtiyat gerektirecek kadar büyük olduğunu ve önerdiği tedbirlerin kolay olmayacağını fakat bunu denemenin insanlığa karşı bir borç olduğunu yazdı. Teknoloji şirketlerinin benzer bir noktada buluşmasının arka planında ise eski Anthropic ve OpenAI araştırmacısı Jacob Coxon’ın yapay zekânın insan kontrolünü aşabileceği kaygısıyla kamuoyu önünde istifa etmesi yer alıyor.
Kamuoyundaki endişeleri derinleştiren bir diğer gelişme Anthropic’in son sekiz ayda Claude modellerinin kötüye kullanımına ilişkin yayınladığı tehdit raporu oldu. Şirket, siber casusluktan silah tasarımına ve kitlesel gözetime uzanan çok sayıda operasyonu engellediğini açıkladı. Rapora göre İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik füze kampanyasını yoğunlaştırdığı kuzey Yemen’deki operatörler Claude’u “insan yazılım mühendislerinin yerine” kullanarak farklı model örneklerine roller atadı ve güdümlü roket ile uzun menzilli balistik füze için güdüm ve uçuş kontrol yazılımı yazdırmaya çalıştı. Şirket, nihai amaçlarını gizleyip görevleri ayrı oturumlara bölen bu grubun bazı isteklerinin güvenlik filtrelerinden geçtiğini kabul etti ancak çalışan bir silah üretildiğine dair kanıt bulunmadığını ve yalnızca başarısız bir test atışı yapılmış göründüğünü belirtti.
Kontrol edilemeyen yapay zekâ endişesi, piyasalara da yansıdı. Sam Altman, 1 trilyon dolara varan değerleme hedefleyen OpenAI şirketinin halka arzını erteledi. Yapay zekâ bağlantılı hisseler küresel çapta sert düşerken çip üreticileri Nvidia yüzde 3,5, AMD yüzde 5,6 ve Micron yüzde 6,7 değer kaybetti. Öte yandan Silikon Vadisi’nde herkes Amodei’nin niyetlerinin tamamen iyi niyetli olduğuna inanmıyor. Bazı eleştirmenler Anthropic ve OpenAI’ın korku yayarak ve federal hükümetten küçük şirketlerin rekabetini zorlaştıracak düzenlemeler talep ederek pazardaki liderliklerini pekiştirmeye çalıştığını öne sürüyor. Nvidia CEO’su Jensen Huang, geçen hafta San Francisco’daki bir teknoloji konferansında laboratuvarların yeni siber güvenlik ürünleri çıkarmayı planladıkları için güvenlik endişelerini körüklediğini ima ederek talebi artırmanın en iyi yolunun bir sorun ortaya çıkarmak olduğunu belirtti.
Sektörün görünen yüzü olan veri merkezlerine yönelik tepkilerin arttığı ve yaklaşan 2026 Kongre seçimlerinde kampanyaların merkezinde veri merkezi inşaatlarının durdurulmasının yer aldığı bir ortamda dahi Trump yönetimi tutumunu değiştirmedi. Donald Trump, yavaşlama çağrılarını reddederek endişelerin abartılı olduğunu söyledi ve “Yapay zekâyı kim kazanırsa her şeyi kazanır” diyerek ABD’nin liderliğini korumak istediğini vurguladı. Yapay zekâ üzerinde daha fazla devlet denetimi talep eden çağrıları Çin’in ABD’yi geride bırakmasını amaçlayan bir “komplo” olarak nitelendiren Trump, yönetiminin yapay zekâ şirketlerinin “kötü ya da potansiyel olarak kötü” işler yapmasını zaten engellediğini söyleyerek Amodei’yi kamuoyunu tahrik etmekle suçladı. Trump’ın açıklamalarının ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson “pek çok farklı görüş” duyduğunu, güvenlik önlemlerine ihtiyaç olmakla birlikte sektörün kendi kendini düzenlemesinin de gerektiğini söyledi. Önümüzdeki günlerde Beyaz Saray’da teknoloji yöneticileriyle bir toplantı ayarlamaya odaklanan Johnson, ara seçimlerden önce yasa çıkma ihtimalinin düşük olduğunu netleştirdi. Çoğunluk Lideri Steve Scalise de Trump’ı açıkça destekleyerek Çin’le büyük bir yarışta olunduğunu ve Amerika’nın bu yarışı sorumlu biçimde kazanması gerektiğini vurguladı.
Çin cephesinden gelen tepki ise Amerikan iç tartışmasına küresel bir boyut kattı. Çin Dışişleri Bakanlığı ülkeleri “açık, kapsayıcı ve iyi niyetli” bir yaklaşıma davet ederek tehdit üretmenin ve düşmanca rekabetin yapay zekâ sektörünü baltalayacağını belirtti. Pekin ayrıca Amodei’nin açıklamalarındaki asıl amacın çıkar odaklı olduğunu ve gelişen Çin teknolojisine karşı güvenlik söylemi altından mücadele edildiğini iddia etti.
Cumhuriyetçi isimlerin çoğu Trump ile aynı pozisyonda yer alırken tabandan gelen tepkiler karşısında sessiz kalmayan isimler de dikkat çekiyor. Demokrat Josh Gottheimer ile Cumhuriyetçi Mike Lawler yapay zekânın insan gözetimi olmadan çalışmasını engelleyen iki partili bir tasarı sundu. Cumhuriyetçi Temsilci Anna Paulina Luna süper zekâya doğru yarışın devasa sonuçları olduğunu söyleyerek Kongre’yi yapay zekâ düzenlemesine odaklanan özel bir oturuma çağırdı. Florida Valisi Ron DeSantis ise Trump’ın yapay zekâda tam gaz ilerleme isteğine karşın yeni güvenlik önlemlerine karşı çıkmanın Cumhuriyetçiler için ara seçimlerde “kaybettiren bir pozisyon” olacağını söyleyerek teknolojinin düzenlenmesi yönündeki tutumunu yineledi.
Demokratların önde gelen isimleri de bu ortamda seslerini yükseltti. Demokrat Temsilci Lori Trahan güvenlik araştırmacılarının istifa ettiği, güçlü modellerin laboratuvarlardan kaçtığı ve şirketlerin yine de ileri koştuğu bir ortamda Kongre’nin kenarda durmayı bırakması gerektiğini yazdı. Eski Başkan Yardımcısı ve 2024 seçimlerindeki Başkan adayı Kamala Harris, yapay zekâ sınırının “endişe verici bir hızla” ilerlediğini belirterek yavaşlamanın tıp gibi alanlardaki hayat kurtarıcı faydalardan vazgeçmek değil, teknolojinin insan kontrolünden tamamen çıkmasını önleyecek makul güvenlik önlemleri kurmak anlamına geldiğini söyledi. Harris, Kongre’den gelişmiş yapay zekâ sistemlerini denetleyip bağımsız olarak test edecek yeni bir federal kurum oluşturmasını, Trump’tan ise Çin dâhil ülkelerle tehlikeli kullanımları kısıtlayan, gelişim hızını sınırlayan ve küresel test standartları getiren bir uluslararası anlaşma için çalışmasını istedi. Eski Başkan Barack Obama teknolojinin bir dönüm noktasında olduğunu belirterek Demokratları daha agresif bir yapay zekâ gündemi oluşturmaya davet ederken, Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries yapay zekânın patlayıcı büyümesinin Trump’ın söylediğinin aksine “aldatmaca değil, çok gerçek” olduğunu ve Amerikan halkının sağlığını ve güvenliğini korumak için derhal kararlı bir Kongre eylemi gerektiğini söyledi.
Yapay zekâ düzenlemeleri, sektörün kendi içinden gelen uyarılar, somutlaşan güvenlik tehditleri ve seçmen tabanındaki huzursuzlukla birlikte Washington’un kaçamayacağı bir gündem maddesine dönüşmüş durumda. Trump yönetimi ve Kongre’deki Cumhuriyetçiler Çin’le rekabet gerekçesiyle kapsamlı bir düzenlemeden kaçınırken, hem Demokratlar hem de çekinceleri olan Cumhuriyetçi isimler bu tutumun seçimlerde karşılık bulmayacağını savunuyor. Mevcut tablo göz önüne alındığında artan toplumsal baskı karşısında Trump yönetiminin alacağı pozisyon sektörün geleceği açısından kritik bir önem taşıyor.



















