İran Savaşında Nükleer Dosya Yeniden Açılıyor
ABD-İran savaşı bu hafta Hürmüz’deki askerî tırmanış, artan ekonomik baskı ve nükleer dosyadaki gelişmelerle daha karmaşık bir aşamaya girdi. İran’ın ticari gemileri hedef alarak deniz trafiğini aksatmasına Washington, İran tankerlerini vurarak ve ablukayı ağırlaştırarak karşılık veriyor. Tahran enerji arzı ve taşımacılık maliyetleri üzerinden savaşın ekonomik bedelini ABD ve müttefiklerine yaymaya çalışırken Washington da İran’ın petrol gelirlerini ve dış ticaretini baskı altına alıyor. Haftanın diğer önemli gelişmesi ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) İran’ın nükleer dosyasını yirmi yıl sonra yeniden BM Güvenlik Konseyine taşıması oldu. Bu adım, Hürmüz’de giderek yoğunlaşan askerî ve ekonomik mücadeleye uluslararası diplomatik baskının da eklendiğini gösteriyor.
İran Devrim Muhafızları, son Amerikan saldırılarına karşılık olarak Hürmüz çevresinde ikisi ABD’ye ait olduğunu ileri sürdüğü on gemiyi vurduğunu açıkladı. ABD kendi gemilerinin isabet aldığı iddiasını reddederken saldırıya uğrayan tankerlerden birinde bir denizcinin öldüğü, bir kişinin kaybolduğu bildirildi. Irak sularındaki başka bir tanker de insansız hava aracının hedefi oldu. İran’ın “kurallara uymayan” gemileri vurduğunu söylemesi, Tahran’ın geçiş şartlarını tek taraflı belirleme ve uymayan ticari aktörleri askerî hedef olarak görme politikasını sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
Washington’ın buna karşılık İran’a ait beş tankeri imha etmesi, deniz ablukasının artık gemileri durdurma ve denetleme aşamasından doğrudan yok etme aşamasına geçtiğini gösteriyor. ABD, gerçekleştirdiği operasyonları İran’ın Amerikan savaş gemilerine ve uluslararası deniz trafiğine yönelik saldırılarına cevap olarak açıklarken İran tankerlerinin vurulması, Hürmüz’deki mücadelenin yalnızca seyrüsefer güvenliğiyle ilgili olmadığına işaret ediyor. Washington aynı zamanda İran’ın petrol ihraç etme ve savaş ekonomisini finanse etme kapasitesini fiziksel olarak ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Bu yaklaşım ekonomik yaptırım ile askerî abluka arasındaki sınırı giderek belirsizleştiriyor.
Hürmüz’de tanker saldırılarının artması ve Husilerin Suudi petrol tesislerini yeniden hedef alması, İran’ın savaşın ekonomik maliyetini bölge dışına yayma stratejisini güçlendiriyor. Tahran askerî bakımdan ABD ile eşitlenemese de petrol arzını aksatarak ve deniz taşımacılığı ile sigorta maliyetlerini yükselterek çatışmanın bedelini Amerikan tüketicilerine, Avrupa’ya ve Körfez ülkelerine aktarabiliyor. Enerji ve taşımacılık maliyetlerindeki artışın üretim ve tüketici fiyatlarına yansıması, savaş uzadıkça Washington üzerindeki ekonomik ve siyasî baskıyı da artırabilir. İran açısından Hürmüz böylece yalnızca stratejik bir deniz yolu değil, ABD’nin askerî üstünlüğüne karşı küresel ekonomiyi kullanabileceği başlıca baskı araçlarından biri hâline geliyor.
Washington ise deniz ablukası ve yaptırımlarla bu ekonomik baskıyı İran’a yöneltmeye çalışıyor. Petrol ihracatının azalması İran’ın devlet gelirlerini ve döviz girişini sınırlandırırken ithalatın ve limanlardaki ticari faaliyetin gerilemesi savaşın iç ekonomik maliyetini artırıyor. Bandar Abbas’taki bazı liman işletmelerinde faaliyetlerin yüzde 90’a varan oranlarda azalması, bu etkinin günlük ekonomiye de yansıdığını gösteriyor. ABD böylece İran’ın Hürmüz üzerinden dünya ekonomisine yüklediği maliyet karşısında Tahran’ın kendi ekonomik kayıplarını artırmayı hedefliyor. Karşılıklı ekonomik baskının yoğunlaşması, tarafları uzlaşmaya yaklaştırmak yerine tanker saldırıları, abluka ve misillemelerin birbirini beslediği daha uzun süreli bir yıpratma savaşına da dönüşebilir.
Savaş Hürmüz’de tırmanırken, bu hafta yaşanan bir diğer önemli gelişme İran’ın nükleer dosyasının yeniden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine taşınması oldu. UAEA Yönetim Kurulu, 9 Eylül’de 23 lehte, üç aleyhte ve sekiz çekimser oyla kabul ettiği kararla İran’ın nükleer yükümlülüklerine uymadığı sonucuna vardı. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından hazırlanan karar, açıklanmamış tesislerde bulunan uranyum izlerine ilişkin soruşturmada Tahran’ın yeterli iş birliği yapmadığını belirtiyor. İran ise programının barışçıl olduğunu ve devam eden ABD-İsrail saldırıları nedeniyle denetçilerin güvenli erişiminin sağlanamadığını savunuyor. Rusya ve Çin’in karara karşı çıkması, nükleer dosyanın Güvenlik Konseyinde yeniden büyük güçler arasındaki anlaşmazlığın parçası hâline geleceğini gösteriyor.
Karşılıklı saldırıların sürmesi savaşı uzatırken, UAEA’nın İran dosyasını yeniden Güvenlik Konseyine taşıması krize yeni bir diplomatik boyut ekledi. Savaş öncesinde müzakereler ağırlıklı olarak nükleer program ve yaptırımlar üzerinde yoğunlaşıyordu. Ancak gelinen aşamada olası bir anlaşmanın Hürmüz’de seyrüsefer güvenliği, deniz ablukası ve bölgedeki Amerikan askerî varlığı gibi savaş sırasında öne çıkan başlıkları da kapsaması gerekecek. Bu da müzakere sürecini daha karmaşık hâle getiriyor. Çatışma uzadıkça askerî, ekonomik ve nükleer başlıkların birbirine daha fazla bağlanması, tarafların ortak bir uzlaşma zemini bulmasını zorlaştırıyor.
Savaşın son haftalarda yeniden tırmanmasının arkasında hem Washington’ın hem de Tahran’ın mevcut durumun kendi aleyhine işlediğini düşünmesi yatıyor. ABD’nin deniz ablukası ve yaptırımları İran’ın petrol ihracatını ve dış ticaretini giderek daha fazla sıkıştırırken Tahran, Hürmüz’de tankerleri ve Amerikan hedeflerini vurarak savaşın maliyetini Washington ve müttefikleri açısından da artırmaya çalışıyor. ABD ise saldırılarını yoğunlaştırarak İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısını kırmayı ve ekonomik kayıpları Tahran’ın sürdüremeyeceği bir düzeye çıkarmayı hedefliyor. Böylece iki taraf da geri adım atmak yerine karşı tarafı tavize zorlayacak baskıyı artırıyor; bu karşılıklı yıpratma stratejisi ise askerî ve ekonomik tırmanmanın birbirini beslemesine yol açıyor.
Son gelişmeler, ABD-İran çatışmasının yalnızca askerî hedeflerin vurulduğu bir mücadele olmaktan çıkarak enerji güvenliği, ekonomik yıpratma ve nükleer diplomasiye yayılan daha geniş bir krize dönüştüğünü gösteriyor. İran Hürmüz üzerinden savaşın maliyetini bölgeselleştirmeye ve uluslararası ekonomiye taşımaya çalışırken Washington, abluka ve askerî baskıyla Tahran’ın bu stratejiyi sürdürme kapasitesini zayıflatmayı hedefliyor. Nükleer dosyanın yeniden Güvenlik Konseyine taşınması ise tarafların üzerindeki baskıyı artırırken olası bir uzlaşmanın kapsamını da genişletiyor.



















