Yemen’de Yeni Cephe
Suudi Arabistan, Husilerin Yemen’in batısındaki ilerleyişi ve Kızıldeniz’de artan tehdidi üzerine ABD’den yardım isteyerek Husi hedeflerine hava saldırıları düzenlemesini talep etti. Yemen’de yeni bir askerî cephe açmaktan kaçınan Trump yönetimi ise bu talebi reddederek Riyad’a sadece istihbarat, erken uyarı ve hedefleme desteğinin süreceğini bildirdi. Karar, ABD’nin İran ve Hürmüz’e yoğunlaştığı, askerî kaynaklar üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi. Washington, Suudi Arabistan’ı desteklemeyi sürdürürken Yemen savaşının doğrudan tarafı olmamaya ve İran savaşının daha da genişlemesini önlemeye çalışıyor.
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MbS), Husilerin Yemen’in batı kıyısında hızla ilerleyerek Moha limanını ele geçirmesi ve Babülmendep’e yaklaşması üzerine 10 Eylül’de Trump’la görüşmüş ve yardım talep etmişti. Riyad açısından bu ilerleyiş yalnızca Yemen’deki askerî dengeleri değil, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden yaptığı petrol ihracatını ve güney sınırının güvenliğini de tehdit ediyor. Bu nedenle Bin Selman, ABD’den Husi hedeflerine doğrudan hava saldırıları düzenlemesini istedi.
MbS’nin talebini kabul etmeyen Trump yönetimi İran savaşı nedeniyle Amerikan askerî kaynaklarını yeni bir cepheye yaymak istemiyor ancak Suudi Arabistan’a da tamamen sırtını dönmüyor. Riyad’la acil koordinasyon görüşmeleri yapan Amerikan Merkez Komutanlığı istihbarat, erken uyarı ve hedef belirleme desteğinin artırılacağını duyurdu. Yaklaşık 200 Amerikan personelinin de Suudi Arabistan’da saldırı dışı destek görevlerinde bulunduğu belirtiliyor. Böylece Washington, Riyad’ın savunmasına katkı sağlamayı sürdürürken Yemen’de doğrudan savaşan taraf hâline gelmemeye çalışıyor.
Suudi yönetimi ilk aşamada Washington’dan doğrudan askerî müdahale istememiş, Husi saldırılarını kendi hava gücü ve savunma sistemleriyle kontrol altında tutabileceğini düşünmüştü. Ancak Husilerin saldırıları petrol altyapısına, Kızıldeniz’deki tanker trafiğine ve Suudi kentlerine yayılırken Yemen’in batı kıyısındaki ilerleyişin de hızlanması, Riyad’ın hesaplarını değiştirdi. Bin Selman’ın ABD’den doğrudan hava saldırısı talep etmesi, Krallığın çatışmayı tek başına yürütmekte giderek daha fazla zorlandığını gösteriyor.
Washington’ın bu talebi reddetmesi ise Amerikan önceliklerinin hâlâ İran savaşı ve Hürmüz Boğazı üzerinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. ABD, Suudi Arabistan’a istihbarat ve savunma desteğini sürdürmeye hazır olsa da Yemen’de yeni ve doğrudan bir askerî cephe açmanın mevcut kuvvetler ve mühimmat stokları üzerindeki baskıyı artıracağından endişe ediyor. Bu nedenle Trump yönetimi, Riyad’ın güvenliğine katkı sağlamakla Husilere karşı yeniden geniş çaplı bir savaşa girmek arasında daha net bir sınır çizmeye çalışıyor.
Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmanın temelinde Yemen’deki iktidar mücadelesi ile daha geniş Suudi-İran rekabeti bulunuyor. Husilerin 2014’te başkent Sana’yı ele geçirerek merkezi hükümeti büyük ölçüde devre dışı bırakmasının ardından Riyad, 2015’te Yemen hükümetini destekleyen askerî koalisyonun başında savaşa müdahil oldu. Suudi Arabistan kendi güney sınırında kendisine dost bir yönetim isterken Husiler Yemen’de elde ettikleri hâkimiyeti korumaya ve Suudi müdahalesini sona erdirmeye çalışıyor. İran’ın Husilere sağladığı askerî ve teknolojik destek ise Yemen’deki yerel çatışmayı bölgesel güç mücadelesinin parçası hâline getiriyor. Bu nedenle Husilerin Suudi kentlerini, petrol altyapısını ve Kızıldeniz güzergâhını tehdit edebilecek kapasiteye ulaşması Riyad açısından yalnızca Yemen kaynaklı bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda İran’ın Suudi Arabistan’ın güney sınırındaki nüfuzunun genişlemesi olarak görülüyor.
Husilerin Kızıldeniz kıyısında ilerleyerek önemli liman bölgeleri ve stratejik adalar üzerinde kontrol sağlaması, Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen kuvvetleri açısından ciddi bir gerileme yarattı. Yaklaşık 100 bin kişilik bir kuvvete ulaştıkları belirtilen Husiler, geri çekilen birliklerden Amerikan ve Suudi yapımı silahları da ele geçirdi. Bu kazanımlar doğrudan İran’ın toprak kontrolünü genişletmiyor ancak Tahran İle yakın ilişkili Husilerin Babülmendep çevresindeki askerî ve siyasî baskı kapasitesini artırıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği zaten ciddi biçimde aksarken Kızıldeniz’e açılan Babülmendep’in de tehdit altında kalması, İran ve müttefiklerinin bölgesel kriz üzerindeki dolaylı etkisini güçlendireceği düşünülüyor.
Suudi Arabistan, füze stoklarının azalması üzerine Fransa, İngiltere, Pakistan ve Mısır’dan askerî destek istemeye başladı. Amerikan stoklarının İran savaşı ve diğer cephelerde yoğun biçimde kullanılması, Washington’ın Riyad’a kısa sürede yeni önleyici füze sağlamasını zorlaştırıyor. Suudi yetkililer Mekke’yi hedef aldığı belirtilen bir Husi insansız hava aracının engellendiğini açıklarken Husiler böyle bir saldırı düzenlemediklerini savundu. Riyad’ın giderek daha fazla ülkeye yönelmesi, ABD’nin Körfez güvenliğindeki merkezi rolünün sona erdiğini değil, mevcut kriz koşullarında tek başına yeterli görülmediğini gösteriyor. Bu tablo, çatışmanın uzaması hâlinde Suudi Arabistan’ın yoğun füze ve drone saldırılarına ne kadar dayanabileceği konusunda soru işaretlerini artırıyor.
Suudi Arabistan’ın Husi hedeflerine doğrudan saldırı talebini reddeden Trump yönetimi Yemen’de yeni bir cephe açmak yerine çatışmayı sınırlı tutmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın diğer ayağını ise Umman’da Husi temsilcilerle yürütülen temaslar oluşturuyor. Amerikalı yetkililer, Husilerden uluslararası ticari gemilere saldırılmaması konusunda güvence almaya çalışırken Husi tarafı hedeflerinin genel deniz trafiği değil, Suudi Arabistan’la bağlantılı gemiler olduğunu bildirdi. Washington bu ayrımı yeterli görmese de şimdilik Riyad adına savaşa girmek yerine Kızıldeniz’de daha geniş bir çatışmayı önlemeye ve Amerikan kuvvetleriyle uluslararası taşımacılığı korumaya öncelik veriyor.
Trump yönetiminin Suudi Arabistan’ın doğrudan müdahale talebini reddetmesi, Washington’ın şimdilik Yemen savaşını İran çatışmasından ayrı tutmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi, Babülmendep üzerindeki baskının artması ve Suudi hava savunma stoklarının zayıflaması bu dengeyi kırılgan hâle getiriyor. Önümüzdeki dönemde Husi saldırılarının uluslararası deniz trafiğine yayılıp yayılmayacağı, Riyad’ın savunma kapasitesini ne ölçüde koruyabileceği ve Umman üzerinden yürütülen temasların yeni bir çatışmasızlık düzeni üretip üretemeyeceği belirleyici olacak. Washington yeni bir cepheden kaçınsa da Yemen’deki gelişmeler İran savaşının bölgesel etkilerini sınırlamayı giderek zorlaştırıyor.



















