Washington Ukrayna Diplomasisine Geri Dönüyor
Trump yönetimi, İran savaşının başlamasından sonra ikinci plana düşen Rusya-Ukrayna müzakerelerini yeniden canlandırmak amacıyla Steve Witkoff ve Jared Kushner’i önce Moskova’ya, ardından Kiev’e gönderdi. İki temsilcinin 6 Eylül’de Ukrayna’ya yaptığı ilk resmî ziyaret, Washington’ın taraflarla ayrı ayrı yürüttüğü temasları yeniden ortak bir müzakere çerçevesine dönüştürmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak Rusya’nın toprak ve Ukrayna’ya verilen askerî desteğin kesilmesi talepleriyle Kiev’in egemenlik ve güvenlik garantileri konusundaki tutumu değişmiş değil. Yeni Amerikan girişimi bu nedenle şimdilik bir barış anlaşmasından çok, şubattan beri donmuş olan görüşme kanalını yeniden açma çabası olarak görülüyor.
Witkoff ve Kushner, Moskova’da Vladimir Putin’le görüştükten bir gün sonra Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’le üç ayrı toplantı yaptı. Son görüşmeye İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ulusal güvenlik yetkilileri de katıldı. Amerikan temsilciler temasları “cesaret verici” olarak tanımlarken somut bir ateşkes veya liderler zirvesi açıklanmadı. Kushner, hedefin yalnızca çatışmaları durdurmak değil, uzun süre dayanabilecek bir barış düzeni kurmak olduğunu söyledi. Avrupalı yetkililerin sürece dâhil edilmesi ise Washington’ın olası bir anlaşmanın güvenlik ve finansman yükünü Avrupa’yla paylaşmak istediğini gösteriyor.
Ziyaretin dikkat çekici yönü, iki temsilcinin daha önce Rusya’ya birkaç kez gitmesine rağmen Ukrayna’ya ilk defa resmî olarak gelmesi oldu. Kiev yönetimi, Amerikan önerilerinin Moskova ile yapılan temaslarda şekillendiği ve Ukrayna’nın sürece sonradan dâhil edildiği yönünde uzun süredir kaygı taşıyordu. Witkoff ve Kushner’in doğrudan Kiev’e gitmesi bu dengesizlik algısını azaltmayı amaçlıyor. Buna rağmen Washington’ın görüşmeleri tarafların eşit talepleri arasında arabuluculuk olarak mı, yoksa Ukrayna’yı tavize ikna etme süreci olarak mı yürüteceği henüz belirginleşmiş değil.
Trump, 9 Eylül’de Putin’le yaptığı telefon görüşmesini “çok iyi” olarak nitelendirdi ve Rus liderin savaşı sona erdirecek bir anlaşma istediğini söyledi. Başkan, Zelenskiy’in de hazır olması durumunda uzlaşmanın mümkün olduğunu savunarak tıkanmayı iki lider arasındaki kişisel düşmanlıkla açıkladı. Ancak Amerika, Ukrayna ve Avrupa istihbarat çevrelerinde Putin’in gerçekten kalıcı barış istediğine ilişkin şüpheler sürüyor. Rus ordusunun saldırılarını yoğunlaştırması ve Kremlin’in toprak taleplerinden vazgeçmemesi, Moskova’nın görüşmeleri savaş alanındaki konumunu iyileştirecek bir araç olarak kullanabileceği kaygısını güçlendiriyor.
Diplomatik hareketlilik, savaşın oldukça sertleştiği bir dönemde başladı. Rusya, Ağustos sonundan itibaren Kiev ve diğer Ukrayna şehirlerine savaşın en yoğun hava saldırılarından bazılarını düzenledi. Birleşmiş Milletler verilerine göre Temmuz ayı, Mart 2022’den beri Ukraynalı siviller açısından en ağır dönem olurken son saldırılarda konutlar, depolar ve enerji altyapısı yeniden hedef alındı. Zelenskiy, diplomatik görüşmeler yürütülürken Moskova’ya yönelik baskının azaltılmasının Putin’i anlaşmaya değil, kış öncesinde daha büyük saldırılara teşvik edeceğini savunuyor.
Ukrayna da savaşın ekonomik maliyetini Rusya’nın iç bölgelerine taşımaya çalışıyor. Kiev’e bağlı kuvvetler, Rusya’nın doğal gaz üretiminin büyük bölümünün toplandığı Yamal-Nenets bölgesindeki tesislere ve Novorossiysk’teki askerî liman ile petrol terminallerine uzun menzilli saldırılar düzenledi. Bazı hedeflerin Ukrayna sınırından yaklaşık 3 bin kilometre uzakta bulunması, Kiev’in stratejik vurucu kapasitesindeki artışı gösteriyor. Ukrayna bu operasyonları Rusya’nın savaş gelirlerini azaltan “uzun menzilli yaptırımlar” olarak tanımlıyor; Moskova ise saldırıları müzakere zemininin bulunmadığının kanıtı olarak sunuyor.
Müzakerelerin önündeki en büyük engel işgal altındaki Ukrayna topraklarının geleceği olmaya devam ediyor. Moskova özellikle Donbas üzerindeki taleplerinden geri adım atmazken Kiev, herhangi bir toprak devrini kabul etmeyeceğini belirtiyor. Zelenskiy, bu ölçekteki siyasî kararların ancak liderler düzeyinde alınabileceğini savunuyor. Washington açısından bu durum, kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmak yerine toprak meselesini sonraki aşamaya bırakarak önce çatışmaları durduracak bir formül arayışını daha gerçekçi hâle getiriyor.
Moskova’nın olası yeni görüşmeler için Amerikan askerî yardımının durdurulmasını istemesi, müzakerelerin en güç başlıklarından birini oluşturuyor. Washington Ukrayna’nın savunmasını tamamen bırakırsa Rusya üzerindeki temel baskı aracını kaybedebilir; sevkiyatları sürdürürse Kremlin ABD’yi tarafsız arabulucu olarak kabul etmeyebilir. Trump yönetiminin Ukrayna’ya gönderilecek yeni silahların maliyetini giderek daha fazla Avrupa’ya yükleme politikası bu çelişkiyi kısmen aşmayı amaçlıyor: ABD üretici ve stratejik tedarikçi konumunu korurken doğrudan finansman sorumluluğunu azaltıyor.
Trump yönetiminin Ukrayna savaşını sona erdirme isteğinin arkasında Moskova’yla ilişkileri yeniden kurma hedefi de bulunuyor. Trump, Putin’le son görüşmesinde savaşın sona ermesinin ABD-Rusya ilişkilerinin ve ekonomik bağların yeniden geliştirilmesinin önünü açacağını söyledi. Bu yaklaşım, Ukrayna diplomasisini yalnızca Kiev ile Moskova arasındaki bir barış arayışı olmaktan çıkararak Washington’ın daha geniş Rusya politikasının parçası hâline getiriyor. Ancak bu normalleşme hedefi, ABD’nin Moskova üzerindeki baskıyı ne ölçüde sürdüreceği konusunda Kiev ve Avrupa’da soru işaretleri yaratıyor.
Tarafların temel siyasî taleplerinde uzlaşamaması ise Washington’u daha sınırlı anlaşmalara yöneltebilir. Son temaslarda enerji altyapısına yönelik saldırıların sınırlandırılması, tahıl sevkiyatının güvenliği ve savaş esirlerinin değişimi gibi başlıkların gündeme gelmesi bu ihtimali güçlendiriyor. Bu tür düzenlemeler savaşı sona erdirmese de çatışmayı bazı alanlarda sınırlayabilir ve daha kapsamlı görüşmeler için zemin hazırlayabilir. Amerikan diplomasisinin ilk somut sonucu bu nedenle nihai barıştan çok, belirli alanları kapsayan geçici ateşkesler olabilir.
Washington’ın yeniden devreye girmesi, Rusya-Ukrayna savaşında diplomatik kanalı canlandırmış olsa da tarafları ayıran temel meselelerde henüz bir yakınlaşma sağlayabilmiş değil. Moskova sahadaki askerî baskıyı sürdürürken Kiev hem toprak tavizini reddediyor hem de güvenlik garantilerinde ısrar ediyor. Trump yönetimi ise bir yandan Rusya’yla daha geniş bir normalleşmenin önünü açmaya, diğer yandan Ukrayna’ya desteği tamamen terk etmeden müzakere zemini oluşturmaya çalışıyor. Bu koşullarda kısa vadede kapsamlı bir barış anlaşmasından çok, belirli alanlarda saldırıları sınırlayan geçici düzenlemeler daha gerçekçi görünüyor.



















