Tahran’la Müzakereye Dönüş
ABD ile İran arasında yaklaşık üç aydır kesilmiş olan diplomatik temaslar Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları vesilesiyle yeniden başladı. Görüşmeler, tarafların uzlaşmaya yaklaştığı bir süreçten çok, savaşın artan maliyeti ve bölgesel baskı altında birbirlerinin sınırlarını yeniden test ettiği bir ilk temas niteliği taşıyor. Washington bir yandan müzakere kanalını açarken diğer yandan askerî ve ekonomik baskıyı sürdürmekte kararlı görünüyor. Tahran ise görüşmeye hazır olduğunu ancak tehdit altında geri adım atmayacağını vurguluyor. New York temasları, barış sürecinin başlangıcından çok, diplomasi ile tırmanmanın aynı anda yürütüldüğü yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Görüşme Amerikan ve İranlı yetkililer arasında uzun süre sonra gerçekleştirilen ilk temas oldu. Taraflar son olarak haziran ayında görüşmüştü. Trump toplantının “çok verimli” geçtiğini vurgularken İranlı yetkililer tarafların uzlaşıdan uzak olduğunu kaydetti. ABD, nükleer programın sınırlandırılması, Hürmüz’ün koşulsuz açılması ve İran’ın füze kapasitesi konusunda ilerleme beklerken İran ise liman ablukasının kaldırılmasını, dondurulan varlıklara erişim sağlanmasını ve saldırıların sona ereceğine ilişkin güvence verilmesini istiyor. Görüşme ortak bir metin üzerinde yapılan müzakerelerden ziyade tarafların savaşın maliyetini ölçtüğü ve başlangıç şartlarını yeniden sunduğu bir yoklama şeklinde ilerliyor.
Müzakerelerin yeniden başlamasına rağmen Trump’ın BM Genel Kurulundaki sert söylemleri, diplomatik sürecin önündeki en önemli çelişkilerden birini oluşturuyor. Trump, konuşmasında anlaşma sağlanamaması hâlinde “İran’ı yok edebileceğini” söyledi ve diğer devletlere İran’ı “tam ekonomik tecrit” altına alma çağrısında bulundu. Bu söylem, Washington’ın bir yandan müzakere kanalını açık tutarken diğer yandan askerî tehdit ve ekonomik baskıyı sürdürme niyetinde olduğunu gösteriyor. Ancak baskıyı artırmayı amaçlayan bu yaklaşım, diplomasiyle açık bir gerilim yaratıyor. Özellikle İran’ın varlığını hedef alan tehditlerin Tahran’ın güvenlik garantisi talebini güçlendirebileceği ve henüz başlangıç aşamasındaki görüşmelerde karşılıklı güven oluşmasını daha da zorlaştırabileceği şeklinde yorumlanıyor.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da yaptığı konuşmada ülkesinin görüşmeye hazır olduğunu ancak baskı ve tehdit altında geri adım atmayacağını söyledi. İran yönetimi, Hürmüz’den diğer ülkeler yararlanırken kendi gemilerinin abluka altında tutulmasını kabul etmeyeceğini ve bölgede kalıcı Amerikan askerî varlığının barışa katkı sağlamayacağını savunuyor. Buna karşılık İran Genelkurmayı da Trump’ın tehditlerine daha ağır saldırılarla karşılık verilebileceği mesajını verdi. Tahran da Washington’a benzer şekilde diplomasi ile caydırıcılığı aynı anda yürütmeye çalışıyor. Pezeşkiyan müzakere kanalını açık tutarken askerî kanat, görüşmelerin İran’ın geri adım attığı veya koşulsuz taviz verdiği bir sürece dönüşmeyeceğine vurgu yapıyor.
Trump yönetimi İran üzerindeki askerî baskıyı sürdürmek istese de savaşın maliyeti giderek artıyor. ABD Merkez Komutanlığının hesaplamalarına göre çatışmanın Amerikan bütçesine maliyeti 43,6 milyar dolara ulaşırken, 18 Amerikan askerinin öldüğü ve 830’dan fazlasının yaralandığı açıklandı. Ayrıca, Patriot ve THAAD stoklarındaki azalma da önemli bir sorun olarak görülüyor. Bu durumun yalnızca Orta Doğu’daki operasyonları değil, Ukrayna’ya verilen desteği ve Hint-Pasifik’te ortaya çıkabilecek yeni askerî ihtiyaçları etkileyebileceği öngörülüyor. Trump yönetiminin 95 milyar dolarlık ek savunma kaynağı talep etmesi, savaşın Washington üzerindeki mali ve askerî baskısını açık biçimde ortaya koyuyor.
Savaşın artan maliyeti Washington’ı yeni kaynak arayışına yöneltmiş durumda. Beyaz Saray, İran savaşı ve diğer savunma önceliklerinin finansmanı için Kongre’den 95 milyar dolarlık ek bir paketin onaylanmasını istiyor. Paketin 60 milyar doları Pentagon’a, 13 milyar doları ise diğer ulusal güvenlik ihtiyaçlarına ayrılırken kalan bölüm tarım desteği ve Trump yönetiminin diğer iç politika önceliklerini kapsıyor. Temsilciler Meclisinin temmuz ayında çok az farkla kabul ettiği paket Senato’da henüz kesinleşmiş değil. Yeni kaynak talebi, savaşın yalnızca mevcut bütçeyi tüketmekle kalmadığını, Washington’ı savunma harcamalarını daha da artırmaya zorladığını gösteriyor.
Washington, diplomatik ve askerî adımların yanı sıra Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı uzun vadede azaltacak alternatifler üzerinde de çalışıyor. ABD yönetimi, Arap ortaklarıyla birlikte yeni boru hatları ve alternatif enerji ihracat güzergâhları için 10 milyar dolarlık bir altyapı fonu kurulmasını önerdi. “Müttefik İnşa ve Güven Ortaklığı” adı verilen girişim, İran’ın Hürmüz üzerindeki baskı kapasitesini azaltmayı amaçlıyor. Fonun özel yatırımlarla 50 milyar doların üzerine çıkabileceği belirtiliyor. Ancak projelerin tamamlanması yıllar alacağı için plan mevcut krize kısa vadeli çözüm sunmaktan çok, gelecekteki benzer krizlere karşı uzun vadeli bir güvenlik stratejisi niteliği taşıyor.
New York’taki temaslar yalnızca Washington ile Tahran arasında yürütülmedi; bölge ülkeleri de çatışmanın sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerini artırdı. Katar, Amerikan ve İran heyetleri arasındaki mesajları iletirken Körfez ülkeleri Hürmüz’ün yeniden güvenli biçimde açılması ve İran’ı da kapsayabilecek yeni bir bölgesel güvenlik düzenlemesi üzerinde durdu. Trump da Orta Doğu ülkelerinin liderleriyle bu konuları görüştü. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ise ortak açıklamalarında seyrüsefer güvenliğinin korunması gerektiğini vurgulayarak bölgedeki çatışmaların kalıcı çözümünün diyalog ve diplomasiden geçtiğini belirtti. Böylece BM toplantıları, Washington ve Tahran arasındaki ikili pazarlığın ötesinde, bölge ülkelerinin savaşın yayılmasını önlemeye ve Hürmüz’de istikrarı yeniden sağlamaya çalıştığı daha geniş bir diplomatik platforma dönüştü.
New York temasları, ABD ile İran arasında diplomasi kanalını yeniden açmış olsa da tarafların temel taleplerinde henüz belirgin bir yakınlaşma bulunmuyor. Washington askerî ve ekonomik baskıyı sürdürürken Tahran da geri adım atmayacağını vurguluyor. Buna karşılık savaşın artan maliyeti, mühimmat stokları üzerindeki baskı ve Hürmüz’deki belirsizlik her iki taraf için de çatışmanın süresini uzatmayı daha zor hâle getiriyor. Bölge ülkelerinin diplomatik girişimleri de bu nedenle önem kazanıyor. Kapsamlı bir anlaşma ancak Hürmüz’ün güvence altına alınması, saldırıların sınırlandırılması ve karşılıklı olarak somut adımlar atılmasıyla mümkün görünüyor.



















