Şi Washington’da
Başkan Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’i 24 Eylül’de Beyaz Saray’da devlet töreniyle ağırladı. Şi için askerî birliklerin katıldığı geniş kapsamlı bir karşılama töreni düzenlenirken ziyaret, akşam verilen devlet yemeğiyle devam etti. Görüşmede ticaret, kritik mineraller, yapay zekâ ve Tayvan başta olmak üzere iki ülke arasındaki temel anlaşmazlıklar ele alındı. Zirveden bu sorunları çözecek kapsamlı bir anlaşma çıkmazken ziyaret, Washington ile Pekin’in giderek sertleşen rekabeti doğrudan temas yoluyla yönetme ve yeni bir ekonomik ya da askerî krize dönüşmesini önleme arayışını ortaya koydu.
Trump’ın Şi Jinping’i Beyaz Saray’da devlet töreniyle ağırlaması, Washington’ın ziyarete verdiği önemi ortaya koydu. Trump karşılama sırasında Şi ile kişisel ilişkisini özellikle vurgularken, teknoloji ve finans dünyasının önde gelen isimlerinin devlet yemeğine davet edilmesi iki ülke arasındaki rekabetin ekonomik ve teknolojik boyutunun da öne çıkarıldığını gösterdi. Bu yaklaşım, Washington’ın Pekin’le sert rekabeti sürdürürken aynı zamanda doğrudan diyalog kanallarını açık tutmak istediği şeklinde yorumlanıyor. Şi açısından ise Beyaz Saray’da bu düzeyde ağırlanmak, Çin’in ABD tarafından eşit düzeyde muhatap alınan büyük bir güç olduğu mesajını güçlendiren sembolik bir önem taşıyor.
Trump-Şi görüşmesi öncesinde Amerikan ve Çin heyetleri, 10 Kasım’da sona erecek ticaret ateşkesinin iki ay daha uzatılması konusunda anlaştı. Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng arasındaki görüşmelerde alınan karar, liderler zirvesi öncesinde ticaret alanındaki en acil anlaşmazlıklardan birini geçici olarak gündemden çıkarmış oldu. Bessent yaptığı açıklamada uzatmanın taraflara daha kapsamlı bir ekonomik anlaşma üzerinde çalışmak için ek süre sağlayacağını söyledi.
Ticaret ateşkesi, Trump ile Şi’nin Ekim 2025’te Güney Kore’de yaptığı görüşmenin ardından imzalanmıştı. O dönemde Washington bazı tarifeleri düşürürken Pekin Amerikan tarım ürünleri alımlarını yeniden artırmayı ve nadir toprak elementlerine yönelik yeni ihracat kısıtlamalarını ertelemeyi kabul etmişti. Ateşkesin bu kez yalnızca iki ay uzatılması ise tarafların mevcut düzenlemeyi korumak istediğini, ancak tarifeler, tarım ürünleri alımları, kritik mineraller ve teknoloji kısıtlamaları konusunda henüz uzun vadeli bir anlaşmaya ulaşamadığını gösteriyor.
Trump-Şi görüşmesinde ele alınan önemli konulardan biri nadir toprak elementleri ve kritik mineral tedariki oldu. ABD, özellikle savunma sanayisi, otomotiv ve ileri teknoloji üretimi için gerekli olan bu malzemelerin Çin’den kesintisiz biçimde gelmesini isterken, Pekin ihracat izinleri üzerindeki denetimini önemli bir pazarlık aracı olarak kullanıyor. Zirvede bu konuda yeni bir anlaşmaya varılmazken nadir toprak tedariki, iki ay uzatılan ticaret ateşkesi kapsamında görüşülmeye devam edecek başlıklardan biri olarak kaldı. Çin’in dünya nadir toprak madenciliğinin yaklaşık yüzde 70’ini, işleme ve üretim kapasitesinin ise yüzde 85’ten fazlasını kontrol ediyor. Bu nedenle Washington’ın Çin’e yönelik ticaret ve teknoloji baskısını artırırken kendi sanayisinin kritik girdilerini tehlikeye atmaması gerekiyor.
Zirvede ele alınan bir diğer önemli konu yapay zekâ oldu. Ancak görüşmeden bu alanda yeni bir anlaşma çıkmadı. Şi, ABD ve Çin’in yapay zekânın gelişimini birlikte yönetme sorumluluğu bulunduğunu ve teknolojinin insan kontrolünde kalması gerektiğini vurgularken, Trump yeni düzenlemeler getirilmesine mesafeli yaklaşımını sürdürdü. Zirve öncesindeki heyetler arası görüşmelerde ise ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zekâ olaylarının karşılıklı bildirilmesini sağlayacak bir mekanizma gündeme gelmişti. Konunun önemi, ABD ile Çin’in yalnızca yapay zekâ güvenliği konusunda ortak risklerle karşı karşıya olmalarından değil, aynı zamanda bu teknolojide küresel üstünlük için doğrudan rekabet etmelerinden kaynaklanıyor. Bu nedenle tarafların kriz yönetimi ve güvenlik alanında sınırlı iş birliği yapması mümkün görünse de teknoloji yarışını yavaşlatacak ortak kurallar konusunda uzlaşmaları daha zor görünüyor.
Zirvede ele alınan en önemli güvenlik konularından biri Tayvan meselesi oldu. Şi, Trump’tan Washington’ın Tayvan’ın bağımsızlığına açıkça karşı çıkmasını ve ada konusunda daha ihtiyatlı davranmasını istedi. Ancak Trump bu talebi kabul ettiğine ilişkin bir açıklama yapmadı. Washington, “Tek Çin” politikası çerçevesinde Pekin yönetimini Çin’in tek meşru hükümeti olarak tanıyor ancak Pekin’in ada üzerindeki egemenlik iddiasını açıkça kabul etmiyor. ABD aynı zamanda Tayvan’la resmî olmayan ilişkilerini sürdürüyor, Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemediğini belirtiyor ve statükonun tek taraflı değiştirilmesine karşı çıkıyor. Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında adanın kendisini savunabilecek kapasiteye sahip olmasına da destek veriyor.
Zirvede ekonomik konuların yanı sıra iki ülke arasındaki güvenlik sorunlarının nasıl yönetileceği de gündemdeydi. Şi, farklılıkların kontrol altında tutulması ve ilişkilerde stratejik istikrarın korunması gerektiğini vurguladı. Askerî iletişim özellikle Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’nde Amerikan ve Çin güçlerinin yakın temas hâlinde bulunması nedeniyle önem taşıyor; yanlış hesaplama veya sınırlı bir askerî olayın daha büyük bir krize dönüşmesi riski bulunuyor. İki ülke orduları hava ve deniz güvenliği konusunda yeniden temas kurmuş olsa da bu görüşmeler henüz kalıcı ve düzenli bir kriz yönetimi mekanizmasına dönüşmüş değil.
Ziyaret, ABD-Çin ilişkilerinde kapsamlı bir normalleşmeden çok rekabetin daha kontrollü biçimde yönetilmesine yönelik bir adım olarak öne çıktı. Ticaret ateşkesinin uzatılması kısa vadede ekonomik gerilimi azaltırken, kritik mineraller, yapay zekâ ve Tayvan gibi temel anlaşmazlıklarda belirgin bir çözüm ortaya çıkmadı. Buna karşılık Trump ve Şi’nin doğrudan temasın sürdürülmesi ve farklılıkların kontrol altında tutulması yönündeki mesajları, iki tarafın mevcut rekabetin yeni bir ticaret savaşına ya da askerî krize dönüşmesini önlemeye öncelik verdiğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde ilişkilerin seyri, zirvedeki siyasi mesajlardan çok ticaret taahhütlerinin uygulanması, kritik mineral akışının sürmesi ve güvenlik alanındaki iletişim kanallarının açık tutulmasına bağlı olacak.



















