Rusya ile Ukrayna Arasında Bölgesel Ateşkes
Rusya ile Ukrayna’nın, Rus işgali altındaki Oleşki’de insani yardım ve tahliyeler için geçici ateşkesi uygulamaya koyması, Washington’ın diplomatik çabaları açısından sınırlı fakat somut bir ilerleme oldu. ABD Başkanı Trump’ın eşi Melania Trump’ın arabuluculuğuyla hazırlanan düzenleme, savaşın genelini durdurmuyor; ancak iki tarafın insani yardımlar için ortak kuralları kabul edebildiğini gösteriyor. 29 Ekim itibarıyla ateşkesin üçüncü gününe girmesi ve ihlal bildirilmemesi, kasım ayında yapılması beklenen görüşmeler öncesinde olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bölgesel uzlaşmanın daha kapsamlı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini korurken Washington için öncelikli sınav, açıklanan düzenlemenin sonuç vermesini sağlamak olacak gibi görünüyor.
Anlaşma, savaş öncesinde yaklaşık 24 bin kişinin yaşadığı, bugün ise 2 bine yakın sivilin kaldığı Oleşki’ye doktor, ilaç, gıda ve içme suyu ulaştırılmasını öngörüyor. Kentte kalanların önemli bir bölümünü yaşlılar oluşturuyor. Mayınlı yolların temizlenmesinin ardından, ayrılmak isteyenlerin güvenli güzergâhlardan tahliye edilmesi amaçlanıyor. Düzenlemenin yalnızca insani ihtiyaçlara odaklanması, tarafların egemenlik ve toprak statüsü üzerindeki anlaşmazlıklarını çözmeden işbirliği yapabilmesini sağladı. Ancak anlaşmanın başarısı, silahların susmasının ötesinde, yardımın gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşmasına bağlı. Kentteki altyapı hasarı ve sivillerin hareket kabiliyetinin sınırlı olması, uygulamayı zorlaştırabilecek başlıca etkenler arasında bulunuyor.
Ukraynalı yetkililerin yaptığı açıklamaya göre, yardımın 30 Ekim’de kente ulaştırılması planlanıyor. Bu süreçte konvoyların güvenliği, sağlık ekiplerinin çalışabilmesi ve tahliye araçlarının hazırlanması belirleyici olacak. Washington açısından somut başarı, ateşkesin ihlal edilmemesi kadar sivillerin gıda ve sağlık hizmetlerine erişebilmesi ile ölçülecek. Tahliye edilmek istemeyen veya sağlık durumu nedeniyle hemen ayrılamayan insanların da dikkate alınması gerekiyor. Ateşkes sona erdiğinde kentte kalacak sivillere yardımın nasıl sürdürüleceği ise ayrı bir sorun olarak gösteriliyor. Bir defalık yardım operasyonunun kalıcı bir rahatlama sağlayabilmesi için sonraki sevkiyatların ve insani erişimin koşullarının da belirlenmesi gerekiyor.
Melania Trump’ın doğrudan arabulucu olarak öne çıkması, Beyaz Saray’ın alışılmış müzakere kanallarının yanında kişisel temasları da kullandığını gösteriyor. Melania Trump, daha önce Rusya’ya götürülen Ukraynalı çocukların ailelerine dönmesi için yürütülen çalışmalarda iki tarafla iletişim kurmuştu. Beyaz Saray’ın açıklamasına göre Oleşki girişimi de bu temaslardan yararlanılarak geliştirildi. Sivillerin korunmasına odaklanan bu kanal, askerî ve siyasi konulardaki anlaşmazlıkların dışında görüşme imkânı sundu. Bununla birlikte, kişisel girişimle sağlanan uzlaşmanın devamı, sahadaki görevlilerin koordinasyonuna ve tarafların verdiği sözleri yerine getirmesine bağlı. Bu temasların düzenli bir çalışma kanalına dönüşmesi, sonraki insani girişimlerin her defasında üst düzey müdahale gerektirmeden yürütülmesini kolaylaştırabilir.
Tahliye sürecindeki temel mesele, sivillerin nereye gideceklerine baskı altında kalmadan karar verebilmesi. Ukrayna veya Rusya yönünde ayrılma seçeneğinin açıklanması, bu tercihin sahada güvence altına alındığı anlamına gelmiyor. Yardım kuruluşlarının temsilcileri, gazetecilerin operasyona eşlik etmesinin bağımsız insani denetimin yerini tutmayacağı uyarısında bulunuyor. Sivillerin rızasının nasıl alınacağı, ailelerin birlikte kalmasının nasıl sağlanacağı ve şikâyetlerin kim tarafından inceleneceği açıklığa kavuşturulmalı. Dolayısıyla Amerikan arabuluculuğu ile bağımsız denetimi birbirinden ayırmak gerekiyor. Washington’ın girişiminin güvenilirliği, tahliyelerin gerçekleşmesi kadar insanların kendi tercihlerine uygun biçimde yürütülmesine de bağlı olacak.
Bölgesel ateşkes savaşın genel gidişatını değiştirmedi. Oleşki çevresindeki ateşkes, karşı kıyıdaki Herson’da da günlük hayatı bir ölçüde rahatlatırken diğer bölgelerde saldırıların sürmesi, kasım görüşmeleri öncesinde taraflar arasındaki güvensizliğin devam ettiğini gösteriyor. Washington’ın önündeki güçlük, insani yardım için sağlanan iş birliğini, enerji altyapısı ve deniz ulaşımı gibi kritik konulara taşımak. Bu alanlarda anlaşma sağlanması, tarafların karşılıklı kısıtlamaları kabul etmesini ve ihlallerin nasıl denetleneceği üzerinde uzlaşmasını gerektiriyor. Oleşki’deki uygulama bu görüşmelere somut bir deneyim sunabilir; fakat daha geniş bir ateşkesin koşulları müzakere masasında ayrıca belirlenecek.
Önümüzdeki ay Abu Dabi’de yapılacak olası ABD-Rusya-Ukrayna görüşmeleri, sınırlı ilerlemenin devam ettirilebilmesi açısından önem taşıyor. Kesin takvimin açıklanmadığı görüşmelerde enerji ve deniz hedeflerine yönelik ateşkes, esir değişimleri, sivillerin serbest bırakılması ve çocukların dönüşü gibi başlıkların ele alınması bekleniyor. Avrupa’nın masadaki yeri ise tartışmalı. Kiev, güvenlik garantileri ve savaş sonrası finansman nedeniyle Avrupa’nın katılımını isterken Moskova üçlü formatı tercih ediyor. Washington bu formatla görüşmeleri kolaylaştırabilir; ancak olası bir anlaşmanın uygulanmasında önemli sorumluluklar üstlenecek Avrupa ülkelerinin dışarıda kalması, sonraki aşamalarda koordinasyonu zorlaştırabilir. Avrupa’nın katkısının müzakere aşamasında netleştirilmesi, verilecek siyasi taahhütlerle bunları uygulamak için sağlanacak kaynaklar arasındaki belirsizliği de azaltabilir.
Bölgesel uzlaşmaya rağmen temel anlaşmazlıklar değişmiş değil. Rusya’nın Donbas üzerindeki talepleri ile Ukrayna’nın toprak devrini reddeden tutumu arasında büyük farklar bulunuyor. Kiev ayrıca yeni bir saldırıyı önleyecek güvenlik garantileri istiyor. Washington’ın önündeki mesele, insani konularda açılan iletişim kanalını korurken bu daha zor başlıklarda ilerleme sağlamak. Yaptırımların hangi koşullarda hafifletileceği, Ukrayna’ya desteğin nasıl sürdürüleceği ve güvenlik taahhütlerinin kapsamı bu nedenle önem taşıyor. Küçük bir uzlaşmanın ardından beklentilerin hızla yükseltilmesi yeterli olmayacak; ABD’nin daha kapsamlı taahhütler karşılığında ne sunacağını ve ne talep edeceğini belirginleştirmesi gerekecek. Aksi hâlde taraflar, sınırlı anlaşmaları farklı beklentilerle kabul ederek sonraki görüşmelerde aynı başlıkları yeniden tartışmaya açabilir.
Oleşki ateşkesi, tarafların sınırlı konularda anlaşabildiğini göstererek Washington’a görüşmeleri sürdürmek için somut bir dayanak sağladı. Yardım ve tahliyelerin tamamlanmasıyla bu uzlaşmanın karşılıklı olarak yerine getirilen bir taahhüde dönüşmesi planlanıyor. Böyle bir sonuç, Abu Dabi’de ele alınması beklenen diğer başlıklarda ilerlemeyi kolaylaştırabilir. Ancak toprak ve güvenlik konularındaki görüş ayrılıkları sürerken bölgesel ateşkesi kapsamlı barışın ilk adımı olarak değerlendirmek erken olacaktır. Washington’ın bundan sonraki başarısı, Oleşki’de sağlanan iş birliğini yeni anlaşmalarla devam ettirebilmesine bağlı olacak gibi görünüyor.



















