Kongre Seçimlerinde Fon Savaşı
3 Kasım Kongre seçimlerine kısa bir süre kala ortaya çıkan tablo, Demokratlara tarihi bir fırsat sunarken partinin kendi zayıflıklarını da gün yüzüne çıkarıyor. Yükselen enflasyon, İran savaşı ve Trump’ın düşen popülaritesi seçmen hoşnutsuzluğunu derinleştirirken bu öfke Demokratlara Texas ve Alaska gibi onlarca yıldır Cumhuriyetçi kalelerde bile rekabet şansı veriyor. Ancak Demokratlar Minnesota, Maine ve Michigan gibi ellerinde olan ve kazanmaları gereken eyaletlerde ilerici adaylarıyla merkez seçmeni ikna etmekte zorlanıyor. Seçime kısa bir süre kala kampanya finansmanı noktasında iki parti arasındaki farklılık da dikkat çekiyor. Senato yarışlarında Elon Musk’ın öncülük ettiği Cumhuriyetçi bağışçılar açık ara öndeyken Temsilciler Meclisi’nde üstünlük Demokratlara geçmiş durumda. Öte yandan Trump yönetiminin seçim sistemine yönelik şüphe uyandıran söylemleri ve seçime üç hafta kala Demokrat Temsilci Ilhan Omar’ın evine düzenlenen baskın, iktidarın olası bir yenilgi karşısında nasıl bir tutum alacağı sorusunu beraberinde getiriyor.
Son kamuoyu araştırmalarına göre Amerikalıların yüzde 80’i ülkenin yönetiminde köklü bir değişim istiyor ve bu talep yalnızca Demokratlar ve bağımsızlarla sınırlı kalmıyor. Cumhuriyetçi seçmenlerin bile yarıya yakını mevcut gidişattan memnun değil. Bu hoşnutsuzluğun merkezinde ekonomi yer alıyor. Seçmenlerin yüzde 85’i ekonomiyi oy tercihini belirleyen en önemli konu olarak gösterirken yaklaşık yüzde 80’i Trump’ın hayat pahalılığıyla mücadelesini başarısız buluyor. Sağlık hizmetleri ve İran savaşı da seçmenin öncelikleri arasında üst sıralarda yer alırken göç ve suç gibi Cumhuriyetçilerin öne çıkardığı başlıklar daha geride kalıyor.
Bu hoşnutsuzluk Demokratlara Alaska, Iowa, Texas ve Kansas gibi kırmızı eyaletlerde uzun bir aradan sonra ilk kez Senato koltuğu kazanma şansı verdi. Texas’ta 1988’den bu yana Senato seçimi kazanamayan Demokratların adayı James Talarico, kampanyası için 64 milyon dolar toplayarak rekor kırarken anketler de yarışın başabaş geçeceğini gösteriyor. Trump’ın desteğini alan Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton’ın hiçbir televizyon tartışmasını kabul etmemesi nedeniyle Talarico televizyon münazarasına tek başına katılırken ılımlı bir dil kullanarak Cumhuriyetçi seçmenlere de hitap etmeye çalıştı. Alaska’da eski Temsilci Mary Peltola’nın Senatör Dan Sullivan ile girdiği tartışma da Demokratların geleneksel sınırların ötesine geçme çabasının bir başka örneği oldu. Trump’ın bu hafta Alaska’ya giderek Sullivan’ın seçim kampanyasına bizzat katılması da Cumhuriyetçilerin bu eyaleti artık güvenli görmediğini gösteriyor.
Demokrat Parti önemli başarılarına rağmen asıl sorun kendi ellerinde olan eyaletlerde ortaya çıkıyor. Minnesota ve Maine gibi Demokratların kontrolündeki eyaletlerde ve Michigan gibi çekişmeli bir sahada Demokrat adaylar anketlerde net bir fark açamıyor. Bu üç yarışın ortak özelliği, her birinde parti liderlerinin desteklediği ılımlı rakipleri geride bırakarak aday olan ilerici isimlerin bulunması. Minnesota’da Vali Tim Walz’ın yardımcısı Peggy Flanagan, eyalet siyasetine bir yıldır damga vuran sosyal yardım yolsuzluğu skandalının gölgesinde kampanya yürütüyor. Cumhuriyetçi rakibi Michele Tafoya ise kendisini kürtaj hakkını savunan bir Cumhuriyetçi olarak sunarak ve seçimi Trump üzerinden değil yolsuzluk üzerinden tanımlayarak merkez seçmene oynuyor. Maine’de ön seçimi kazanan Graham Platner’ın tecavüz iddiası nedeniyle adaylıktan çekilmesinin ardından son dakikada aday olan Troy Jackson, son anketlerde rakibi Senatör Susan Collins’in gerisinde kaldı. Michigan’da ise Abdul El-Sayed, bu yılın en sert ön seçimlerinden birinin ardından partisinin merkezi figürlerinden tam olarak destek alamaması dikkat çekiyor.
El-Sayed bu direnci farklı bir koalisyon kurarak aşmaya çalışıyor. Bu hafta Alexandria Ocasio-Cortez ile birlikte eyaletin kırsal ve geleneksel olarak Cumhuriyetçi kuzey bölgesinde otobüs turuna çıkan El-Sayed, Trump’ı doğrudan hedef almak yerine seçmenin sisteme duyduğu öfkeyi kendi lehine çevirmeye odaklanıyor. El-Sayed bu strateji ile ekonomik hoşnutsuzluğun yüksek olduğu bir dönemde Trump’a oy vermiş ancak sonuçtan memnun kalmamış seçmeni hedefliyor. Başkan Yardımcısı JD Vance’in de Cumhuriyetçi aday Mike Rogers için Michigan’da miting düzenlemesi, iki partinin de bu eyaleti Senato’nun kaderini belirleyecek yarışlardan biri olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Flanagan, El-Sayed ve Jackson’ın üçünün de Chuck Schumer’ı çoğunluk lideri olarak desteklemeyeceğini açıklamış olması ise bu yarışların yalnızca Senato aritmetiğini değil Demokrat Parti’nin iç dengelerini de şekillendireceğini gösteriyor.
Kampanya finansmanı noktasında ise tablo iki meclis için farklı seyrediyor. Senato yarışlarında Cumhuriyetçiler kampanya bağışında açık ara önde yer alıyor. Elon Musk, geçen yıldan bu yana Cumhuriyetçileri desteklemek için 366 milyon dolar harcayarak bu yılın en büyük bireysel bağışçısı oldu ve bu paranın önemli bir kısmı Senato adaylarına odaklanan bir süper PAC’e aktarıldı. Temsilciler Meclisi’nde ise denge Demokratlar lehine dönmüş görünüyor. Cumhuriyetçiler 370 milyon dolar toplamış olsa da Demokratların 514 milyon dolarlık toplam bağış miktarı aradaki farkı gösteriyor.
Seçim kampanyasının son haftalarına damga vuran bir başka gelişme ise Trump yönetiminin seçim sistemine yönelik adımları oldu. Başkan, seçim altyapısının yabancı müdahaleye açık olduğunu öne sürerken seçmen listelerinde vatandaş olmayan isimlerin tespit edilmesi için çalışma yapmaya başladı. Yüksek Mahkeme’nin geçen ay posta oylarının Posta İdaresi tarafından denetlenmesini öngören kararı durdurmasının ardından yönetim, doğrulanmamış iddiaları sistematik biçimde gündeme taşıma yoluna gitti. Adalet Bakanlığı’nın 50 eyalete bin gözlemci gönderme planı ve Wyoming’deki ön seçimlerde federal gözlemcilerin oy makinelerini incelemeye çalışması Cumhuriyetçi valilerin bile tepkisini çekti.
Bu endişeleri somutlaştıran gelişme ise pazartesi günü federal ajanların Demokrat Temsilci Ilhan Omar’ın evine düzenlediği şafak baskını oldu. Göçmenlik dolandırıcılığı iddialarıyla bağlantılı olduğu aktarılan arama, Adalet Bakanlığı’nın seçime 60 gün kala adaylara yönelik açık soruşturma adımlarından kaçınma teamülünü açıkça çiğnedi. JD Vance’in aylar önce kanıt sunmadan Omar’ın kesinlikle dolandırıcılık yaptığını söylemesi baskının siyasi niteliğine dair şüpheleri artırıyor. Omar’ın büyük farkla kazandığı Minneapolis bölgesinde seçim sonucu açısından herhangi bir risk olmasa da bu sürecin seçmen davranışı üzerinde kısıtlı da olsa etkisinin olması bekleniyor.
Seçime üç hafta kala ortaya çıkan tablo, Demokratların ekonomik öfkeden ve Trump’ın düşük popülaritesinden beslenen bir rüzgârı arkalarına aldığını ancak bu rüzgârın Senato’ya taşınmasının kendi kalelerindeki başa baş yarışlara bağlı olduğunu gösteriyor. Temsilciler Meclisi’nin el değiştirmesi kampanya finansman dengesinin de desteğiyle güçlü ihtimal olarak görülürken Senato’nun kaderi Michigan, Minnesota ve Maine’de ilerici adayların merkez seçmeni ikna edip edemeyeceğine ve Texas ile Alaska’da tarihi bir kırılmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağlı. Trump yönetiminin seçim sistemine yönelik adımları ve muhaliflerine karşı federal gücü kullanma biçimi ise bu seçimin yalnızca sandıkta değil sandık sonrasında da belirsizlik taşıyacağına işaret ediyor.



















