Rusya Yaptırımları Askıya Alındı
Başkan Donald Trump’ın Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları askıya almasının ardından Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimler yeniden hız kazandı. Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD ve Ukrayna ile üçlü müzakerelere dönmeyi kabul ederken tarafların Abu Dabi’de yeniden bir araya gelmesi gündeme geldi. Ancak Washington’ın Rusya’ya ekonomik kolaylıklar sağlaması hem Amerikan Kongresinde hem de Avrupa’da eleştirilere neden oldu. Trump yönetimi yaptırımların gevşetilmesinin müzakereleri kolaylaştıracağını savunurken Avrupa ülkeleri Moskova üzerindeki baskının sürdürülmesini istiyor. Rusya ise diplomatik temaslara rağmen Ukrayna’dan toprak ve güvenlik konusundaki temel taleplerini değiştirmiş değil.
Putin’in kararı, Amerikan özel temsilcisi Steve Witkoff’la 21 Ekim’de St. Petersburg’da yaptığı yaklaşık üç saatlik görüşmenin ardından açıklandı. Kremlin, planlanan toplantıların savaş sonrasında hem Ukrayna’nın hem Rusya’nın güvenliğini sağlayacak bir düzen üzerinde yoğunlaşacağını bildirdi. Moskova ayrıca Trump’ın serbest bırakılmasını istediği emekli Amerikalı öğretmen Stephen Hubbard’ı bir iyi niyet göstergesi olarak serbest bıraktı. Ancak Kremlin, Ukrayna’nın sunduğu yeni önerilerin kendisini tam olarak tatmin etmediğini de belirtti.
Witkoff, Moskova’ya gitmeden önce Oslo’da Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ve NATO temsilcileriyle görüştü. Toplantıda ateşkes seçenekleri, Ukrayna için güvenlik garantileri, savaş sonrası ekonomik düzen ve Avrupa güvenlik mimarisi ele alındı. Zelenskiy, nihai anlaşmadaki bazı meselelerin yalnızca liderler düzeyinde çözülebileceğini belirterek Trump ve Putin’le üçlü zirve istedi. Kiev ayrıca Ukrayna hakkında Ukrayna’nın katılmadığı bir pazarlığı kabul etmeyeceğini vurguladı. Bu yaklaşım, Amerikan-Rus temaslarının Kiev’i dışarıda bıraktığı yönündeki kaygıları azaltmayı amaçlıyor.
Trump yönetiminin Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı azaltması, ABD ile Avrupa Birliği arasındaki görüş ayrılıklarını daha da belirginleştirdi. Washington yaptırımları gevşetirken Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar hazırlamaya devam ediyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, ABD’nin Ukrayna’yı Putin’in şartlarını kabul etmeye zorladığını belirterek bu yaklaşımı eleştirdi. Kallas’a göre Rusya’nın somut adımlar atmadan ekonomik tavizler elde etmesi, Moskova üzerindeki baskıyı zayıflatıyor. Avrupa ülkeleri, Rusya’ya yönelik yaptırımların sürdürülmesini ve Ukrayna’ya güçlü güvenlik garantileri verilmesini savunurken Trump yönetimi müzakereleri ilerletmek için ekonomik teşvikleri kullanmayı tercih ediyor.
Trump, 16 Ekim’de imzaladığı başkanlık kararıyla bir ay önce imzaladığı Lindsey O. Graham Rusya ve İran Yaptırımları Yasası’nın önemli hükümlerini “ulusal çıkar” gerekçesiyle askıya aldı. Yasa; Rus bankalarını, enerji şirketlerini, yetkilileri ve gölge tanker filosunu hedefliyor, Rus petrolünün büyük alıcılarına yüzde 100’e kadar ek gümrük vergisi uygulanmasına olanak veriyordu. Beyaz Saray ayrıntılı gerekçeyi Kongreye sunduğunu belirtse de kamuoyuna açıklamadı. Karar, Rus dizeline tanınan muafiyetle birlikte Washington’ın ekonomik baskıyı müzakere öncesinde azaltmayı tercih ettiğini gösteriyor.
Trump yönetimi bu yaklaşımın, Putin’i müzakereye çekebileceğini düşünüyor. Ancak Kongredeki eleştiriler, Kremlin’in görüşmelere dönmesinin yaptırımların kaldırılmasını haklı çıkarmaya yetmeyeceği üzerinde yoğunlaşıyor. Yasanın temel amacı, Rusya’nın askerî saldırılarını durdurması ve müzakerelerde somut ilerleme sağlaması için ekonomik baskıyı artırmaktı. Şimdi ise Moskova herhangi bir ateşkesi kabul etmeden bazı ekonomik avantajlar elde edebilecek. Bu sıralama, Rusya’nın görüşmeleri uzatırken Amerikan tavizlerinden yararlanabileceği kaygısını güçlendiriyor.
Trump’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşetmesinde Amerikan ekonomisindeki gelişmelerin de etkili olduğu belirtiliyor. İran’la yaşanan savaşın ardından yükselen enerji fiyatları, özellikle taşımacılık ve tarım sektörlerinde maliyetleri artırdı. Washington, Rus dizelinin yeniden piyasaya girmesinin fiyatları düşürebileceğini savunuyor. Ancak enerji piyasası uzmanları, Rusya’nın mevcut üretim ve ihracat kapasitesinin fiyatları kısa sürede önemli ölçüde düşürmeye yetmeyebileceğine dikkat çekiyor. 3 Kasım’daki Kongre seçimleri öncesinde yüksek yakıt fiyatları Cumhuriyetçiler üzerindeki siyasi baskıyı da artırıyor. Bu nedenle Rusya’ya sağlanan ekonomik kolaylıklar, yalnızca Ukrayna’da diplomatik ilerleme arayışıyla değil, Trump’ın iç politikadaki ekonomik öncelikleriyle de bağlantılı görünüyor.
Oslo görüşmelerinde Washington ile Kiev arasındaki askerî koordinasyonda sınırlı bir iyileşme de sağlandı. Zelenskiy, Ukrayna’nın Rus füze saldırılarına ilişkin Amerikan erken uyarı bilgilerini yeniden almaya başladığını açıkladı. Taraflar Patriot önleyicilerinin sevkiyatını ve hareket hâlindeki Ukrayna dronlarında yaşanan Starlink kısıtlamalarını da görüştü. Trump yönetimi Ukrayna’nın savaş kapasitesini bilerek sınırladığını reddediyor. Bununla birlikte silah teslimatlarındaki gecikmeler ve geçici istihbarat kesintileri, Kiev’in Amerikan desteğine bağımlılığını ve Washington’ın bu bağımlılığı müzakere baskısı olarak kullanabilme gücünü ortaya koydu.
Moskova üçlü görüşmelere dönmeyi kabul etse de Donetsk bölgesinin tamamının Rusya’ya bırakılması, Ukrayna’nın NATO dışında tutulması ve geçici ateşkes yerine kapsamlı bir anlaşma yapılması yönündeki taleplerini değiştirmedi. Rus saldırıları diplomatik hareketlilik sırasında da sürdü. Görüşmelerin yeniden başlaması gündemdeyken Kiev’in Rus saldırılarına hedef olması, Moskova’nın müzakere kanalı açılırken askerî baskıyı azaltma yönünde somut bir adım atmadığını gösterdi. Zelenskiy ise mevcut cephe hattının geçici olarak dondurulmasını tartışabileceğinin işaretini verse de bunun işgal edilen toprakların Rusya’ya ait olduğunun tanınması anlamına gelmeyeceğini belirtiyor.
Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik yaptırımları askıya alması, Ukrayna savaşında diplomatik süreci yeniden canlandırsa da taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar devam ediyor. Washington ekonomik teşviklerle Moskova’yı müzakereye yönlendirmeye çalışırken Rusya askerî baskıyı sürdürerek görüşmelerde avantaj elde etmeyi hedefliyor. Avrupa ülkeleri ise somut ilerleme sağlanmadan yaptırımların gevşetilmesinin Rusya’nın elini güçlendirebileceğinden endişe ediyor. Bu süreçte Trump’ın iç siyaset özelinde ekonomik öncelikleri ile Avrupa’nın güvenlik kaygıları arasındaki farklılıklar da belirginleşiyor. Önümüzdeki dönemde asıl mesele, yeniden başlayan diplomatik temasların Rusya’nın tutumunda bir değişiklik yaratıp yaratmayacağı ve tarafların ateşkes ile güvenlik garantileri konusunda ortak bir zemine ulaşıp ulaşamayacağı olacak.



















