Abluka İran Ekonomisini Zorluyor
ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukası, ülkenin petrol gelirlerini büyük ölçüde azaltırken ekonomik sorunlarını da ağırlaştırıyor. Bu hafta açıklanan veriler, İran’ın deniz yoluyla petrol ihracatının durduğunu ve ekonomik sıkıntıların derinleştiğini ortaya koydu. Ancak Washington’ın ekonomik baskıyla İran’ı müzakerelerde taviz vermeye zorlama beklentisi henüz gerçekleşmiş değil. Tahran yönetimi alternatif yollarla petrol satışını sürdürmeye çalışırken Hürmüz Boğazı ve çevresindeki ticari gemilere yönelik saldırıları artırıyor. Bu gelişmeler, ABD ile İran arasındaki ekonomik ve askerî mücadelenin uzayabileceğine işaret ediyor.
ABD ile İran arasındaki gerilim, bu hafta ekonomik ve askerî gelişmelerin etkisiyle yeni bir boyut kazanmış durumda. Washington’ın uyguladığı deniz ablukası İran’ın petrol ihracatını büyük ölçüde durdururken Tahran, bölgedeki deniz taşımacılığına yönelik baskısını artırıyor. İran ekonomisinde derinleşen sorunlar ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik saldırılar, çatışmanın bölgesel sonuçlarını daha belirgin hâle getirdi. Diplomatik temasların devam etmesine rağmen tarafların karşılıklı baskıyı artırması, kısa vadede gerilimin düşmesini engelliyor.
Enerji piyasası araştırma kuruluşu Vortexa’nın 13 Ekim’de açıkladığı veriler İran’ın deniz yoluyla petrol ihracatının Eylül ayı ortasında tamamen durduğunu ve Ekim ayı başına kadar yeniden başlamadığını gösteriyor. Amerikan ablukası nedeniyle yaklaşık 43 milyon varil İran petrolü, Hürmüz Boğazı’nın batısındaki tankerlerde bekliyor. İran dışındaki Körfez ülkelerinin petrol ihracatı ise, Suudi Arabistan’ın sevkiyatlarını artırmasının etkisiyle savaş öncesi düzeyin yüzde 81’inin üzerine çıktı. Rus petrolünün Çin pazarında İran petrolünün yerini kısmen doldurması da Tahran’ın alternatif ihracat imkânlarını sınırlandırıyor.
Petrol gelirlerindeki kayıp, İran’ın zaten ağır sorunlar yaşayan ekonomisi üzerindeki baskıyı artırıyor. İran’ın para birimi riyal, Temmuz ayından bu yana dolar karşısında yaklaşık yüzde 35 değer kaybederken yıllık enflasyon eylülde yüzde 73,6’ya ulaştı. İran Merkez Bankası Başkanı Abdülnasır Himmeti, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada Amerikan yönetiminin ülke ekonomisinin çökmekte olduğu yönündeki iddialarını reddetti. Ancak Merkez Bankasının para birimini desteklemek için 2 milyar dolara kadar döviz satışı programı başlatması, ekonomik sorunların boyutunu ortaya koyuyor. Bu koşullar, Tahran yönetiminin ekonomik istikrarı koruma çabalarını da güçleştiriyor.
ABD yönetiminin İran ekonomisini kısa sürede ağır bir krize sürükleme beklentisi ise henüz tam olarak gerçekleşmiş değil. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Eylül ayı sonunda İran havayolu şirketlerinin uluslararası uçuş yapamayacağını ve ülkenin petrol satamaz hâle geleceğini öne sürmüştü. Ancak deniz ablukası petrol ihracatını büyük ölçüde sınırlandırmasına rağmen İran, daha önce ülke dışına çıkardığı petrolü satmayı sürdürüyor. Enerji araştırma şirketi Kpler’e göre İran ayrıca karayoluyla günde yaklaşık 250 bin varil petrol ihraç ediyor. Bu durum, Tahran’ın ekonomik baskıya rağmen belirli gelir kaynaklarını koruyabildiğini gösteriyor.
Beklenen sonuçların kısa sürede alınamaması üzerine Washington, daha uzun süreli bir ekonomik baskı politikasına hazırlanıyor. ABD yönetimi, petrol gelirlerindeki azalmanın zamanla İran’ın ekonomik dayanıklılığını ve müzakerelerdeki pazarlık gücünü zayıflatacağını düşünüyor. Buna karşılık Tahran, taleplerini değiştirmeye yanaşmazken Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını artırıyor. Tarafların ekonomik ve askerî baskıyı sürdürmesi, müzakerelerde ilerleme sağlanmasını güçleştirirken çatışmanın kısa sürede sona ermesi yönündeki beklentileri de zayıflatıyor.
Ekonomik baskı artarken Hürmüz Boğazı’ndaki askerî gerilim de yeni bir aşamaya geçti. Son günlerde ticari gemilere yönelik saldırıların artması ve hedeflerin petrol tankerleri dışındaki yük gemilerini de kapsaması, bölgedeki deniz taşımacılığını daha riskli hâle getiriyor. İran’ın saldırılarını Hürmüz Boğazı’nın ötesine taşıması, çatışmanın coğrafi olarak genişleme ihtimalini de artırıyor. Bu gelişmeler, Tahran’ın Amerikan ablukasına karşı yalnızca petrol sevkiyatını değil, bölgedeki uluslararası ticareti de baskı aracı olarak kullanmaya yöneldiğini gösteriyor.
İran, Amerikan ablukasına karşı deniz taşımacılığı üzerindeki baskısını artırmak amacıyla yeni askerî yöntemler uygulamaya başladı. İranlı yetkililere göre bu strateji, petrol fiyatlarını yüksek tutmayı ve Kongre seçimleri öncesinde Washington üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlıyor. İran’ın operasyonlarını Hürmüz Boğazı’nın dışına, Umman Körfezi ile Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri açıklarına doğru genişlettiği belirtiliyor. Amerikan askerî yetkilileri, Devrim Muhafızlarının ticari gemileri izlemek ve hedef belirlemek için küçük tekneler kullandığını, ancak İran’ın bölgedeki petrol sevkiyatının yeniden artmasını tamamen engelleyemediğini ifade ediyor.
Hürmüz’deki gelişmelerin etkileri enerji piyasalarının ötesine de uzanıyor. Birleşmiş Milletler, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada boğazdan gübre sevkiyatının yeniden başlamaması hâlinde Asya ve Afrika’da gıda güvenliğinin tehlikeye girebileceği uyarısında bulundu. Savaş öncesinde dünya üre gübresi ticaretinin yaklaşık üçte biri bu güzergâhtan geçiyordu. BM, günde yalnızca beş gübre gemisinin güvenli geçişini sağlayabilecek bir mekanizma öneriyor. Ancak planın uygulanabilmesi için Washington ve Tahran’ın anlaşması gerekiyor.
Bu gelişmeler yaşanırken diplomatik temaslar tamamen kesilmiş değil. İran Dışişleri Bakanlığı, 12 Ekim’de Pakistan ve Katar aracılığıyla ABD ile mesaj alışverişinin sürdüğünü ve Washington’ın son önerisinin incelendiğini açıkladı. Bununla birlikte İran, ekonomik ablukanın kaldırılması konusunda güvence isterken ABD nükleer programın da görüşmelerin başlangıcında ele alınmasını talep ediyor. Tarafların bu konularda henüz uzlaşamaması, askerî ve ekonomik gerilimin azaltılmasını güçleştiriyor.
ABD ile İran arasındaki mücadele giderek ekonomik dayanıklılık ve bölgesel güvenlik üzerinden şekilleniyor. Washington, petrol gelirlerini sınırlandırarak Tahran’ı müzakerelerde taviz vermeye zorlamaya çalışırken İran, Hürmüz Boğazı ve Körfez’deki güvenlik risklerini artırarak Amerikan baskısının maliyetini yükseltmeyi amaçlıyor. Ancak bu karşılıklı baskı politikası, çatışmanın bölge ekonomileri ve uluslararası ticaret üzerindeki olumsuz etkilerini de derinleştiriyor. Tarafların askerî gerilimi tırmandırmadan mevcut anlaşmazlıklara çözüm bulabilmesi, ekonomik yaptırımlar, deniz güvenliği ve nükleer program konusunda karşılıklı güvencelere dayanan bir uzlaşma sağlamalarına bağlı görünüyor.



















