Seçimlerin İran Mesajı
Demokratların 3 Kasım ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi ve Senatoda çoğunluğu kazanması, Başkan Donald Trump’ın İran politikasını yeniden tartışmaya açtı. Trump, savaşın Cumhuriyetçilerin yenilgisinde rol oynadığını kabul etmekle birlikte İran’a saldırma kararından vazgeçmiş değil. Bu tutum, seçim sonucunun Washington’ı kendiliğinden uzlaşmaya yöneltmeyeceğini gösteriyor. Ancak savaşın ekonomik ve siyasî maliyetinin belirginleşmesi, Beyaz Saray’ın bundan sonraki adımlarını kamuoyuna açıklamasını zorlaştırıyor. Trump artık İran’dan alacağı tavizler kadar, çatışmanın Amerikan seçmenine yüklediği maliyeti de hesaba katmak zorunda.
Başkan Yardımcısı JD Vance’in yenilgiyi doğrudan savaşa bağlaması, yönetim içindeki tartışmayı görünür hâle getirdi. Bununla birlikte seçim sonucunu yalnızca İran üzerinden açıklamak eksik kalıyor. Seçmen araştırmaları, hayat pahalılığı ve yolsuzluk kaygılarının daha belirleyici olduğunu gösteriyor. İran savaşı ise özellikle yakıt fiyatları üzerinden ekonomik memnuniyetsizliği besledi. Dolayısıyla Beyaz Saray açısından diplomatik bir anlaşmanın değeri, dış politikada sonuç almanın yanında, ekonomik baskıyı hafifletebilmesinde yatıyor. Anlaşmanın seçmene yansıyan faydası sınırlı kalırsa Trump’ın siyasî kayıplarını telafi etmesi de kolay olmayacak.
Ocakta göreve başlayacak Demokrat çoğunluk, savaş harcamaları ve Kongre denetimi üzerinden yönetim üzerindeki baskıyı artırabilir. Komisyonların yetkilileri ifadeye çağırması, belge istemesi ve askerî kararları sorgulaması, İran politikasını sürekli gündemde tutabilir. Bütçe görüşmeleri de savaşın finansmanı konusunda pazarlık alanı oluşturabilir. Ancak Demokratların başkanın vetosunu aşacak çoğunluğa sahip olmaması, bağlayıcı sınırlamalar getirmelerini zorlaştırıyor. Dolayısıyla seçim sonucu Trump’ın askerî hareket alanını hemen ortadan kaldırmıyor; fakat yeni operasyonların maliyetini ve gerekçesini savunmasını güçleştiriyor. Bu baskının etkisi, Demokratların denetim yetkilerini somut bütçe koşullarına dönüştürüp dönüştüremeyeceğine bağlı olacak.
Washington’ın seçenekleri anlaşma veya yeni saldırılarla sınırlı değil. Yönetim, deniz ablukasını ve yaptırımları sürdürerek İran’ın taviz vermesini bekleyebilir. Bu seçeneğin siyasî avantajı, büyük bir harekâta girişmeden baskıyı koruyabilmesi. Buna karşılık sonuç almak için gereken süre belirsiz. Seçim sonrasında ekonomik rahatlama bekleyen kamuoyuna aylarca devam eden bir bekleyişi açıklamak zorlaşabilir. Ayrıca müzakerelerin sonuçsuz kaldığı, askerî gerilimin ise sürdüğü bir ortam, küçük bir çatışmanın büyümesi riskini taşıyor. Bu nedenle bekleme politikası, Beyaz Saray açısından karar vermeyi erteleyebilir; ancak savaşın maliyetine kalıcı çözüm sunmayabilir.
Katar üzerinden yürütülen dolaylı görüşmeler, diplomatik çıkış arayışının başlıca kanalı olmayı sürdürüyor. İran’ın eylülde sunduğu yedi aşamalı öneri, iki günde uygulanabilecek biçimde daraltıldı. Taslak; ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırmasını, petrol satışlarına muafiyet tanımasını ve yeni yaptırımları iptal etmesini, İran’ın ise Hürmüz’ü yeniden açmasını öngörüyor. Ancak Tahran, nükleer görüşmelere geçmeden önce şartlarının yerine getirildiğini doğrulamak istiyor ve zenginleştirilmiş uranyumun başka ülkeye gönderilmesini reddediyor. Görüşmeler henüz anlaşma üretmediğinden iki günlük süre, kabul edilmiş bir takvim değil, müzakere edilen önerinin parçası.
Hürmüz meselesinde temel sorun, gemilerin geçişine izin verilmesinin ötesinde, bu geçişlerin hangi koşullarda sürdürüleceği. İran’ın boğaz üzerindeki denetim talepleri, Washington ve Körfez ülkelerinin güvenli ve kesintisiz seyrüsefer beklentisiyle çatışıyor. Geçişlere ücret veya siyasî koşul getirilmesi ihtimali, ekonomik rahatlamanın kalıcılığı konusunda soru işaretleri yaratıyor. Bu nedenle yalnızca boğazın açıldığının ilan edilmesi yeterli olmayabilir. Geçişlerin yeniden engellenmeyeceğine dair güven oluşması gerekiyor. Trump açısından da anlaşmanın başarısı, açıklanan takvimden çok deniz ticaretinin istikrara kavuşması ve bunun enerji maliyetlerine yansımasıyla ölçülecek.
Amerikan basınına yansıyan haberlere göre ABD, 2 Kasım gecesi bir Amerikan uçağına füze ateşlenmesinin ardından Keşm Adası’ndaki hava savunma sistemini hedef aldı. Operasyon sınırlı bir karşılık olarak aktarılırken İranlı yetkililer, yeni saldırılara verilecek cevabın “bölge dışına taşabileceği” mesajını verdi. Avrupa’daki Amerikan üslerinin de gündeme getirilmesi, karşılıklı tehditlerin kapsamının genişlediğini gösteriyor. Bu ortamda Katar’ın arabuluculuğunun sonuç vermesi, ekonomik ve nükleer başlıklardaki pazarlığın yanında yeni saldırıların önlenmesine de bağlı. Her yeni çatışma, tarafların karşılıklı adımlara güvenmesini zorlaştırabilir.
İran’ın seçim sonucuna vereceği karşılık da Washington’ın tercihlerini etkileyebilir. Tahran, Trump’ın anlaşmaya daha fazla ihtiyaç duyduğunu düşünerek taleplerini artırabilir veya mevcut fırsatı karşılıklı tavizlerle değerlendirebilir. Bazı uzmanlar, Amerikan yönetiminin siyasî zayıflığının askerî kararlılığındaki azalmayla karıştırılmasının tehlikesine dikkat çekiyor. Bu açıdan İran’ın pazarlık tutumu önemli olacak: Trump’a kamuoyuna sunabileceği bir sonuç sağlayan uzlaşma, diplomasiye alan açabilir; açık yenilgi görüntüsü veren koşullar ise yeni saldırıları teşvik edebilir. Seçimlerin müzakereye katkısı, tarafların birbirlerinin sınırlarını nasıl değerlendirdiğine bağlı.
Olası bir anlaşmanın önündeki sorunlardan biri de tarafların verdikleri sözleri nasıl yerine getireceği. Washington, ekonomik kısıtlamaları hafiflettikten sonra İran’ın deniz trafiğini yeniden engellemesinden kaygı duyabilir. Tahran ise kendi adımlarını attıktan sonra ABD’nin yaptırımları sürdürmesi veya yeni saldırılara başvurması ihtimalini hesaba katacaktır. Bu nedenle Katar’ın arabuluculuğunda hazırlanacak düzenlemenin, karşılıklı yükümlülüklerin nasıl doğrulanacağını ve anlaşmazlıkların nasıl çözüleceğini açıklığa kavuşturması gerekiyor. Aşamalı uygulama, her iki tarafın da karşı tarafın adımlarını görerek ilerlemesini sağlayabilir. Trump açısından böyle bir mekanizma, verilecek ekonomik tavizleri kamuoyuna açıklamayı kolaylaştırırken İran açısından da Amerikan taahhütlerinin somut sonuçlarını izleme imkânı sunabilir.
Seçim yenilgisi, Trump’ın İran stratejisini sürdürmesinin siyasî maliyetini artırsa da bu değişim savaşın kısa sürede biteceği anlamına gelmiyor. Washington açısından temel mesele, savaşın ekonomik maliyetini azaltırken İran’dan somut tavizler alabilmek. Katar üzerinden yürütülen görüşmeler bu yönde bir fırsat sunuyor. Hürmüz’de güvenli geçiş ile ekonomik kısıtlamaların hafifletilmesini birleştiren aşamalı düzenleme, ilk çıkış yolu olabilir. Bunun kalıcılaşması ise nükleer görüşmelerin başlamasına ve yeni saldırıların önlenmesine bağlı olacak. Trump’ın seçim sonrası politikası, anlaşma ihtiyacı ile geri adım attığı görüntüsünden kaçınma çabası arasında şekillenecek gibi görünüyor.



















